Yıllardır “İngiltere, Birleşik Krallık, Büyük Britanya” kelimelerini duyar, doğru yanlış kullanır ve bir zamanlar dünyanın neredeyse dörtte birini kendi yönetimi altında toplayarak “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk” adını almış bu ada ülkenin ismi konusunda karışıklık yaşarız. Arzu ederseniz bu isimler çevresinde dönen tanımlamaları biraz inceleyerek, doğrusunu ortaya çıkartalım ve buradan yola çıkarak, banknotlar, inanışlar ve ayrılma planları üzerine konuşalım.

En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Ülkenin resmi adı “Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’dır. Bu tanım 1922 yılında İrlanda ikiye ayrıldıktan sonra kuzey bölümünün İngiltere’ye bağlanması ile 1927 yılında resmi olarak kabul ediliyor. Şimdi bu isimleri tek tek inceleyerek, sıkça yapılan yanlışları düzeltip bu kavram kargaşasına son verelim. Önce adanın kuzeyine gidiyoruz. İskoçya, ada anakarasının yaklaşık üçte birini oluşturuyor ve Birleşik Krallık içinde ayrı bir yarı-ülke. Adanın güney batısındaki Galler yine aynı yapıda. Bu iki bölgenin dışında kalan yerler ise, bizim bugün yanlışlıkla tüm krallık adına kullandığımız İngiltere. İşte bu kesintisiz topraklardaki oluşuma, tüm adaya “Büyük Britanya” deniyor. Biz buna Britanya’nın batısında yer alan ve dünyanın üçüncü büyük adası olan İrlanda’nın yukarısındaki Kuzey İrlanda’yı da eklediğimizde, “Birleşik Krallık” ismini elde ediyoruz. Kuzey ve Güney İrlanda arasındaki üç yüz altmış beş kilometrelik çizginin de, Birleşik Krallık içindeki tek kara sınırı olduğunu anımsatayım.

Burada önemli olan, çoğumuzun “ülke” diye düşündüğü “Birleşik Krallık” adı altında toplanmış bu ayrı bölgelerden, kesin olmayan biçimlerde söz edilmesi. Birleşik Krallık bu karışıklığı kendisi nasıl açıklıyor diye merak ediyor olabilirsiniz. Resmi sitelerinde bile yuvarlak bir tanımla işi sıyırmışlar. Sıklıkla “devolved”, yani “gücünü, yönetim erkini devretmiş” olarak çevirebileceğimiz bu ülkelerin birleşimini “Ülke içinde ülke” olarak adlandırıyorlar.

Medyanın yanlış kullanımı ile iyice çözümsüz hale gelen bu karışıklığa vatandaşlar da katılıyor. Kendilerin tanımlarken önce “Britanyalı”, sonrasında da gerek görürlerse İngiliz, İskoçyalı, Galli, Kuzey İrlandalı ya da kısaca İrlandalı kelimelerini kullanıyorlar. Milliyetçiliğin söz konusu olduğu söylemlerde ise “British” yerine diğer saydığım tanımlar öncelik kazanıyor.

2006 yılında yeniden tasarlanan pasaportlarda ise tüm bu tanımlar İngilizce başta olmak üzere ülkeyi oluşturan diğer ülkelerin yerel dilleri ile birlikte kullanılıyor. Galce’de ülkenin uzun adı “Teyrnas Unedig Prydain Fawr a Gogledd Iwerddon” olmasına rağmen, resmi yazışmalarda kısaca ‘Teyrnas Unedig’ yazılıyor. İskoçça’da ise kısa kullanımı “Rìoghachd Aonaichte” olan “Rìoghachd Aonaichte na Breatainne Mòire is Èireann a Tuath” olarak karşımıza çıkıyor.

