İstanbul Fatih’te Molla Gürani Mahallesi Oğuzhan Caddesi’ndeki bir evde yaşayan dört kardeşe 6 Kasım’da ulaşılamadığı ihbarı üzerine adrese giden polis ekipleri, Cumhuriyet savcısının talimatıyla girdikleri dairenin kapısında “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin,” notuyla karşılaşmış; yapılan incelemede dört kardeşin de hayatını kaybettiği belirlenmişti. İncelemeler sonrası Oya Yetişkin’in ekonomik sıkıntı yaşadığı ve hakkında tam tamına yirmi bir icra takibi yapıldığı öğrenilmişti. Fakat intiharın gerekçeleri arasında ekonomik ve psikolojik sebeplerin değil, ülkeye yasa dışı yollarla ülkeye siyanür sokan bir çetenin ya da dış güçlerin neden olduğunu söylenmişti. Tabii ki basında yer alan bu yansımalar tepkiyle karşılanmış olsa da günler sonra bu konu unutuldu. Ki bu vakalar zincirinin ilk halkasıydı. Sonrasında ise sular durulmadı.

Sürecin devamı niteliğindeki ikinci benzeri olay ise geçtiğimiz günlerde Antalya’nın Konyaaltı ilçesi Uncalı mahallesinde oturan Selim Şimşek de internetten aldığı siyanürle kendisini, eşi ve iki çocuğunu siyanürle zehirlemesi sonrası tekrar Türkiye gündemine oturdu. Selim Şimşek’in geride bıraktığı iki sayfalık mektuba polis el koymuştu. Mektupta yazılanlar ise gerçekten kan dondurucu noktalar içeriyordu. Bu olay da sümen altı edilecekti ki, Antalya’da yaşanan bu intihar vakasına bugün bir yenisi de İstanbul Bakırköy eklendi.

İş adamı Bahattin Delen ile eşi Zübeyde Delen ve yedi yaşındaki çocukları Ali Delen’in cansız bedeni İstanbul Bakırköy’deki evlerinde bulundu. Kaymakamlıktan yapılan açıklamada evde siyanür tespit edildiği belirtildi. Ve olayın kaynaklanmasının sebebi ilk bulgulara göre ekonomik sebepler olduğu bir takım internet siteleri üzerinde kayıt dışı ticari işlemler nedeniyle aşırı derecede borçlandığı belirtildi.

Tüm bu olayların ortak noktası siyanür olsa da daha birçok açıdan benzerlik taşıyan noktaları var. Son günlerde siyanürle gerçekleşen intihar vakaları sonrası medya ve çeşitli yetkililer bu duruma yönelik çeşitli açıklamalar göz önüne koyan açıklamalar yaptı. Siyanür araştırılmaya başlandı; halk göze çarpan bulgulardan dolayı şaşkındı. Çünkü dikkat çekilmesi gerekilen nokta şu; siyanür satın almak isteyenler için bir engel şart koşulmuyor gibi görünüyor ama satışının yapılmasından önce toplumsal bir sorun olarak toplu intiharların artışının araştırılması gerekiyor. Artan geçim sıkıntısı, Türkiye toplumunda önü alınamayan derin bir travmaya davetiye çıkarıyordu. İntiharlar, yoksulluk, geçim sıkıntısı, işsizlik, borç ve çalışma koşullarından kaynaklandığının kabul edilmediği ve bu olaylara dahi kulp takanlar oldu, daha da olacak gibi görünüyor.

Bilindiği üzere, siyanürün 0,2 gramı, yetmiş kilogram ağırlığındaki bir insanı üç dakikada öldürebiliyor. Satışı yasa dışı olduğu yönünde ama siyanürü kapsayan bir yönetmelik beş sene önce yürürlüğe girse de satışı rahat rahat yapılıyor. Hatta 26 Haziran günü Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hidayet Vahapoğlu’nun siyanür satışlarının yasaklanmasıyla ilgili yasa teklifi sunduğu ama bu teklifin Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alınmadığı da intihar vakaları nüksedince ortaya çıktı. Bu açıdan bakıldığında durum gerçekten korkunç, gerçekten acı dolu.

Siyanürün Türkiye’de yasaklı olmayan siyanürün satışında yetki belgesi gerekiyor ama hiçbir şirket bu kurala uymuyor. Birçok tıp ve kimya sektöründe faaliyet veren şirketler siyanür içeren katı tuzlar, solüsyonlar ve atıklar ürünler satmaya devam ediyor. Siyanür satışı ile ilgili olarak yönetmeliğin yedinci maddesini araştırdım. Yazan o ki; üretime/ithalata konu yönetmelik eki kimyasal maddelerin yurt içinde gerekli denetimlerinin yapılabilmesi adına dağıtım kanallarının her birinin ve son kullanıcısının tespit edilmesini ve suistimalinin önlenmesi amaçlanıyor. Yaşanan intihar vakalarının artmasından sonra kamuoyunun ve yetkililerin dikkatini çekmiş olması tarifi imkansız bir durum. Konu ile ilgili yönetmelik caydırıcı mı derseniz, değil. Ki son günlerde meydana gelen intihar vakaları da bu sorunun cevabını bizlere veriyor. Nasıl ki bombalı terör saldırıları sonrası gübre, benzin satışlarında tedbirler alındıysa aynısı siyanür için de yapılmak zorunda ama tekrar etmek gerekir ki; iş bununla bitmiyor; konumuz tam anlamıyla siyanürün satışı değil. Çünkü insanları siyanürle intihar etmeye sebep olan şey birbiriyle ilişkili neden ve sonuç ilişkisidir.

Ekonomik şartlar, sosyo-ekonomik dezavantajlar ve pek daha çok sebep. Arayın ki bulasınız. Nitekim siyanür satan birçok noktadaki fiyat bandına bakarsanız; yedi, on bir ve on dört lira gibi bir baremde satıldığını görürsünüz. Bu durumu daha içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Şu an birçok sitede satışı kaldırıldı ama halen bazı e-ticaret sitesinde satışı bulunuyor. Yönetmeliğin pek engelleyici olmadığını ve Türkiye’de yasaklı olmayan siyanürün satışında yetki belgesi gerektiği gerçeği bir yana dursun; hiçbir şirket bu kurala riayet etme gereği duymuyor. Birçok tıp ve kimya sektöründe faaliyet veren şirketler siyanür içeren katı tuzlar, solüsyonlar ve atıklar ürünleri halen satıyor.

Geçim sıkıntısı, umutsuzluk ve bunlara bağlı olarak her şeyin anlamını yitirmesi insanları intihara sürükleyebilir. Evet, çok sorun var. İnsanlar işe giriyor ama maaşları dipleri sıyırıyor. Haydi işe girdi diyelim; mobbing ve baskılar da cabası. Çocuklar okula yazdırılıyor ama eğitimin durumu ve kalitesi ortada. Üniversiteye giriliyor ama meslek edinilemiyor. Üniversite bitirildiğinde ise tanıdık olmadan iş bulmanın mümkün olmadığını biliyorlar. Hastaneye gidildiğinde tedavi imkanları kısıtlı ya da yeterli değil. Zorunlu ödenen faturaların tutarı her geçen gün artarak katlanıyor. Her şey ateş pahası ve geleceğe dair umut beslemiyorlar. Hayaller kuruluyor ama erişilemiyor. İşin kötüsü de şu ki; siyaset de çözüm üretecek derecede bu duruma el atmaya yeltenmiyor. Bu durumda halk ne yapabilir? Kaşıkla verileni kepçeyle alana nasıl anlatsın derdini?