Evrende her şey hareket halindedir. En küçük atomdan en büyük gökadasına kadar hareket etmeyen hiçbir nesne yoktur. Fakat hareket denilen olgu sürekli değil, kesikli bir titreşimle oluşmaktadır. Bu sıçramalı titreşimlere “frekans” deniyor. Frekans “saniyedeki titreşim sayısı” olarak tanımlanır. Kuantum kuramına göre her nesne hem dalga hem parçacık özelliği taşır. Dalganın en temel özelliği ise titreşmesidir. Uzay dediğimiz evrenin tümü dahi hem mikro hem de makro boyutta titreşir. Mikro boyutta oluşan titreşim hareketlerine “kuantum titreşimleri” denmektedir. Mikro boyuttaki Kuantum titreşimleri Planck zamanında oluşmaktadırlar.

Planck zamanı yaklaşık 10 üzeri eksi 44 saniye gibi inanılmaz kısa bir süredir. Bu süreye an demek daha uygundur. Evrende var olan her nesne ve hatta evrenin kendisi dahi Planck zamanlı anlarda titreşmektedir. Evrenin kendi titreşimlerine “Arka zemin mikrodalga ışıması” denmektedir. AZMI 1964 yılında keşfedilmiş ve 160,2 GHz frekansında titreşen bir elektromanyetik dalga olduğu saptanmıştır. Bu ışımadan dolayı uzay boşluğu mutlak sıfır olan -273 derece santigrattan 2.725 derece daha sıcaktır. Birçok fizikçi AZMInı Büyük Patlama’nın en büyük kanıtı sayarlar. Altta bu ışımanın evrendeki dağılımını görüyoruz.

Evrendeki AZMI, temelde bir karmaşık yapının var olduğunu gösteriyor. Kaos içeren karmaşık yapılar kendi üzerine dönüşerek, adeta nefes alıp vermeye benzer hareketlerle varlıklarını sürdürürler. Tüm canlılar nefes alıp vererek yaşarlar. Bitkiler dahi bir tür nefes alıp vermeyi oksijen-karbondioksit alışverişi şeklinde sürdürürler. Evrende var olan bazı yıldızlar da nefes alıp vermeye benzer bir hareketle genişleyip daralırlar. Bu titreşen yıldızlara sefeid deniyor. Sefeidlerin çapı ve hacmi değişkendir.

Genellikle otuz gün civarında genişleyip daraldıkları gözlenmiştir. Genişleyip daraldıkları hem fiziksel boyutlarının hem de aydınlıklarının periyodik olarak değişmesinden anlaşılmıştır. Sefeidler güneşimizden dört ile yirmi kat arası daha büyük ve yüz bin kez daha parlaktırlar. Sefeidlerlerin çevresinde dolanan bol miktarda plazma ve iyonlaşmış helyum gazı var. Helyum atomunun iyonlaşmış olması demek atomun bir veya iki elektronunu kaybetmiş olması demektir. Plazma aşırı ısındığında Helyum çekirdeği etrafında dolanan iki elektrondan biri veya her ikisi kopup ayrılır. Elektronsuz Helyum çekirdekleri daha az bir hacim içine sıkışırlar. Hacim azalınca da yıldız daha küçük görülür. Plazmanın yoğunluğu arttıkça yıldızdan yayılan fotonların sayısı azalır. Böylece Sefeid yıldız daha az aydınlık görülür. Çapı daralmış olan Sefeid etrafındaki plazmanın içinde artan çarpışmalardan dolayı sıcaklık da artar. Sıcaklığı artan bir gazın daha geniş bir hacme yayılacağını hepimiz biliyoruz.

Aşırı ısınmış olan plazma gazı da genişlemeye başlayınca helyum atomları arasındaki mesafe da artmaya başlar. Böylece plazmanın yoğunluğu azalır ve yıldızdan yayılan fotonlar, atomların ve iyonize olmuş çekirdeklerin aralarındaki boşluklardan yararlanarak daha fazla sayıda evrene dağılmaya başlarlar. Gazın ve plazmanın genişlemesi yıldızın daha parlak görülmesini sağlar. Yıldızın çekim gücü bir hayli fazla olduğundan yıldızı saran plazma ile iyonize gaz ve toz bulutu yeniden yıldıza doğru çekilir ve plazmanın yoğunluğu artar. Evrende her var olanın en büyükten en küçüğüne kadar titreşen ve nefes alıp vererek varlığını sürdüren dalga paketleri oldukları söylenebilir. Bu olguya “süreksiz gerçeklik” demenin daha uygun olacağı görüşündeyim.