Bir filmin en önemli unsurlarından biri, şüphesiz kurgudur. Filmin, İngilizce karşılığına bakıldığında “motion picture”, hareketli görüntü anlamına gelmektedir. Lakin, hareketli görüntüler kendi başlarına hareket etmezler. Analog dönemde, bir pelikülün üstüne dikey bir şekilde birbirini art arda izleyen görüntüler dizilirdi. Günümüz dijital döneminde ise bir kurgu programında, doğrusal bir düzlemde art arda sıralanarak hareketler sıralanmaktadır. Elbette, bu sıralama bir sinema filmini açıklamaya yetmemektedir. Zira, burada devreye giren “kurgu” kavramı önemlidir.

Kurgu, Hugo Munsterberg’in sinema ile psikanaliz ilişkisini kurduğunda seyircinin karanlık bir odada tiyatroya nazaran beyaz perdede gördüğü uzamı bilişsel süreçler ile birlikte kendi maddi hayatıyla ilişkilendirerek uzanılandırdığını belirtmektedir. Burada da kurgunun önemini vurgulamaktadır. Öte yandan Walter Benjamin, meşhur makalesi “Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilen Sanat Yapıtı” adlı makalesinde Munsterberg’in düşüncelerini paylaşmakla birlikte kurgunun seyircinin film ile özdeşim kurması ve filmde deneyimlenen oyunculukların birleştirilmesinde, gerçeğin yeniden üretilmesinde önemli bir unsur olduğunu belirtmiştir.

Sinemanın daha sanat mı değil mi diye tartışıldığı dönemlerde D.W. Griffith’in günümüz klasik anlatı sinemasının kurgu anlayışının temellerini atan bir yönetmen olarak, farklı mekanlarda çekilen çekimlerin kurgu ile birleştirilerek hikayenin aynı yerde geçtiği illüzyonunu yaratması yahut Melies’in Griffith’ten on küsur sene önce “Ay’a Seyahat” adlı filminde tragedyadan ödünç aldığı “üçlü akt” sistemi ile hikayesini anlatmaya başlaması sinemada kurgu dilini oluşturmaya başlayan örneklerden biri sayılabilir. Fakat bilinçli olarak Sovyet Montaj Ekolü, sinemada kurgu üzerine düşünmeye başladığı, sinema okullarında Pudovkin, Kuleşov gibi kuramcıların planların yer değişimi ile anlamın nasıl üretildiği üzerine çalışmaları söz konusudur.

Diğer yandan Eisenstein’ın kurgu formülasyonları bu yazıyı etkileyen bir formülasyondur. Zira kurgu çeşitleri, metrik kurgu, ritmik kurgu, tonal kurgu, üst tonal kurgu, entelektüel kurgu olarak beşe ayırmaktadır. Metrik kurgu görüntünün uzunluğuna göre ve müzik kalıbına uygun bir şekilde kurgulanmasıdır. Ritmik kurgu ise, kadraj içindeki devinime göre yapılan ve zıtlıkların çarpışmasından yararlanan kurgu biçimidir. Tonal kurgu ise kadrajdaki renkler ve tonların niteliğine göre yapılan kurgu biçimidir. Üst tonal ise ilk üç kurgu biçiminin bileşimi ya da alışverişinden yararlanan kurgu biçimidir. Son olarak, entelektüel kurgu ise en bilindik örneği olan “Kuleşov Etkisi” ile açıklamak gerekirse, Eisenstein’ın deyimiyle “çarpışan görüntülerin” birer anlam oluşturmasıdır. Bir adamın yakın planı, bir kadının planı şehvet anlamını oluşturabilmesi şeklinde örneklendirilebilir.

Esas konuya gelinirse şayet, henüz birikimli bir çalışma alanına sahip olduğundan bahsedilemez. Film kuram kitaplarında, sanat tarihi kitaplarında görsel ritimden, hikaye ritminden alt başlıklar halinde bahsedilse de üstüne yazılması, düşünülmesi gereken bir alandır. Karen Pearlman’ın “Ritimlerin Kurgusu” adlı kitabı, sinemada kurgu çalışmaları içinde kurgu ve ritim ilişkisini inceleyen ender kitaplar arasında sayılabilir. Konuya devam etmeden şu temel soruları sormak gerekir: Ritim nedir? Kurgu ve ritim denince ne anlaşılmalı? Neye göre ritim oluşur?

