Yolu herhangi bir iktisadî ve idarî bilimler fakültesinden geçmiş biri bu soruya kendinden emin bir biçimde “Hayır!” diyecektir; yaşı Obama’nın başkanlığına yeten herhangi bir kimse ise kolaylıkla öncekinin cevabını onaylayacaktır. 

Bu sorunun kendisi dahî bir “oksimoron” örneği olabilir. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın 1951 tarihli yirmi ikinci değişikliği de hiç kimsenin “Başkanlık görevine iki defadan fazla seçilemeyeceğini” belirtir. 1951’de ne olmuştu da Başkan Truman’ın görev süresinde bu değişikliğe gidilmişti, sorusu gelebilir akıllara. Sebep, Büyük Buhran ertesinde başa geçen ve İkinci Dünya Savaşı’nın, neredeyse, sonuna dek görevini sürdüren Franklin Delano Roosevelt’in tam dört dönem seçilmesiydi. Vaşington’dan Kazablanka’ya, Kâhire’ye, Tahran’a, Yalta’ya mekik dokuyan ve gemiye fevkalâde kaptanlık ederek ulusal mit hâline gelen Roosevelt’in bile görev süresi tartışma konusuydu. Sonunda, ülkenin kurucu babası George Washington’ın iki dönem sonunda başkanlığı bırakması ile oluşan teamüle geri dönüldü ve başkanın görev süresi kısıtlandı.

Truman’dan sonra Eisenhower, Kennedy, Johnson, Nixon, Ford, Carter, Reagan, Bush, Clinton, Bush ve Obama bu hukukî belgeye (22. Değişiklik) uydular. Hatta Johnson ve Ford, haleflerinin ölümü ve azli nedeniyle, hakları olmasına rağmen, bir daha başkanlığa aday olmadılar.  ki bugüne dek. Bu yazının başlığı olan soru, evet, bir “oksimoron“. Aynı zamanda, 2020’deki Başkanlık Seçimlerini, hâldeki 45. ABD Başkanı Donald Trump’ın tekrar kazanacağı ön kabulüyle sorulmuş bir soru. Peki 2020’den de zaferle çıkması mümkün mü? Şu an için mümkün; bu satırların ABD uzmanı olmayan yazarı, en azından böyle düşünüyor. Büyük bir kutuplaşmanın pençesindeki ABD’de güçlü ve sağlam bir demokratik cephe çıkamazsa Trump’ın ikinci defa seçilmesi işten bile değil.

E, o hâlde “üçüncü kez başkanlık” gibi bir konu da nereden çıktı, diye sorabilirsiniz. Bir kere Donald Trump’ın ulusal ve küresel düzeydeki hiçbir hukukî, diplomatik, siyasî düzenlemeyi dikkate almadığı ve bunlara karşı durarak oy kazandığı, “güçlü durduğu” çeşitli analistlerce tekrarlanan bir gerçek. Günümüz popülizmi de zaten dinamizmini bu sistem karşıtı duruştan alıyor. İkinci olarak, Trump’ın dünyanın diğer güçlü “adamları” olan Şi’ye, Putin’e, Erdoğan’a, Sisi’ye ve Muhammed bin Selman’a duyduğu hayranlık ABD siyasetini herkes için âşikâr. Bu güçlü adamların otoriter yönetim ve demokrasi düşmanlığı dışındaki bir başka özelliği de görev sürelerinin uzunluğu, hatta sonsuzluğu.

Putin, 2008-2012 arasında yasaları baypas etmek için başbakanlık koltuğuna geçse de 19 yıldır Rusya’yı yönetiyor; ne zaman bir seçim kaybeder, bilinmez. Erdoğan, 2002’den beri Türkiye’de, neredeyse, tek söz sahibi ve 2017’deki anayasa değişikliği uyarınca 2030’a dek görev başında kalma ihtimali var. Öte yandan Şi Cinping, 2016’da yapılan bir değişiklikle önündeki süre limitini kaldırdı. Darbeyle gelen Sisi’nin nasıl gideceği meçhul; Suudî tahtının veliah Muhammed bin Selman’ın ise doğal olarak bir süre kıstası yok. Bu verilerden hareketle, geçtiğimiz yaz “kahvehane muhabbeti” yaptığımız üç arkadaşıma, ayrı ayrı, “Neden Trump bir kez daha başkanlığa aday olmasın ki?” diye sormuştum. Gülmüşlerdi.

11 Eylül 2019 günü Donald Trump, resmî Twitter sayfasında bir fotoğraf retweet etti. Aynı fotoğrafı Instagram hesabında da paylaştı. Fotoğrafta kırmızı renkli bir pankartta beyaz harflerle “Trumph Keep Amerika Great! 2024” yazıyordu.  Hemen ertesinde, FIFA Başkanı Gianni Infantino’yla yaptığı orta basın toplantısında “Gianni, benim ikinci dönemimi uzatacağız çünkü 2026dönemi birkaç yıl daha uzatmamız lazım,” dedi. Ve ekledi: “Sadece şaka yapıyorum.”

Şimdi ben sevgili arkadaşlarıma gülüyorum. Evet, Trump’ın “checks and balances” ile korunan ABD siyasî sistemini atlatıp üçüncü kez başkanlığa soyunması zor görünüyor; kaldı ki daha ikincisini kazanmış değil. Fakat Hoca Nasreddin gibi “Ya tutarsa?” demekten alamıyorum kendimi. “Balık baştan kokar” misali; dünyaya karşı demokrasi timsali olmakla övünen bir ülkenin bu adımı (da) atması sonrası, geri kalan ülkelerde durumun nereye varabileceğini düşünemiyorum. 

TrumpocracyThe Corruption of the American Republickitabının yazarı David Frum, “Eğer muhafazakârlar demokratik yollarla kazanamayacaklarına ikna olurlarsa, muhafazakârlıktan vazgeçmeyecekler. Demokrasiyi reddedecekler” demiş. İçinde bulunduğumuz ve önümüzü göremediğimiz çağ için çok doğru bir tespit. Yine de enseyi karartmamak lazım. Franklin Delano Roosevelt’e kulak verelim: “Birbirimize yardım etmekten korkmayalım. Hükûmeti oluşturanın biz olduğunu ve bizden gayrı bir gücü olmadığını akıldan çıkarmayalım. Demokrasimizin nihâî hâkimi Başkan ya da senatörler veya Kongre üyeleri yahut hükûmet yetkilileri değildir; demokrasimizin nihâî hâkimi bu ülkenin seçmenleridir.”