Her toplumda, o topluma bir “toplum” olduğunu hatırlatacak, toplumdaki dayanışma ve bir aradalık duygularını güçlendirecek, bu şekilde toplumun mensuplarına belki biraz daha az yalnız hissettirecek, kutsallıkla bezeli ve belli periyotlarla tekrarlanan “özel günler” olur. Bu “özel günler” aynı zamanda o toplumu “o toplum” yapan, onu diğerlerinden ayıran, bu şekilde toplumun parçası kişilere varoluşsal bir “yer” ve aidiyet kazandıran günlerdir.

Tek tanrılı dinlerden önce, tarıma dayalı pagan toplumlarında bu özel günler mevsimlerle ve tarım hasadıyla ilgilidir. Özellikle kıştan bahara geçiş, doğanın bonkörlüğünü göstererek, tartımsal üretimi mümkün kılarak toplumun devamlılığını sağlayacağı için, hemen her toplumun tarihinde bayram olarak kutlanmıştır. Örneğin Türki ve Farsi toplumlarda kutlanan Nevruz bu bayramlardan birisidir.

Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışıyla beraber, paganlığa ait özel günler, belki tamamen yok olmasa bile geri plana itilerek, bu dinlerin gelişimiyle beraber gerçekleşen veya gerçekleştiğine inanılan özel olayların yıl dönümleri “bayram” olarak kutlanmaya başlandı. Hıristiyanlıktaki Noel, İslamiyet’teki Ramazan ve Kurban bayramları bu bağlamda değerlendirilebilecek özel günlerdir.

18’inci yüzyıldan itibaren ise Avrupa’da, Aydınlanma hareketi ve onun getirdiği sekülerleşme süreci ile beraber, toplumsal bağların dine dayalı olması sorgulanmaya başlandı. “Bizi toplum yapan aramızdaki temel birleştirici unsur nedir?” sorusuna zamanla, özellikle kentleşme ve burada ortaya çıkan yeni toplumsal sınıflarca, “din” yerine daha seküler bir kimliğe işaret eden “ulus” ya da aynı anlama gelmek üzere “millet” cevabı verilmeye başlandı. Bu, toplumun temel dayanağını değiştirmek anlamına geliyordu.

Toplumun üzerine bina edildiği, temel toplumsal tutunumu sağlayan “tutkal”, din olmaktan çıkıp “millet” olmaya başladığı oranda dinsel özel günler de sorgulanmaya başlandı. Özellikle Fransız Devrimi sürecinde yeni özel güner ve bayramlar icat edildi. Toplumsal problemlerin kaynağı olarak görülen dinsel düşünce geri plana itildikçe, onun özel günlerine de ihtiyaç yoktu. Yeni çağa, modern topluma, toplumun üzerine inşa edildiği yeni kimliğe uygun özel günlere ihtiyaç vardı. Milli bayramlar işte böyle doğdu.

Fransız Devrimi sürecinde, bir halk ayaklanması ile monarşiyi ve “Eski Düzeni” sembolize eden Bastille Kalesi’nin 14 Temmuz’da ele geçirilmesi, Fransa’da bayram olarak kutlanmaya başlandı ve halen de kutlanmaktadır. “Bastille Baskını”nın yıldönümü tarihteki ilk milli bayramdır. Sonrasında, Fransız Devrimi’nden esinlenip ulus-devlet kurma yoluna giren her millet kendi milli bayramlarını “icat etti”. Bu milli bayramlar genelde ulusun kaderine yön veren, ya bir bağımsızlık mücadelesine ya da ülkede anayasa ilanı gibi siyasal rejimi kökten değişmesine atıf yapan özel günler oldu. Örneğin Yunanistan, Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan ettiği 25 Mart’ı, İran, İslam cumhuriyetinin kuruluşu olan 1 Nisan’ı, Almanya, Doğu ve Batı Almanya’nın birleşme günü olan 3 Ekim’i “milli bayram” olarak kutlamaktadır.

Türkiye’de ilk milli bayram, yukarıdaki örneklere benzer şekilde, 23 Temmuz 1909’dan itibaren, bir önceki yıl anayasanın ilan edilip meclisin açılmasını kutlayan “İyd-i Milli”dir. Bu bayram, 1935 yılına kadar kutlanmaya devam etmiştir. 1935’ten sonra ise, dönemin yönetiminin Osmanlı geçmişiyle tüm bağları kesmeye yönelik politikaları sonucunda, bu bayram iptal edilmiş, özellikle Kurtuluş Savaşı sürecine odaklanan yeni milli bayramlar türetilmiştir.

Türkiye’nin kurucu kadrolarının genel olarak Fransız modernleşmesini örnek alması ve sert bir sekülerleşmeden yana olması, milli bayramlara güçlü bir vurguyu beraberinde getirmiştir. Erken Cumhuriyet döneminde, dini bayramlar tamamen iptal edilmese bile önemsizleştirilmek istenmiş, milli bilinç ve kimlik aidiyeti kazandırabilmek amacıyla milli bayramlar daha coşkulu kutlanmaya çalışılmıştır. Bu, Fransız Devrimi sürecinde de aşağı yukarı böyle olmuştur.

Türkiye’de Avrupa ülkelerine kıyasla bir milli bayram fazlasının olduğu söylenebilir. Avrupa ülkelerinde dini özel günler tatil olmaya devam ederken ve sadece bir ya da iki milli bayram mevcutken, Türkiye’de dört milli bayram kutlanmaktadır. Mevcut milli bayramlara ek olarak 2016’dan itibaren 15 Temmuz darbe girişiminin başarıslığa uğratılmasınını yıldönümü de şu anki iktidar tarafından resmi tatil yapılarak bayram havasında kutlanmaya başlanmıştır.

Türkiye’nin tepeden inmeci modernleşme süreci, aynı zamanda, getirilen milli bayramların toplumun geniş kesimlerince tam olarak benimsenememesini beraberinde getirmiştir. Milli bayramlar genelde devletin sahip çıktığı ama toplumun sınırlı düzeyde coşku duyduğu ve iştirak ettiği günler olarak kalmıştır. Son 20 yılda, AKP döneminde, önemleri bir miktar daha azaltılmaya çalışılmıştır.

20’inci yüzyıl boyunca, milli bayramlara ek olarak, sınıfsal ya da cinsiyetçi eksende özgürleşmeye yönelik seküler özel günler de ortaya çıkmıştır. “İşçi Bayramı” ya da “Kadınlar Günü” bunlardan bazılarıdır. Ülkesine göre değişmekle beraber bu özel günler, çeşitli ülkelerde tatil olabilmekte ve/ya etkili bir şekilde kutlanabilmektedir. Bir de tabii, doğum günleri, evlilik yıldönümleri gibi kişisel özel günler var. Onlar da modern toplumda “birey”in ortaya çıkmasıyla beraber, herkesin kendisine ve ailesine özgü “mikro-bayramı” olarak düşünülebilir.