Teknolojik gelişmelerin 21’inci yüzyıl ile birlikte hızlanması ve uzay çağı olarak adlandırdığımız bir çağa geçmemiz her yerde yeni arayışların başlamasına neden oldu. Her şeyi daha hızlı ve pratik bir şekilde gerçekleştirilerek zamandan tasarruf etmek yeni yüzyılda en önemli amaçtır. Çünkü en değerli şey para değil, zamandır.

Sanayi devrimi ile birlikte başlayan mekanikleşme, bir nevi sistemin parçası olarak tasarlanmış diyebileceğimiz insan gücünden yararlanıyordu. Şu anda yeni düzen ile otomasyon dönemi başlamış ve insan gücünün gitgide azaltıldığı görülmektedir. Bunun avantajları olduğu gibi birçok dezavantajı mevcuttur. Geçiş dönemi şu anda tam olarak farkında olunmasa bile başlamış bulunmakta ve sancılı geçmektedir. Peki, bunlar neyi ifade ediyor? Veya bu anlatılanların ekonomi veya yeni parasal düzen ile ne alakası var?

Öncelikle bu durumun ekonomik yansımaları hiç tahmin edilemeyecek kadar fazla olacak bunu belirtmemiz gerekiyor. İstihdam seviyesi belirgin miktarda azalacak, işsizlik artışı devlete ekstra yük bindirmekle beraber refah seviyesini de ciddi miktarda düşürecektir. Salgın ile birlikte yapay ve kontrollü bir şekillenme yaşandığına inanıyorum. Özellikle bütün dünyanın otokratik bir yönetim biçimine otokrat benzeyen yönetim anlayışları ile aldıkları kararlar da bence yeni düzenin ayak seslerini temsil ediyor.

Tarihte de görebileceğimiz gibi geçiş dönemleri her zaman zorlu ve yıkıcı gerçekleşmiştir. Akılda kalıcı süreçler sonucunda yeni kurulan düzen, insanların kaos arkasından yaşadıkları yeni düzeni çok çok iyi gösterme çabasından başka bir şey değildir. Maalesef çoğu insan bunun farkında değildir. Çünkü insanlık yaratılışından gelen içgüdüsel duygulardan dolayı öncelikler yaşama içgüdüsü, güvende hissetme, gıda ve barınma ihtiyacıdır. Bunların tehlikeye girmesi anında ne parasal düzen ne refah ne de başka bir ihtiyaç düşünülebilir. Beyin tamamen bu noktalara odaklanır. Bu tetiklemeleri sağlayabildiğiniz an da istediğiniz dayatmayı gerçekleştirebilir veya da istediğiniz düzeni insanlar ve dünya üzerinde gerçekleştirebilirsiniz.

Salgın ile birlikte insanlar mümkün olduğunca hatta daha fazla şekilde manipüle edilerek yönlendirilmeye çalışılıyor. Başarı oranı belli oranlarda tutturulduğunu görüyorum. Acaba ‘Daha fazlasına ihtiyaçları var mı?’ derseniz ”kesinlikle!” cevabını benden duymanız şaşırtıcı olmayacaktır. Salgın bu zaman kadar ki alışkanlıklarımızı değiştirmemize ve alternatif yollara yönelmemize yol açtı. Bu alternatif yollardan birini de kullanım açısından fiziki paranın dijital paraya evrilmesi olarak örnek gösterebiliriz. Teması nerdeyse minimuma indiren ve fiziki olarak nakit taşıma ihtiyacını sıfırlayan sistemin salgın sebebiyle devreye sokulması “yapaylık” vurgusuna daha da yönelmemize yol açıyor. Ayrıca belirtmek gerekir ki; dijital para ile kripto parayı karıştırmamak gerekir. Dijital para özellikle teknolojinin gelişmesi ile birlikte yıllardır hayatımızda mevcuttur. İktisat literatüründe ‘kaydi para’ dediğimiz olay bir nevi dijital paradır. Ortada fiziki olarak bulunmasa bile ihtiyaçların karşılanmasını sağlar.

İnsanın alışkanlıklarını değiştirmek kendi iradesiyle bile zor iken başkasının değiştirmesi ne kadar zordur tahmin edebilirsiniz. Fiziki paranın maliyeti dijital paraya göre çok daha yüksektir. En büyük maliyeti de taşıma maliyetidir. Dijital paradan kastettiğimiz kaydi para olarak nitelendirdiğimiz banka mevduatlarında bulunan paradır. Belli bir otorite tarafından çıkarılmakta ve kontrol edilmektedir. Yani dijital paralar merkeziyetçi bir yapıdadır. Ancak kripto paraların hiç bir merkezi olmamaktadır. Dolayısıyla kripto para ile yapılan işlemler gizlidir ve belli bir yönetim şekli bulunmamaktadır.

Yeni ekonomik düzenin geçiş evresi olarak gördüğüm dijital para sisteminin merkezi bir otorite ile yönetilebildiğinden dolayı, insanların yeni parasal dönemi daha iyi algılaması amaçlanmaktadır. Bu düzene geçişi sağlamak ve tam olarak sistemi oturtmak kolay gerçekleşebilecek bir olay değildir. Uluslararası para sistemi belli kronolojik dönemlerden değişmiştir.

Küresel salgın ile birlikte insanların birbirlerine olan yaklaşımları fazlasıyla hassas bir noktaya gelmiş ve değişmiş gözüküyor. Diğer alışkanlıklarına da müdahale etmenin bu ortamda çok olduğunu düşünüyorum. Psikolojik olarak fazlasıyla yıpranan beyinlerin şekillendirilmesi özellikle salgın ile birlikte çok ama çok kolay bir noktaya gelmiş bulunuyor.