Kısa Tarihçe
Aslında kısa bir tarihçe vermek gerekiyor bu isim karmaşasının nedenlerini daha iyi anlatabilmek için. 1536 yılında Galler ile İngiltere birleşiyor. 1707 yılında da uzunca bir süre İngiliz istilasına direnen İskoçya birliğe katılıyor. Bu anlaşmalara “Act of Union” adı veriliyor ve ülkenin adı “Büyük Britanya Krallığı” yani “Kingdom of Great Britain” oluyor. Seneler 1801’i gösterirken, İrlanda Parlamentosu da İngiltere’ye bağlanmayı onayladığında bu kez ismin sonuna “Büyük Britanya Krallığı ve İrlanda” olmak üzere ada da ekleniyor. Son olarak 1922 yılında İrlanda’nın güneyindeki bir çok bölge bağımsızlığı seçince isim son biçimini alıyor ve United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland” olarak kesinleşiyor. Bir de “Büyük” kelimesinin nereden geldiğini söyleyelim. Aslında Roma İmparatorluğu dönemine kadar gitmek gerekiyor. O zamanlar Fransa’nın kuzeyine “Brötanya” dediklerinden, Avrupa anakarasından ayırmak için, kontrol edilen bölgeler karşılaştırıldığında yüzölçümü daha büyük olduğundan “Büyük Britanya” denmiş.

Birleşik Krallık içindeki ülkelere düzenlediğim gezilerde, konuklarımın kafasını iyice karıştıran başka ayrıntılar da var. Yerel dilleri, gelenekleri, hatta inanışları farklılıklar gösteren bu yerlerden sıklıkla ülke diye söz edilse de, örneğin dini yapılanmadaki farklılıklar, milli marşlarının olmaması, buna rağmen milli marş sayılabilecek eserlerin sıklıkla çalınması, kullandıkları paraların üzerinde yer alan tanımlamalar bu karışıklığı adeta körüklüyor.

Dinsel Ayrımlar
Sözünü ettiğimiz bu üç unsura kısaca değinmek istiyorum. Ülke nüfusunun yaklaşık yüzde yetmişi Anglikan, Katolik, Prezbitaryen ve Metodist mezheplerinden oluşan Hristiyanlık inancını benimsemiş durumda. Bu yüzdenin büyük bölümünü de Papalık ve Katolik Kilisesi’nin otoritesine karşı ortaya çıkan Protestan inanış oluşturuyor. Aslında bu ayrılış, bu protesto İngiltere’de özellikle diğer Kuzey Avrupa ülkelerinde olduğu gibi gerçekten otoriteye karşı çıkmak için mi gerçekleşti yoksa zamanın kralı Sekizinci Henry’nin karısını boşayıp yenisini alabilmesi için mi düzenlendi, onu da bir başka eğlenceli yazımda anlatırım sizlere.

Bu arada, düzenlediğim Viski tadım turları için gittiğim İskoçya’da gezerken ya da Norveç Fiyordları’ndan başlayıp İzlanda’ya kadar uzanan gemi gezileri Kuzey İrlanda’ya uğrayıp yerel halk ile konuştuğumda, özellikle dinine bağlı yaşlılar söz konusu olduğunda, artık sadece on kişiden birinin kiliseye devam ettiğinden yakındığını görüyorum. Öyle ki, yüzde içerisindeki diğer inanışların yüzde üçünün Müslümanlık, yüzde birinin Hinduizm ve diğerlerinin de yine yüzde iki oranında dağıldığını düşünürseniz, geriye kalan yüzde yirminin üzerindeki vatandaşın kendini herhangi bir dine ait olmayanlar diye tanımladığını görmekteyiz. Örneğin İskoçya Protestan olsa da, Anglikan mazhebinin başındaki Canterbury Piskoposluğu’nu, daha doğrusu Piskoposluk sistemini reddetmiş durumda. Prezbitaryen sistem olarak belirttiğim bu oluşumda kiliseler neredeyse bağımsız ve yalnızca bir sene için belirlenen moderatör olarak adlandırdıkları bir görevli ile yönetiliyor. Aslında yönetiliyor demek de doğru değil, başlıca görevi her sene yeni seçim için kurulu toplamak ve diğer ayrıntılarla ilgilenmek.

