Bilindiği üzere Pisagor, MÖ 570 – MÖ 495 tarihleri arasında yaşamış filozof ve matematikçidir. “Sayıların babası” olarak bilinir. Sisam adasında doğmuştur. Pisagor, Delf mabedinde inisiye edildikten sonra sırlar öğretisini Orfe gibi kaynağından öğrenmek amacı ile genç yaşta Menfis’e giderek Osiris kardeşlik örgütünce kabul görmüştür. Mısır da yirmi iki yıl kalmış, ardından Babil’de on iki yıl sürgünde yaşamış ve burada kadim Babil öğretisini de öğrenmiştir. Hindistan’da Brahma ve Ön Asya’da Kabalacılarla temas etmiştir.

Mısır’da Osiris dinine bağlı aldığı eğitim ve daha sonra Mısır’ın Babil tarafından işgali ile gittiği matematik ülkesi Babil’de aldığı eğitimin sonucu olarak Pisagor sayılara çok önem vermiştir. Mısır ve Babil’de aldığı eğitimi otuz dört yıl süren Pisagor Yunanistan’a dönmüştür ancak Apollo rahiplerine fikirlerini kabul ettirmekte güçlük çekince İtalya’ya geçmiştir. Kraton’da öğretisini sunduğu kendi felsefe okulunu açmıştır. Bu okul aynı zamanda dini bir topluluktur ve zamanın yerel politikasına da oldukça egemendir. “Pisagor Croton’da inisiyatik eğitim yoluyla, yönetici sınıfın liyakate göre atamayla seçilen inisiye bilgelerden oluştuğu yönetim modelini uygulamayı amaçlıyordu. Pisagorcular yalnız dini nitelik taşımakla kalmamış aynı zamanda siyasî bir nitelik sergilemiş ve siyasî amaçlar belirlemiştir. Pisagorcuların siyaset ile ilgilenmeleri kendilerinin felaketi olmuştur. Pisagorcular, bilim ve sanat çeşitleriyle, yani matematik ve müzik ile çok yakından ilgilenmişlerdir. Pisagor okulu bir felsefe, bir bilim ve bir sanat ocağıdır.

Pisagor’un hedefi bir enstitü kurmaktı. Eğitim tarzı ile bilim çağının başlaması için ilk adımı oluşturmuş ve Pisagor Okulu İtalya’da Rönesans’ın doğmasına sebep oluşturmuştur. Pisagor’un enstitüsünün önündeki Hermes heykelinin kaidesinde şu yazmaktadır: “İnanmayan uzak dursun!”

Zamanla enstitünün gitgide güç kazanması Pisagorculara Croton site devletinin yönetimini ellerine almalarını sağlamıştır. Daha önce aristokratlardan oluşan senatosu tarafından yönetilen Croton, Pisagor buraya geldikten sonra üç yüz inisiyeden oluşan bir konsey tarafından yönetilmiştir.” Çıkarları zedelenenler ve inisiyasyona alınmayanlar yani kapının dışında kalanlar, bir süre sonra kompleksleri ve aşağılanmışlık hisleri ile karşılık vermekte gecikmeyeceklerdir.

Pisagorcular, düalisttirler. Yani her şeyin başlangıcına ikilik koyarlar. Söz konusu olan bu iki ilkeden birisi biçim verendir, ikincisi ise sınırsız ve biçimsiz olandır. Pisagorcular evrenin her yerinde; bir yanda sınırsız bir ilke ile öte yanda belirleyici bir ilkenin arasındaki zıtlığı bulmuşlardır. Bu zıtlık sayılarda da vardır: Tek-çift sayılar gibi. Hermetik ve Pisagorcu felsefelerin, aklı sezgiyi ve tüm dualiteleri bir bütün olarak ele alan, ikilikleri birde bütünleştiren yani ikiyi bir eden ezoterik boyutları detaylı incelenmelidir. Eski Mısır’daki Hermes Öğretisi tamamen ezoterik ve inisiyatik bir öğretiydi. Pisagor bunların arasında yetişmiş bir hermetiktir.

Tanrının tezahürlerinde, ruh, can, beden üçlemesini kabul etmiştir. Müziğin yedi nota üzerine kurulması, ünlü Pisagor teoremi gibi uygulamalar Pisagor’a aittir. Pisagorcular sayıların nesnelerin gerçek doğasını oluşturduğuna ve ruh göçüne inanırlardı. Arınma ayinleri uygular ve ruhlarının tanrılar arasında yüksek bir dereceye erişmesi için geliştirilmiş çeşitli yaşam kurallarını takip ederlerdi. Müziğin yanında Pisagor felsefesinde düzgün geometrik şekiller de çok önemlidir. Pisagor’a göre sayılar evrene hükmeder ve her birinin sembolü vardır. Pisagor, büyük tepki aldığı dünyanın güneş etrafında döndüğü fikrini ileri sürmüştür. Pisagorcuların amacı; insanın kendisini, beden ve ruh göçüne köle olmaktan kurtarmaktır.

