Tüketimin çağın diğer bütün olumsuzluklarını örten yeni bir dinmişçesine pompalandığı günümüzde insanlar birbirlerini tükettikleri şeyler üzerinden değerlendiriyor. Akıllara zarar bir servet ve gösteriş yarışına giren kimi ünlü zenginlerin yaptığı her hareket büyük bir heyecanla takip edilirken, yoksulluk giderek büyüyen dev bir sorunlar yumağına dönüşmüş olmasına rağmen sokağa terkedilmiş bir üvey evlat gibi görmezden gelinip yok sayılıyor.

Servetini üniversite öğrencisiyken başladığı profesyonel poker oyunculuğuna borçlu olduğunu iddia eden ancak müflis babasının yurtdışına kaçırdığı milyonlarca dolarlık serveti harcadığı ileri sürülen sosyal medya fenomeni Dan Bilzerian, harcadıkları büyük paralarla, çılgın partilerle, çevrelerini saran çekici kadınlar ordusuyla, lüks yatları, malikâneleri, uçakları, helikopterleri, otomobilleri ve milyon dolarlık oyuncaklarıyla gündeme gelmeyi seven yeni zenginler kuşağının simgesi olarak öne çıkıyor. Sokakta arkadaşlarıyla futbol oynarken poşetten yaptığı Messi formasını üzerine geçirerek tüm dünyanın ilgisini çeken ve Katar’da Messi ile buluşup imzalı formasını almayı başaran Afgan çocuk Murtaza da çağımızın yoksulluk simgesi olmaya aday gösterilebilir. Ne var ki Murtaza’nın çocuksu bir hayal gücünün getirdiği yaratıcılığın sonucunda elde ettiği bu ün onun için pek hayırlı olmadı. Messi’nin para yardımında bulunduğunu düşünen Taliban’ın hedefi haline gelen Murtaza, ailesiyle birlikte evini terk etti. Aile hiçbir eşyasını yanına alamazken Messi’nin hediye ettiği formayı da geride bırakmak zorunda kaldı.

Zenginler Daha Zengin
Bu iki örnek üzerinden yapılan karşılaştırma “Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır,” deyişini akla getiriyor. Ya da, daha farklı bir şekilde söylemeye çalışırsak, yoksul, şükür dualarıyla hayata tutunmaya çalışırken zenginler servetlerine servet katmaya devam ediyor. Dünyanın en zengin yirmi beş ailesinin toplam servetinin son bir yıl içinde yüzde 24 artarak 1,4 trilyon dolara çıktığı belirtiliyor. ABD’li süpermarket zinciri Wal-Mart’ın sahibi olan Walton ailesinin toplam servetinin 191 milyar dolara ulaştığı tahmin edilirken, Suudi Arabistan Kraliyet ailesinin toplam servetinin 100 milyar dolar olduğu söyleniyor. Ülkedeki petrol kaynaklarını işleten Aramco şirketinin değeri ise 2 trilyon dolar. Yani servetlerinin 20 katı. Bireysel bazda baktığımızda ise dünyanın en zengin kişisi 112 milyar dolarlık servetiyle Amazon’un sahibi Jeff Bezos. Etiyopya’nın sağlık için ayırdığı bütçe bu miktarın yalnızca yüzde 1’i kadar.

Evet, zenginin malı züğürdün çenesini yormaya devam ediyor. Ne var ki, kimi kaynaklara göre 2018 yılında 280 trilyon doları aştığı belirtilen küresel servetin yüzde 65’inin Kuzey Amerika ve Avrupa’da olduğu, Afrika’nın payının yüzde 1’i bulmadığı düşünüldüğünde züğürtlerin çenesi daha epey yorulacak gibi görünüyor. Üstelik gelir eşitsizliği konusunda insanı şaşırtacak ölçüde büyüyen adaletsizliğe işaret eden birçok rakam vermek mümkün. İngiliz yardım kuruluşu Oxfam’ın raporuna göre en zengin 26 kişinin serveti dünya üzerindeki 3,8 milyar insanın servetine denk düşüyor. 2008 yılından bu yana dolar milyarderi sayısı iki kat arttı ve zenginler ligi servetlerine yalnızca 2018’de 900 milyar dolar ekledi. Öte yandan, en zengin on ülkenin geliri ile en yoksul on ülkenin geliri arasındaki fark söz konusu yoksul on ülkenin gelirinin 77 katına ulaştı. 2009-2018 arasında Türkiye ekonomisinin yaklaşık 8 katı kadar büyüdüğü ve 2018 sonunda 20,5 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaştığı belirtilen süper güç ABD’nin ekonomisi halen dünyanın en büyüğü olma unvanını koruyor. Buna karşın her türlü olanağa sahip olan bu süper devlette bile bir araya gelseler büyük bir şehri dolduracak olan 550 bin evsiz insanın yaşadığı belirtiliyor.