Para Birimi ve Milli Olmayan Milli Marşlar
Para birimi demişken, Sterling Pound ile ilgili ilginç bilgiler de vereyim size. Ülke içinde ve dışında farklı basımlar dolaşımda. Turist olarak bu ülkeye gittiğinizde ve İngilizcede “Legal Tender” adı verilen tedavülü zorunlu kanuni para ya da yasal ödeme aracı olan paranızı harcamaya ya da bozdurmaya başladığınızda, bir süre sonra cebinizdeki banknotların bir bölümünün aslında İskoç, Kuzey irlanda, Channel Adaları, Guernsey ya da Man Adası basımı olduğunu fark edeceksiniz. Zaman zaman sıkıntıya da sokabilir bu durum sizi. Özellikle Londra’da, elinizde “Bank of England” olmayan bir para varsa, artık bazı mağazalar bunları kabul etmek istemiyorlar. Asıl neden, iyice değişen ekonomik yapı nedeni ile çoğu tezgahtarın Hintli ya da benzeri bir yabancı olması ve bu acemi çocukların paraları iyi tanıyamaması. Herhangi bir sahtekârlığa karşı dikkatli olmaya çalışsalar da, bu banknotların kabulü zorunlu. Yine de arasıra belirsiz uygulamalar olduğunu söyleyelim.

Hazır söz açıldı ya, o zaman milli marş olmayan milli marşlara da değineyim. Örneğin, resmi milli marşı olmayan İskoçya’daki açılışlarda ya da spor karşılaşmalarında “İskoçya’nın Çiçeği” her zaman seslendiriliyor. “Scotland the Brave” gibi diğer marş-melodilerden sonra sıra ancak tüm ülkenin resmi milli marşı olan “God Save the Queen” bestesine geliyor. Kuzey İrlanda ise, özellikle İngiliz Uluslar Topluluğu oyunları açılışlarında, “Londonderry Air” adı verilen bir hava, bir “Air”, yani bir “Arya” çalıyor. Bu melodiyi ülke dışında yaşayan diaspora da çok seviyor.

İsim karışıklıklarını giderip, inanış, para ve marşları anlatarak huzuru yakaladığımızı zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Tam ülkeyi biz doğru isim altında birleştirdiğimizi düşünürken, yeni dünya düzeninde ayrılıkların önem kazanması, bu coğrafyanın yeniden biçimlenebileceği ipuçlarını veriyor bizlere.

Sorunlu Yıllar: The Troubles
Yıllardır tanık olduğumuz Kuzey İrlanda’nın ayrılma arzusunun ülkeyi ciddi terör olaylarının ortasında bıraktığını hatırlarsınız. Yaklaşık üç bin altı yüz can alan, 1969 ile 1998 yılları arasındaki bu dönem “sorunlar” olarak adlandırılıyor. Varılan uzlaşma ise benim “Mübarek Cuma Anlaşması” dediğim “Good Friday Agreement”. İlk maddelerini “Kuzey İrlanda halkının çok büyük bir bölümü Birleşik Krallık içinde kalmaya devam etmek istiyor” ve yine “Halkın çoğunluğu Ada’da Birleşik bir İrlanda arzuluyor” gibi dayatıcı tanımlar oluştursa da Sinn Féin ve sempatizanlarının önlerine çıkan ilk olasılıkta bağımsızlıklarını ilan etmeye çalışacaklarını söyleyebilirim. 1905’te kurulan ve 1970 yılında radikal kanadın ayrıldığı Sinn Féin adını aslında “İrlanda Cumhuriyet Ordusu” IRA’nın yönettiği terör olayları ile eşgüdümlü olarak hatırlıyoruz. Sol ve Cumhuriyetçi görüşe sahip olan ve şimdilik kavgasını politikada sürdüren bu İrlandalı partinin kelime anlamı “bizler” demek.