Ezoterizmde Pisagor büyük inisiyelerden biri olarak kabul edilir. İnisiyatik niteliğinin yanında bilimler akademisi niteliği taşıyan bu enstitüde dinler ve manevi bilimlerin yanı sıra maddi bilimler de öğretilmekteydi. Pisagor bu bilimlere “insan bilgisinin tümünü kuşatan” anlamında matematalar adını vermişti ki, matematik sözcüğü bu terimden doğmuştur. Pisagor’a göre, tüm felsefe ve dinlerde hakikatin dağınık ışınları yer almaktaysa da bu ışınların merkezi ezoterik doktrindi.

Pisagor’a göre hakikate ulaşmada bilim, gözlem ve muhakemenin yanı sıra sezgi de gereklidir. Ona göre ruh bedene zincirlenmiştir ve beden ruh için bir hapishanedir. Ölüm sonrası ruh başka bir bedene göç eder. Bu göç, ruhun dünyadaki yaşamına bağlı olarak sonuçlanır. İyi ve temiz bir ruh yüksek bir bedene göç eder. Fakat ruhun gerçek çabası; özgür yaşamaktır. Pisagor, ruhun arınması ve bedenden ayrı bir yaşama ulaşabilmesi için bilim ve sanattan yararlanılması gerektiğini söylemiştir. Pisagorcular uyumlu seslerle sayısal oranlar arasındaki bağlantıdan hareket ederek, her şeyin temelinin sayı olduğu, evrendeki tüm oranların sayısal olduğu sonucuna ulaşmıştır. Arche yani maddenin aslı kavramına Pisagorculukta da tanık oluyoruz. Pisagorcular arche olarak sayıyı benimsemekle ileri bir adım atmış oldular. Çünkü onlar maddenin aslının, su ve hava gibi somut bir şey değil de tam tersine, soyut bir şey olduğunu ileri sürmüştürler.

Danıştığı bilgeler Pisagor’a: “Her şey ondan gelir. Hiçten hiçbir şey doğmaz. Ruh ya sudan ya ateşten veya her ikisinden birden doğar. Unsurlardan yayılan ince tesir olan ruh ancak geri dönmek üzere bunlardan doğar.” demiştir. Pisagor, öğrenci adaylarını seçme konusunda son derece titizdi, “Her ağaç meyve vermez,” derdi.

Tüm evrenin sevgi üzerine kurulu olduğunu belirtmiştir. Ruhun da bedenin de temiz olması gereğine inanmıştır ve tek Tanrı inancı işlemiştir. Pisagor, insanın ateş, su ve topraktan meydana geldiğini söylemiştir. Pisagor’a göre ruh, yaşam yelpazesinin en alt basamağından, cansız varlıklardan başlayarak yukarı tırmanırdı. O “İnsan, tanrının yeryüzündeki temsilcisidir,” derdi. Pisagor, ölünce ruhu semaya çıkan ve yeniden doğarken de ruhu semadan çağırılıp gelen yegâne varlığın insan olduğunu söylerdi. Ölüm anında ruhun bedenden ayrıldığını yaşamı sırasındaki davranışları nedeni ile bir üst basamağa mı yoksa bir alta mı gideceğine karar verilen geçici bir âleme gittiğini savunurdu. Ona göre kâmil insan yeniden bedenlenme döngüsünü kırmış insandır. Bu tür insanlar ona göre yarı tanrılardır.

Pisagor’un matematik, fizik, felsefe, astronomi ve müzikte getirmek istediği yenilikleri, buluşları hazmedemeyen, çıkarlarının zedeleneceğine inanan, değişim fikrine dahi tahammül edemeyen, halkı dogma ile yüzyıllardır yönlendirmiş bir takım siyasetçi ve gruplar, halkı Pisagor’a karşı ayaklandırarak, okulunu ateşe vermişler, Pisagor ve öğrencileri bu alevler arasında ölmüşlerdir. Sonu tarihte birçok benzerinde görüldüğü gibi çağın çok ilerisinde insanlık için uğraş veren yetkin insanlarınkiyle aynı olmuştur. Pisagor, enstitüsü ve yüzlerce Pisagoryen ne yazık ki yakılarak acı içerisinde can vermiştir.