Toplumda uygun görülmeyen eylemlere girişilmesi sonucunda, hatta bazen bu eylemlere girişilmeden, yalnızca arzu ya da hayal edilmesi durumunda bile ortaya çıkan bir duygudur utanç. İnsanın masumiyetinin bir parçasını daha kaybetmesinin hüznünü yaşaması, geride kalan masumiyet parçasına, aidiyet hissettiği kültürün normlarına sıkı sıkıya tutunma ve önünde küçük düştüğünü düşündüğü toplumla, ya da en azından kendi idealleriyle uzlaşma çabasıdır. Bu açıdan, yalnızca birey ve toplum arasındaki tek boyutlu ilişki çerçevesinde kalmaz, sosyal-kültürel değerlerin devamlılığı ve bireylerin bu değerler üzerinden kontrol altında tutulması açısından da büyük önem taşır.

Suçluluk duygusu ile örtüşür gibi görünse de, suçun itiraf edilmesi ya da belirlenen cezanın çekilmesi sonrasında suçluluk hissinin hafiflemesine karşın utanç nedeniyle hissedilen üzüntünün azalmaması nedeniyle bu duygudan ayrışır. Bize şu mesajı verir: “Toplum nezdinde beni bilinçli, sorumluluk sahibi bir insan yapan kurallarla, değerlerle ilgili olarak benden beklenen duruşu sergilemediğimin farkındayım ve bunun için çok üzgünüm. Benden bekleneni yerine getirmemiş olmam bu değerlere önem vermediğim, saygı duymadığım, toplumla bağımı koparmak istediğim anlamına gelmiyor. Tam tersine çok büyük değer verdiğim için şimdi büyük bir azap içindeyim.”

Utanmazlar ve Utanmayı Bilenler
Utanç, son derece ağır cezalar gerektiren davranışlar sonucunda ortaya çıkabildiği gibi bu duyguya büyük önem veren toplumlarda ya da kimi duyarlı insanlarda ortama uygun giyinmemiş olma, dil sürçmesi, hatta toplumda iyi gözle bakılmayan şeylerle ilgili hayal kurma sonucunda bile ortaya çıkabilir. Kimi insanlar sergiledikleri davranışlarla en küçük bir utanç duygusuna sahip olmadıkları izlenimini bırakırlarken bazıları da utanç ile birlikte ağır bir depresyona girip intihara kadar varan eylemlere girişebilirler.

Bu konuda bireyler arasında olduğu kadar kültürler arasında da farklılıklara rastlanır. Ünlü Antropolog Ruth Benedict “Krizantem ve Kılıç” adlı kitabında Japon toplumunda utanma duygusunun büyük bir ağırlığa sahip olduğunu belirtir. Öte yandan Japonlar banyo yaparken başkaları tarafından görülmeyi bir utanma nedeni olarak saymazlar. Buna karşın bir Japon kadınının uyurken görülmesi karşısında duyduğu utanç Batılı toplumlardaki bir kadının çıplak görülmesi karşısında duyduğu utanca eşdeğerdir. Bir sınavda ya da müsabakada başarısız olduklarında büyük utanç duyarlar. Esaret onlar için dayanılmaz bir utanç kaynağıdır. Esir olmaktansa ölmeyi isterler. İkinci Dünya Savaşı sırasında esir düşen Amerika Birleşik Devletleri askerlerinin hayatta olduklarını ailelerini bildirmek istemeleri karşısında çok büyük bir şaşkınlığa uğratmış, onları hor görmüşlerdi. Aynı savaşta Amerika Birleşik Devletleri ordusuna esir düşen kimi Japon askerleri ise öldürülmelerini talep etmişler reddedilince şereflerini kaybettiklerini ve bir Japon olarak hayatlarının son bulduğunu düşünmüşlerdi. Bu durum hayatlarında daha önceki değerlerinin ters yüz olduğu yeni bir dönemin başlamasına neden olmuş ama bu yeni değerlere aynı kararlılıkla bağlanmışlardı. Örnek bir esir olup ordularıyla ilgili kendilerinden istenen en gizli, en kritik bilgileri vermekte sakınca görmemişlerdi. Amerika Birleşik Devletleri askerleri de onların bu davranışlarını kabul edilemez bulmuşlardı.

Karşı Tarafı Karalama Aracı
Utanç kimi zaman toplum içinde birbirleriyle rekabet içinde olan grupların karşılarındakilerini alçaltmak ve yıpratmak amacıyla kullandıkları bir araca dönüşebilir. İktidar partisine mensup kişi veya grupların geçmişteki milli bayramlarda düzenlenen törenlerde kız öğrencilere diz üstü etek giydirilmesinin eski iktidarlar için bir utanç vesilesi olduğunu sık sık dile getirmekten çekinmemişlerdir. Öte yandan, İstanbul’da dört yetişkin kardeşten oluşan bir ailenin girdikleri yoksulluk ve borç batağı sonrasında siyanürle hayatlarına son vermesinin ardından, ana muhalefet partisinin önde gelen bir milletvekili, bu olayın iktidarın gündeminde yer almamasına tepki göstererek, “Bu ülkede yaşamaktan, bu ülkede siyaset yapmaktan, halen iktidarda olup yoksulluğa kulak tıkamış bulunulmasına şahitlik etmekten insan utanır,” demiştir. Bu arada, yirmi üç ülkede güven üzerine yapılan bir araştırmada Türkiye’de siyasetçilerin din adamlarının ardından en az güven duyulan meslek grubu olduğunu ortaya koymuştur. Bu da siyasetçilerin performanslarından utanmasalar bile en azından şapkalarını önlerine koyup düşünmeleri gerektiğini göstermektedir.

