Stefan Zweig, yirminci yüzyılın en büyük yazarlarından. Kitapları daha o hayattayken onlarca dile çevrilmiş, yüz binlerce satmış bir tasvir ve kurgu ustası, döneminin önde gelen bir aydını… Gelgelelim, Zweig kendisini hiçbir zaman etnik kökeniyle eşleştirmese de o bir Avusturya Yahudisi. Ve bilindiği gibi Yahudilerin Y’sine tahammül edemeyen bir başka Avusturyalı, 1933’te Almanya’da iktidara geldi.

Zweig’ın hayatı ve hayatı boyunca inşa ettikleri de, diğer pek çok Yahudinin hayatı gibi, Hitler’in iktidarıyla un ufak oldu. O güne kadar satış rekorları kırmış, vitrinleri süslenmiş kitapları, sırf müellif Yahudi olduğu için kudurmuş SA müfrezeleri tarafından şehir meydanlarında yakılmaya başlandı. O zamana kadar hep uygar ve ilerici olduğuna inandığı Avrupa, öfke seline teslim olmuş gibiydi. Eski komşuları bile mallarına el koyabilmek için Yahudilere saldırıyor, yaşlı başlı profesörleri Viyana’nın göbeğinde, yerlerde sürüklüyorlardı. Zweig Avusturya’da daha fazla kalamazdı. İngiltere’ye sığındı. Ama ardından savaş patlak verdi, İngiltere’de de yaşayamazdı. Son olarak Amerika’ya, oradan da Brezilya’ya gitti ama tarih 1942’ydi. Hitler Polonya’yı, Danimarka’yı, Norveç’i, Hollanda’yı, Belçika’yı ezmiş, Fransa’yı ele geçirmiş, Balkanlar’ı fethetmiş, son olarak Sovyetler Birliği’ne savaş açmıştı ve orduları Leningrad, Moskova ve Stalingrad önlerindeydi.

Uzaktan bakıldığında bu muazzam kötülük imparatorluğunun yıkılacağını tahmin etmek bile, delilik gibi bir şeydi. Elindeki olağanüstü güçle artık Hitler’i durdurmak imkansız gibiydi. Yeni ve korkunç dünyanın ruhu artık oydu, bu kaderden kaçmak imkansızdı. Zweig’ın idealleri, dünya vatandaşlığı, barışçılığı, uygarlıkçılığı kaybetmişti işte. Bu duygularla, eşiyle birlikte 22 Şubat 1942’de intihar etti Zweig ama çok değil altı ay sonra Stalingrad’da, savaşın seyri dönecek, bundan üç yıl sonra da kötülük imparatorluğu harabeler içindeki bir Berlin’in ufacık Führerbunker’inde sıkışıp kalacaktı. İntihar etme sırası, Hitler’deydi, 30 Nisan 1945’te gösteri bitti, perde kapandı.

Zweig neden ölmüştü? Böylesi bir sona inanmadığı için… Halbuki bağrına taş basıp üç yıl daha sabredebilseydi, dünyanın çok değiştiğini görecekti. Savaştan sonra Avrupa ülkeleri aralarında artık bir daha savaşmamaya kesin karar verip, Avrupa Kömür Çelik Birliği ile, bugünkü Avrupa Birliğinin temellerini atacaklardı. Avrupa Uyumu yeniden, bu kez daha güçlü olarak tesis edilecek, yani Zweig’ın tüm idealleri gerçek olacaktı. Sabredebilseydi, filmin mutlu sonla bittiğini görecekti.

Elbette kendi gerekçeleri vardır, biz tarihi yargılayamayız, ama tarihler, Zweig’ın ve eşinin, umutsuzluk nedeniyle canlarına kıydıklarını yazıyor. Halbuki umutsuz olmaya gerek yoktu. Bugün de yok! Pek çok vatandaşımızın, pek çok dostumun, pek çok esnafın, emekçinin, çiftçinin, turizm personelinin, alışveriş merkezlerinde çalışan binlerce kişinin, binlerce küçük işletmenin, tam koronavirüs krizi öncesinde kredi yükü altına girmiş binlerce insanın, şu an yaşanan ekonomik durgunluk nedeniyle kendilerini psikolojik baskı altında hissettiklerini biliyorum. Bütün bir dünya, zor bir süreçten geçti, geçiyor. Belli ki bir süre daha, hastalığın etkisi azalsa da ekonomik etkileri sürecek. Bu bir gerçek.

Yapay gündemlerle üstü örtülmeye çalışılsa da, vakıa bu ama sevgili dostlar, asla umutsuzluğa kapılmayın! Birileri bizi korkutmaya çalışıyor, kriz sonrası dünyanın çok daha kötü olacağını, hepimize çip takılacağını, karanlık hesaplar peşindeki muhayyel güçlerin insanlığın nüfusunu azaltmak için düğmeye bastığını, açlık, kıtlık yaşanacağını söyleyip duruyorlar, aylardır. Hayır, tellakların felaketi gerçekleşmedi, gerçekleşmeyecek! Evet, zor günler geçirdik, geçireceğiz ama bu sürecin sonunda eskisinden de daha güzel, eskisinden de daha bereketli bir dünya bizi bekliyor olacak.

İnsanlık, bu salgınla, kriz koşullarında birlikte hareket edememenin bedelini ödüyor. Halbuki bütün insanlık olarak, birbirimize ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu, birimizin hatasından hepimizin etkileneceğini, birimizin önlemiyle hepimizin korunacağını görmüş olduk. Bu deneyim, şu anki varsıllığımızı borçlu olduğumuz fikirlerin ve malların küreselleşmesini yarıda bırakmak bir yana, daha da hızlandıracaktır. Korku filmlerinden alınmış ucuz felaket senaryoları gerçekleşmeyecek, her olumsuzluğa rağmen dayanabilen, sabredebilen filmin mutlu sonuna tanık olabilecektir. Ufka değil, ufkun ötesine bakın ve umudunuzu yitirmeyin dostlar.