İçişleri Bakanlığınca, otuz büyükşehir ve Zonguldak’ta, hafta sonu için sokağa çıkma yasağı ilan ettiğinin duyulması sonrası ilgili şehirlerde halk market ve fırınların önlerinde uzun kuyruklar oluşturdu. Kimi yerlerde sosyal mesafeye uyulmadı; yoğunluğun ortaya çıkmasına neden olduğu gerekçesiyle genelgenin ilan ediliş şekli ise birçok sebeple eleştirildi.

Hareketli bir akşam yaşanmasının sebebi, 12 Eylül darbesinden bu yana sokağa çıkma yasağı görmemiş halkın, akşam saatlerinde alelacele bir şekilde açıklanan sokağa çıkma yasağıydı. Peşi sıra, bu ani karar neticesinde ise ülkemizde birçok garip hadise görüldü. Sokağa çıkma yasağını kornalarla caddelerde kutlayan magandalara da tanıklık ettik, fırın önünde ekmek kuyruğuna giren yüzlerce insanı da fırsatçılık için fahiş fiyata ürün satan esnafı da.

Acil ihtiyaçlarını almak edinmek için orada olanları tenzih ederek; kendini, ailesini, toplumu riske atıp, durumun ciddiyetini hala kavrayamamış olan bir güruh ise toplumun sağlık ve sıhhatini kişisel zevk ve gereksiz ihtiyaçları yüzünden hiçe sayışı şaşkınlık yarattı. Tabii burada hükumet yetkililerinin payı da asla kanıksanmamalı. Çünkü bu plansız adımlar neticesinde Türkiye bu salgın için biçilmiş bir kaftana dönüştü.

“Panik”
Hareketli olduğu kadar hararetliydi de. Çünkü Mansur Yavaş, Tunç Soyer ve Ekrem İmamoğlu’nun bu konuyla ilgili söyledikleri/yazdıkları şeyler epey konuşuldu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu, sokağa çıkma yasağı kararı ansızın alınmasına ilişkili olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak bu kritik karardan haberdar olmadıklarını ve bilgilendirilmediğini söyledi. Yasağın ertesi günü İstanbul’da hangi hizmetlerin verilip verilmeyeceğini bile bilmediklerini ve ortak akıl ile iş birliği olmayan her kararın kafa karışıklığı ve panik yaratacağının altını çizdi.

İmamoğlu’nun haklı bulunan gerekçeleri dışında, bazı kesimler Soyer ve Yavaş’ın bu karar ile ilgili olarak aldığı reaksiyonların daha yerinde olduğunu, İmamoğlu’nun tepkisini ise “panik yaratabilir” olarak nitelendirdi. Peki, asıl paniği kim yarattı? İşte burada bir parantez açıp, kısaca devam etmek gerek.

Nihayetinde tüm kesimlerce bu kararın uzun bir süredir alınması bekleniyordu. Fakat hiç kimse bu kadar ani olacağını düşünmedi. Sokağa çıkma yasağı haberi gece yarısına iki saat kala kamuoyuyla paylaşıldı. Bu kararın sonrasında ise detayların gelmesi ise hususunda ağır davranıldı. Yerel yönetimlerle koordineli bir çalışma ortamı kurulmadığı için ortaya çıkan bu tablo da pek hoş olmadı. Sokağa çıkma kararının ani bir şekilde açıklanmasını tartışılıyorken, “Sokağa çıkma yasağı duyurusu birkaç gün önce yapılsaydı halkın ihtiyaçlarını daha rahat giderebileceklerine” ilişkin soruya İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Sanki daha büyük bir telaş olurdu” karşılığı vermesi ise epey düşündürücüdür.

Tüm bu garip olaylar silsilesi sebebiyle samimi bir açıklama olacak belki ama üzülerek söylemek isterim ki, beni en çok üzen şey Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın ve sağlık sektöründeki gecesini gündüzüne katan tüm sağlık çalışanlarının emeklerinin bir çırpıda çöpe atıldığını görmekti. Toplumun umutlarımı tam anlamıyla tükenmesine sebep olan şeyin ne olduğu başlı başına bir tez konusu olabilecek nitelikte. Nedeni de birçok sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel gruba ait bireylerce bu konuya yeterince önem verme gereği duymamasıdır.

“Bilinç Dışılık”
Günlerdir yapılmakta olan uyarılara rağmen insanların maskesiz, eldivensiz, sosyal mesafeye aldırış edilmeden alışveriş yapmak üzere sokaklarda olduğuna artık her birimiz şahidiz. Sokakta yürüdüğünüzde her yerde kullanılmış maske ve eldivenlerin rastgele fırlatıldığını görmek ve sahip olunan bilincin tüm bu gerçekliklere rağmen inanmadığını da gösteriyor.

Halkın büyükçe bir çoğunluğunun kadere olan inancı, hayatta kalma güdülerini değişken kılıyor. Belki seçim, belki de dogmatik sebepler neticesinde farklı anlaşılan bu salgın sebebiyle, “umarım bedelini ağır bir şekilde ödemeyiz,” demek geçse de içimden, dilim el vermiyor. Çünkü bu, kulağa imkansızmış gibi geliyor. “Topun ağzında olma” teriminin vücut bulduğu bu olay, kimileri için beceri eksikliği, kimileri için ise iş bilmezlik olarak atfedilen bu durum. Yakın bir gelecekte ne şekilde sonuçlanacağını öğreneceğiz ama bugün, tavsiyelere kulak tıkayan yetkililerin, yarın eleştirileri dinlemek zorunda kalacağını ifade etmeyi istiyorum.

Nasıl ki, açıklama için seçilen zaman diliminin oldukça yanlış olduğu konusunda hemfikiriz. Bu, içeriğin eksikliğiyle birleşince de kaosun yayılacağı ön görmek de olağan bir şey. Gerçekten ihtiyacı olanlar dışındakilerin dışarı çıkmasıyla bu durum içerisinden çıkılmaz bir hal aldı. Fakat bunun da tek sebebi ihmalkarlık olarak ifade edilemez. Ne yazık ki bu gecenin faturası, takribi yedi ila on gün içerisinde kesilecek. Türlü soruna gebe olan bu gece, ekonomik ve sağlık krizine ek olarak, yönetim kriziyle de birleşti. Nihayetinde doğru kararları yanlış yöntemlerle uygularsanız, yanlışlıklarla boğuşmak zorunda kalırsınız.