Utanç uluslararası rekabet ortamında da sık sık dikkat çekilip dile getirilebilen bir olgudur. Bir devlet başka bir devletin icraatlarından ortaya çıkan olumsuzluklara dikkat çekerken kınamalar, utanç verici bulmaya dair ifadeler havada uçuşur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Berlin’de inşa edilen duvar, Batılı toplumlarca “Utanç Duvarı” olarak isimlendirilmişti. Ne var ki sonraki yıllarda başta Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail olmak üzere birçok ülke sınırlarına uçsuz bucaksız duvarlar örerek ülkelerine kaçak girişin önünü kesmeye çalıştı. İnsanlığı ulus devletler tarafından belirlenen sınırlar içinde yaşamaya zorlayan bütün bu duvarlar 1989’da yıkılan Berlin Duvarı ile aynı utancı paylaşmaktadır.

Sanat ve Utanç
Utanç duygusu sanat alanında da sıklıkla işlenmiş bu duyguya vurgu yapan eserler üretilmiştir. Nobel ödüllü yazar John Maxvell Coetzee’nin ve ünlü yazar Salman Rüşdi’nin bu başlığı taşıyan kitapları vardır. Ünlü oyuncu Steve Mcqueen’in yönettiği 2011 yapımı Utanç filmi ve Atıf Yılmaz’ın 1972 yapımı Utanç filmi de sinemadaki örnekler olarak verilebilir. Franz Kafka’nın toplumsal erkin gözünde herkesin suçlu olduğunu ve bu suçluluğun otoritenin keyfiyetine bağlı olduğunu vurgulayan Dava romanı ise bu konuda ayrı yer teşkil eder. Yasalar önünde suçlanacak bir şey yapmadığı halde tutuklanan, verdiği bütün mücadeleye rağmen suçunun ne olduğunu öğrenemeyen ve bir türlü aklanamayan romanın kahramanı Joseph K., kitabın sonunda öldürülürken son sözünü “Bir köpek gibi!” cümlesiyle ifade eder ve bu sözlerin ardından yazar romanı “Sanki utanç ondan sonra da yaşamalıydı,” cümlesiyle bitirir. Kafka bu romanıyla insanlığın yalnızca kendi eylemlerinin utancıyla değil içinde yaşadığı toplumun ve hatta bir bütün olarak insanlığın eylemlerinin yol açtığı utançla da yüzleşmesi gerektiğine dair tartışmaları alevlendirmiştir.

Yazar George R. R. Martin’in oluşturduğu fantastik bir evrende geçen roman serisi ve dizisiyle dünya çapında bir ilgiyle okunup izlenen Taht Oyunları’nın akılda en çok sahnelerinden birisi de utanç duygusuna gönderme yapmıştı. Kraliçe Cersei yönetimi sırasında işlediği suçlar nedeniyle utanç yürüyüşü cezasına çarptırılır ve halkın arasından çırılçıplak bir şekilde geçip neredeyse bütün şehir boyunca uzanarak saraya giden anayolu kat etmek zorunda kalır. Yürüyüşü sırasında yüzüne tükürülür, çürük yumurta ve meyve yağmuruna tutulur. Arkasından yürüyen bir rahibe sürekli olarak ona “Utan! Utan! Utan!” diye bağırır. Bu sahne suç işleyen insanı toplum önünde utandırarak diğer insanlar nezdindeki saygınlığını yitirmesine neden olmanın en etkili cezalardan biri olduğunu vurgular. Ne var ki utanç dışarıdan zor kullanarak ortaya çıkarılan bir duygu olmaktan çok içten gelen bir duygudur ve bu tür cezaların kişileri yeni suçlar işlemekten ne kadar alıkoyabileceği tartışmalıdır.

Utançla Yüzleşme
Öte yandan kimilerince tarihte yaşanmış gerçek bir olay olduğu iddia edilen Lady Godiva efsanesi iktidarı elinde tutanların toplumun iyiliğine olmayan keyfi uygulamalarını utanç üzerinden kabul ettirmelerinin nasıl engellenebileceğine ilişkin önemli ipuçları sunar. Anlatılanlara göre, on birinci yüzyıl İngiltere’sinde Coventry halkı Lord Leofric’in koyduğu ağır vergi yükü altında yokluk ve sefalet içinde yaşamaya zorlanmaktadır. Lordun eşi olan Lady Godiva halkı için eşinden bu vergilerin hafifletilmesini ister. Lord Leofric eşinin ısrarlı talep ettiği bu isteği utanç duygusu nedeniyle kabul etmeye yanaşmayacağını düşündüğü bir şartla kabul eder. Eşi şehrin sokaklarından bir atın üzerinde çırılçıplak bir halde geçecek o da bunun karşılığında tüm vergileri kaldıracaktır. Lordun şartını kabul eden Lady Godiva, vücudunun mahrem yerlerini uzun saçlarıyla kapatarak şehri at üzerinde baştan sona dolaşır. Halk bu cesaret dolu davranışa bütün iyi kalpliliğiyle tepki gösterir. Esnaf kepenklerini kapatır. Kimse evinden çıkmaz ve perdelerini kapalı tutar. Eşi de bunun üzerine vergileri hafifletmek zorunda kalır.

Bu efsane bize utancın tüm bir toplum ya da insanlığın tamamı tarafından paylaşıldığı takdirde etkili bir güç olabileceğini, aksi takdirde güç odaklarının elinde kendi çıkarlarını sağlamak için bir araç olarak kullanılabileceğini anlatır. Çatışmalarla, savaşlarla, katliamlarla dolu dünya tarihinde her toplumun anımsamak istemediği kara sayfalar vardır. Bunların utancıyla yüzleşme cesaretini gösterebilmek insanlığı daha yüksek bir seviyeye taşımak için geçilmesi gereken zorlu bir yol olarak önümüzde uzanmaktadır.