Sömürü Düzeni Bitmedi
Gözlerimizi dünya geneline çevirdiğimizde, yeryüzü nüfusunun önemli bir kısmını barındıran Çin ve Hindistan’daki hızlı ekonomik büyümeyle desteklenen küresel gelişmeye ilişkin veriler yoksulların durumunu iyileşmekte olduğu şeklinde yorumlara neden olsa da, aradaki gelir uçurumunun çok daha hızlı büyümesi gezegenimizi belirsiz ve tehlikeli bir geleceğe doğru sürüklemeye devam ettiğini görüyoruz. Dünya genelindeki ekonomik büyümeden elde edilen gelirlerin toplumlar arasında eşit bir şekilde bölüştürülememesi; sömürgeciliğin görünürde sona ermiş olmasına rağmen 1960’lı yıllardan itibaren yüksek faizli borçlarla yeni bir sömürü düzeninin oluşması; gelişmekte olan ülkelerdeki yolsuzluk çarklarının uluslararası aktörlerin devreye girmesiyle zengin ülkelere ve onların çokuluslu şirketlerine hizmet edecek şekilde döndürülmesi; vergi cennetlerine kaçırılan ve 500 milyar doları bulduğu söylenen devasa miktardaki paradan vergi alınamaması sonucunda gerekli sosyal hizmetlerin yeterli düzeyde yapılamaması yoksulluğun bugün hâlâ devam etmesinin başlıca nedenleri arasında sayılabilir.

Dünya Gıda Programı 2018 Mart’ında yaptığı bir açıklamada kronik açlık çeken kişi sayısını 815 milyon kişi olarak açıkladı. Bu rakamın yüzde 60’ının savaş bölgelerinde yaşadığına dikkat çekildi ve çatışmalar nedeniyle ölme riskiyle karşı karşıya olanların sayısının iki yılda yüzde 55 artarak 124 milyona ulaştığı bu kişilerin bir sonraki öğünün nerden geleceğini bilmeden yaşadıkları belirtildi.

İnsanlığın anavatanı olmasının yanında yoksulluk denince akla ilk gelen yer olan Afrika kıtasında açlık sınırı altında yaşayan insan sayısı 1990 yılında 287,6 milyon iken 2013 yılında bu rakam 401 milyona yükseldi. Bu insanların yarıdan fazlasının Sahra-altı Afrika’sında yaşadığı belirtiliyor ve bu bölgenin son dönemlerde dikkate çeken ekonomik büyüme hızına sahip olduğu düşünüldüğünde yapısal gelir adaletsizliğinin sorunun daha da büyümesine yol açtığı anlaşılıyor.

Bir Yanda İsraf Bir Yanda Açlık
Yoksulluk felaketini en derinden yaşayan kesim ise çocuklar. Dünya genelinde yetersiz beslenen 490 milyon kişinin yüzde seksenini çocuklar oluşturuyor. Dünya genelinde her yıl üretilen gıdaların üçte birinin yani yılda yaklaşık 1,3 milyar ton gıdanın israf edildiği günümüzde açlıktan ölümler büyük bir insanlık ayıbı olarak acil çözüm bekliyor. İsraf edilen gıdaların 821 milyondan fazla insanın doyurulmasına yeteceği belirtiliyor.

Yoksulluk elbette raporlara ve haberlere yansıyan rakamlardan ya da birkaç saniyelik görüntülerden ibaret değil. Aksine insanın hareket alanını her an biraz daha daraltan görünmeyen duvarlar arasına sıkıştırarak ezen bir yaşam biçimi. Yoksul insan açlık tehlikesinden kurtulsa bile, temiz suya ulaşamama, yetersiz ve kalitesiz gıdalarla beslenme sonucunda sağlığını kaybetme, altyapı yetersizliklerinin karşı karşıya bıraktığı salgın hastalıklarla yüzleşme, düşük yaşam kalitesiyle yaşamaya mecbur bırakılma, eğitim alamama ve iş bulamama sonucunda her türlü ekonomik, siyasal, dini çıkar gruplarının sömürü kaynağı haline gelme ve hatta köleleştirilme, terör gruplarının militanı ya da canı bombasına dönüştürülme tehlikeleriyle karşı karşıya.

İletişim teknolojisinin baş döndürücü bir hızla geliştiği günümüzde hemen herkes gezip gördüğü yerlerin, yemek yediği, içki içtiği, eğlendiği mekânların fotoğraflarını birbirleriyle yarışırcasına sosyal medya üzerinden paylaşırken, Suudi prensin şahinleri için 80 adet birinci sınıf uçak bileti aldığına ilişkin haberler büyük bir ilgiyle izleniyor. Astronomik transfer rakamlarıyla büyük üne ve paraya kavuşan sporcuların sevgililerine aldıkları dudak uçuklatan hediyeler sosyal medyada en çok konuşulan konular arasında üst sıralara yükseliyor. Haber ve program aralarında ise tüketicileri çoğu zaman ihtiyaçları olmayan ürünleri almaya ikna etmeye çalışan ve tüketim çılgınlığının katlanarak artmasına neden olan reklamlar yayınlanıyor. Bu arada iç savaş yaşayan ve Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun ambargosuna maruz kalan Yemenliler başta olmak üzere birçok insan açlıkla boğuşuyor. Dünyanın birçok yerinde çaresiz kalmış insanlar karın tokluğuna ağır işlerde çalışmaya zorlanıyor, ailelerinden koparılan gençler ellerine silah tutuşturularak çatışmalara gönderiliyor, kadınlar hatta çocuklar bedenlerini satmaya zorlanıyor, sütü kesilen ve mama bulamayan annelerin bebekleri her nefeste ölüme biraz daha yaklaşıyor.