Gündelik dilde kullandığımız iki kavram hakkında görüşlerimi bildirmek istiyorum. Bunlar: Boşluk ve Yokluk. Boşluk denince, bir bölgenin veya hacmin içinde hiçbir nesnenin olmadığını anlarız. Örneğin, bir odada hiçbir eşya yoksa “oda boş” deriz. Ama odada hava var. Demek ki tam olarak boşluk yok. Peki, havayı boşaltsak ne olur? Havası alınmış hacme vakum denir. Ancak vakum da boş değildir. Zira boş sandığımız bölgede veya hacim içinde dahi sürekli bir titreşim bulunur. Vakum canlıdır ve içinde her an belirip anında yok olan veya birbirlerini yok eden parçacıklar vardır. Bu tür titreşimlere kuantum flüktüasyonları veya kuantum titreşimleri denmektedir. Peki, ama titreşen nedir?

Titreşen bütünsel enerji alanıdır. Düğümler sürekli titreşim içindedirler. Ancak bu titreşimler o derece hızlı ve ani olmaktadırlar ki bizim için bu enerji alanı yoktur. Yokluk şu halde, duyu organlarımızın algılama gücünün ötesinde bir varlık alanıdır. Yokluk beynimizin ürettiği bir kavramdır ve gerçekte yoktur. Fizik dünyadan söz ediyorsak “Yokluk yoktur” diyebiliriz. Enerji alanı sürekli titreşir ve yerel olarak yoğunlaşır. İşte bu yerel yoğunluklara biz parçacık diyoruz. Parçacıklar enerji alanı içinde hareket eden bağımsız birimler değildir. Parçacıkların hareketi enerji alanının veya uzam ve zaman yapısının yerel olarak sıkışıp gevşemesinden ibaret bir görüntü veya oluşum olarak anlaşılması gerekir.

Bir süre önce kütle çekim dalgaları saptandı. LİGO, günümüzden 1,3 milyar yıl önce çarpışmış olan iki kara delik tarafından yayılmış olan kütle çekim dalgalarını ölçmeyi başardı. Genel görelilik kuramına göre birbirlerine yaklaşan iki kara delik çarpışma anında birleşerek çok daha büyük bir kara delik oluştururlar. Bu birleşme anında ise uzay ve zaman yapısı güçlü bir şekilde büküldüğünden, suya düşen bir taşın yaydığı dalgalar gibi, etrafa kütle çekim dalgaları yayılır.

Nasıl ki suya düşen bir taş etrafa dairesel dalgalar yayarsa, benzer bir durum uzay ve zaman yapısında gerçekleşir. Gözlenmiş  olan dalgalar güneşimizden yaklaşık otuz altı kat daha yoğun ve çok daha büyük bir kara delik oluşumu anında yayılmış olan uzay ve zaman dalgalardır. Bu oluşum sırasında güneşimizin kütlesinden üç katı kadar madde enerjiye dönüşmüş ve bu enerji uzaya dalgalar halinde yayılmıştır.

Kütle çekim dalgaları elektromagnetik dalgalar değildirler. Görünen ışık, gözle görünmeyen ama aletlerimizle varlığı saptanmış olan x-ışınları, radyo ve televizyon dalgaları, cep telefon dalgaları ve gamma ışınları elektromagnetik dalgalardır. Kütle çekim dalgaları ise bildiğimiz madde ile etkileşime girmezler. Bu dalgalar güçlerini kaybetmeden ve sönüme uğramadan evrende yayılırlar. Bu dalgalar neyin içinde yayılırlar?

Dört boyutlu uzay zamanı oluşturan ve her yeri dolduran enerji alanı içinde yayılırlar. Daha doğrusu uzay ve zaman yapısı kısa bir süre için güçlü bir şekilde büküldüğünde etrafa küresel dalgalar yayılır. Aynı durum evrenin ilk oluşumu anında da gerçekleşti. Evrenin ilk oluşum anında kısa süreliğine sahte bir vakum oluştuğunu söyledim. Bu sahte vakum kısa sürmüş ama dalgasal titreşim devam etmiştir. 1964 yılında Arno Penzias ve Robert Wilson tarafından saptanmış olan bu Kozmik Arkazemin Mikrodalga Işıması evrenin halen titreşmeye devam ettiğinin kanıtıdır. Evrenin en karanlık bölgesi dahi 2,725 Kelvin derece sıcaklığa sahiptir. Bu sıcaklık mutlak sıfır olan -273 derece santigrattan sadece 0,275 derece farklıdır. Demek ki evrende boşluk yoktur ve yokluk kavramı da beynimizin ürünü olup, gerçekte var olmayan göreli bir düşünceden ibarettir.