Ritim genellikle tempo veya tekrar ile karıştırılan fakat bunları kendi içinde barındıran bir unsurdur. Ritim, içinde hareketi, tekrarı, tempoyu barındırır. Ritim, Lefebvre’nin “Ritimanaliz” çalışmasında belirttiği gibi insana özgüdür. İnsanın, zaman ve mekanda hisettiği devinimleri anlamlandırabilmesi adına ölçümlerle edindiği unsurdur. Bu ölçüm ilkin nabız olabilir. Zira herkesin yaşam ritmi, kalp atışı, hızı ve yavaşlığı algılayışı farklıdır fakat bir güneşin batışı ve doğuşu, mevsimlerin bölümü herkesçe aynı algılanmaktadır. Dolayısıyla ritmin evrensel ve öznel algılanışları mevcuttur denebilir.

Sinema filmine bakıldığı zaman da seyirci filmdeki duygusal yoğunluğa göre nabzıın hızlandığını ya da kendi diamiklerine göre “hızlı”, “yavaş” hissedebilir. Lakin burada mesele seyirciden ziyade kurgucu nazarında sinema ve ritim ilişkisidir. Evrensel bir kurgu sistemi olmadığı için birçok kurgucu ya “göz kırparak”, ya “belli devinimler göstererek” ya da “içine doğduğu” gibi filmi kurguladıklarını belirtmişlerdir. Yukarıda bahsedilen hareket bu bağlamda önemli bir unsur.

Planlarda oyuncunun hareketleri, kamera hareketlerinin belirginliği kurgucuların planlararası ritimler oluşturmasında yardımcı olmaktadır. Öte yandan, tekrar meselesi de önemlidir. Hangi kombinasyonlar film süresince devamlı olarak tekrarlanmaktadır? Eğer, bu devamlılık dışında eğreti duran ayrıksı bir unsur saptanırsa filmin ritminin bozulduğu anlaşılabilir. Sinemada ritmde tutarlılığı, öznellik dışı nesnel denebilecek  unsurların arasında bunlar sayılabilir. Yine de buna ek olarak kadraj içinde oluşturulan mizansen de mühimdir. Kontrast, ışıklandırma, renklerin kullanımı, şekiller ve çizgiler, uzamın derin mi düz mü olduğu ve hangi kombinasyonların kullanıldığı da filmin görsel ritmini belirlemektedir. Bunların hiçbiri birbirinden ayrı düşünülemez. Bilakis aralarında diyalektik bir bağ vardır.

Tüm bu unsurlar bir vuruş olarak değerlendirilebilir. Her bir boşluk bir tekrarlanmayı, tempo varlığını göstermektedir. Bir filmle örneklendirmek gerekirse, ki açık seçik ayrıntıları görebilmek açısından akılda belli fikirlerin oluşmasını sağlayacaktır. James Bond serisinin son filmi Spectre’ın açılış plan sekansında “Ölüler Günü”nü de simgeleyecek şekilde renk kontrastının sürekli kullanımı, dolly hareketi, açılmalar, uzaklaşmaların kullanımı; filmdeki James Bond ve yanındaki kadının hareketlerinden de faydalanarak bir ritim oluşturmaktadır. Ayrıca, her hareketin bitimi ve başlangıcında yeni enformasyonların oluşması da filmde bir vuruş, bir ritim belirtisi sayılabilmektedir.

Eisenstein’a da bağlamak gerekirse konuyu, ki kendisi müzikten faydalanarak montaj kuramını beslemiştir, “Potemkin Zırhlısı’nın” Odessa Merdivenleri sekansında da benzer unsurları “ritmik kurgu” kavramını da kullanarak yakalamak mümkün. Toparlamak gerekirse, sinemada ritim hareket, tekrar ve temponun görsel ile anlatısal anlamda bir tutarlılık dahilinde oluşturulması üzerine halen çalışılmakta olan bir alan olsa da sinemada kurgu bağlamında oldukça ufuk açıcı bir konu olduğunu söylemek mümkündür.