Almanca Zeitgeist, kavramını Türkçeye ‘Zamanın Tini’ olarak çevirmenin doğru olduğu görüşündeyim. Zeitgeist sözü Almanca zaman demek olan ‘zeit’ ve tin demek olan ‘geist’ sözlerinden oluşturulmuştur. Her ne kadar bu söz Türkçeye ‘zamanın ruhu’ olarak çevrilmiş olsa da, doğru çeviri ‘zamanın tini’ olmalıdır. Zira ruh sözünün Almanca karşılığı ‘sele’ ve tin sözünün Almanca karşılığı ‘geist’ olarak ifade edilmektedir.

Tin ruhtan farklıdır. Tin: “psiko-sosyal yönümüz” olmaktadır. Dolayısıyla Zeitgeist kavramı ile bir toplumun veya daha genel anlamda dünya insanlarının sosyal yapılarını oluşturan ortak psikolojik yapı kastedilir. Geist sözünü ilk olarak Alman filozof Freidrich Hegel “Phenomenologie des Geistes” adlı eserinde kullanmış ve bu eser Türkçeye “Tinin Fenomenolojisi” olarak çevrilmiştir. Demek ki, ‘Zeitgeist’ sözünden belli bir zaman aralığında dünyada kabul gören bilim, sanat ve ahlak anlayışı ile ekonomik ideoloji anlaşılmalıdır.

20’inci yüzyılın başında, Avrupa’da teknik ve teknoloji büyük bir atılım yapmış toplumun her katmanında önemli değişiklere yol açmıştır. Teknoloji dünyaya yayılınca sanata olan ilgi azalmış ve ruhtan kaynaklanan sanat eserlerinin yerini para karşılığı üretilen sığ yapıtlar almıştır. Size meşhur ressam Pablo Picasso ile ilgili bir fıkrayı anlatayım. Picasso’nun yakın dostu olan bir hanım onun bir tablosunu elde etmeyi çok istermiş. Kendisine bir tablo yapmasını her istediğinde, Picasso “şimdi olamaz, bana ısmarlanmış ve zamanında yetiştirmem gereken tablolar var” dermiş.

Bir gün bir galeride Picasso’nun tablosuna rastlayan hanım, hemen tabloyu satın alıp Picasso’ya koşmuş ve “Üstat, senin tablonu satın aldım ama sahte olup olmadığını bilmiyorum. Bir bakıver bu tablo senin mi, yoksa sahte mi?” diye sormuş. Picasso şöyle bir göz atıp “sahte” demiş. Bunu duyan kadın panikleyip “aldatıldım” diye dövünmeye başlayınca, Picasso “Merak etme tablo benim, ben bazen sahte tablo da yaparım” demiş. Bu sözle Picasso tabloyu bir başka ressamdan kopyaladığını söylemek istemiyor, o kadar çok sipariş alıyor ki onları yetiştirmek için ruhunu sanatına katmadan, alelacele oluşturduğu tabloları kastediyor.

Günümüzde ruhtan türeyen sanat yapıtlarına pek rastlamıyoruz. Zamanın tini para getirisine ve maddeye dönük olduğundan, sanatın birçok dalında maddi gelir beklentisi ön plana çıkmaktadır. Örneğin mimari eserlere baktığımızda, ruhtan türeyen estetik yapılara pek nadir rastlıyoruz. Daha çok pratik amaçlı, dış yüzeyi tamamen camlarla kaplı, balkonsuz yapılar ve gökdelenler görüyoruz. Bu yapılarda dış dünyadan tümüyle yalıtılmış, klimalarla odaların sıcaklığı belirlenmiş, yapay ve kendi içine kapalı bir ortam oluşturulmuştur. Böylece sadece işini düşünen, doğanın güzellikleriyle ve dış dünya ile ilişkisi kopmuş insan tipi oluşturulmuştur.

Günümüzün çalışan insanı için ne doğa ne de diğer insanlar önemlidir; tek önemli olan kişinin kendisi, daha doğru bir ifade ile egosudur. Egosunu da tatmin eden maddiyattır. Maneviyattan kopmuş insanın yaşamında estetik ve güzellik önemini kaybetmiş, pratiklik ve fayda önemsenir olmuştur. İslam dini bir dönemde resmi ve heykeli yasaklayarak maneviyat anlamını ibadetle sınırlandırmıştır. Fayda kavramını önemseyen toplumların felsefesini pragmatizm akımında bulmaktayız.

Günümüzde zamanın tinini özetleyen pragmatik felsefe Amerikalı düşünür William James tarafından savunulmuştur. Bu görüşe göre pratik uygulamalar ve yaşamda fayda sağlayan sonuçlar önemlidir. Günümüzde bu felsefi akım gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerde kabul görmektedir. Pragmatizm ulusların dış politikalarını da etkilemekte, maddi çıkarlar ve pratik faydalar öncelik kazanmaktadır. Bu tür bir dünyada anlayış, hoşgörü ve dostluk değerini yitirmekte, insanlar çıkar mücadelesi içinde bencil ve saldırgan olmaktadırlar.