İskoç Bağımsızlığı
Ayrılma dedik. Kuzey İrlanda yalnız değil. “Braveheart” filmini izlediyseniz anımsayacağınız, İngilizlere karşı efsanevi bir direniş sergileyen ve sonrasında birliğe anlaşma ile katılan İskoçya’nın da yeniden bağımsız olması gündemde.

1707 yılındaki bu birleşme sonrası bir tür bağımsızlığını yitiren İskoçya’nın İşçi Partisi lideri Tony Blair’in başını çektiği referandum ve oylama sonrası 1997’de kendi parlamentosunu kurması, dış politika, savunma gibi konular dışında sosyal güvenlik, vergilendirme gibi konuları kendi kontrolüne almış olması, Birleşik Krallık tarihindeki yeni sayfaların haberini veriyor adeta. İşin ilginç yanı, 2014 yılında yapılması düşünülen referandum için de İngiltere’nin yoğun bir direniş göstermesi yerine bu oylamaya yeşil ışık yakması. Yakın bir gelecekte böyle bir ayrılma olursa, benim bu yazıya yeni bir paragraf açmam gerekecek ve sizlerin de İngiltere’nin isimleri ile ilgili kâbuslarınıza bu yeni oluşum eklenecek.

Brexit ve İskoçya Bağımsızlığı
Açıkçası, İskoçya’nın bu bağımsız bir ülke olma, Avrupa Birliği’ni aslında hiç benimseyememiş Birleşik Krallık içindeki konumundan vazgeçerek, tam anlamı ile Avrupa Birliği’ne entegre bir oluşuma gitme hevesini de ayrı bir yazıda paylaşmak istiyorum sizinle. Kuzey denizindeki petrol ve doğal gaz yataklarına, rafinerilerine, turizm gelirlerine, viski endüstrisine, doğasına ve özellikle ülke dışında yaşayan, sayıları yirmi sekiz ile kırk milyon arasında değiştiği düşünülen zengin, ve girişimci İskoç diasporasına güvenerek bu işlere kalkışan ülke vatandaşları ile konuştuğumda, referandum sonucunun kesinlikle yüzde doksanlar düzeyinde ayrılma kararı yönünde olacağını heyecanla anlatıyorlar. Hatta, “Ümit etmiyor, biliyoruz, eminiz!” diyerek keskin bir söylem kullanıyorlar. Geriye kalan azınlık ise, sağduyuyu temsil ettiklerini söylese de, cılız sesleri kalabalıkların milliyetçi bağırışları arasında kayboluyor.

İşin ilginç yanı, bağımsızlık isteyen bu ülkelerin parlamenterleri de Westminster’da, sadece kendileri için değil, tüm Birleşik Krallık adına karar alıyorlar. Westminster sistemi ile seçilmiş ve atanmış Avam Kamarası ve Lordlar Kamarası, yani bir tür meclis ve senato ile yönetilen ülkede bazı İngiliz vatandaşlar şu soruyu sormadan edemiyorlar: “Kendi parlamentolarında kendileri ile ilgili her türlü kararı rahatça alabilen bu parlamenterler, neden zaman zaman kendi topraklarının dışında kalan İngiltere’yi ilgilendiren kararlarda söz sahibi olsunlar ki?” Çoğunluk yanıt vermeden sessiz kalmayı seçiyor. Bizler de, Britanyalıların bile çözüm aradıkları konularda bir sonuca varamayacağımız için, noktalayalım.

Şimdi inanıyorum ki artık Birleşik Krallık ile ilgili bir konunun ortasında kalırsanız, bu yazdıklarımı anımsayarak, ayrılık isteklerinden paralarına, milli marşlarından isimlerine kadar bir çok yanlışı düzeltebilecek, bu konularda doğru bilgileri veren en üst düzey yetkili konumunda olacaksınız. Ülke bayrağının hikayesini ve neden “Union Jack” olarak adlandırıldığını ise arzu ederseniz başka bir zamana bırakalım.