Bugün dünyada bir pandemi yaşanıyor. Pandemi sözü Yunanca “pan” tüm ve “demos” halk sözlerinden elde edilmiş ve “tüm insanları etkileyen bir hastalık” için kullanılıyor. Salgın anlamında kullanılan epidemi sözü de “epi” üzerinde ve “demos” sözlerinden oluşmuş olup, bir grup insanı etkileyen salgın bir hastalık için kullanılır. Salgın hastalıklar bir virüsün veya bir bakterinin hızla yayılmasıyla oluşur. Hızlı yayılmayı başka bir yazımda itici bir kuvvetin varlığıyla açıkladım. İtici kuvvet entropinin artmasını ve çekici kuvvet enerjinin korunmasını sağlamaktadır.

Enerjinin korunması gereği cansız moleküller birleşmişler ve ilk canlı tek hücreli canlıyı oluşturmuşlardır. Bu ilk canlı yaşam türüne “arkea” deniyor. Arkealar, entropinin artması gereği olarak bölünerek çoğalırlar. Arkealar ile bakteriler tek hücreli canlılar olup, “prokaryot” adıyla tanımlanmışlardır. Prokaryot sözü “pro” önce ve “karto” çekirdek sözlerinden oluşmuştur. Zira arkeaların ve bakterilerin hücre çekirdekleri yoktur. Tek hücrelilerin birleşmesiyle yeni bir yaşam türü dünyaya yayıldı. Bunlar ilkel bitkiler ve “protista” denen çok hücrelilerdir.

Yaşamın başlamasını ve gelişip dünyaya yayılmasını sağlayan iki farklı kuvvet var. Çekici kuvvet yeni türleri oluştururken, itici kuvvet yeni türlerin dünyaya dağılmalarını sağlıyor. Arkeaların ne zaman ve nerede başladığı hakkında kesin bir görüş oluşmuş değildir. Kimi çamurlu göletlerde, kimi de denizin derinliklerinde oluştuğunu söyler. Hatta dünya dışından bir göktaşı ile dünyaya geldiklerini savunan bile var. Bu görüşe “panspermia” deniyor. Panspermia sözü “pan” ve “sperm” sözlerinden üretilmiş olup, “sperm tohum” demektir. Arkealar aşırı sıcaklıklarda ve aşırı soğukluklarda yaşayabilirler. Bu açıdan bir göktaşına bağlı olarak varlıklarını sürdürmüş ve dünyaya gelmiş olabilirler.

Göktaşının dünyamıza ulaşması çok uzun bir zaman süresi almış olması gerekir. Bu kadar uzun bir zaman süresinde arkealar beslenmeden varlıklarını sürdürmeyi nasıl başardılar? Enerjinin korunumu ilkesi gereği onlar tüm canlılık özelliklerini dondurup cansız varlıklara dönüştüler. Virüslerin de bu özelliğe sahip olduklarını biliyoruz. Virüsler hücre dışında cansız varlıklardır. Çoğalamazlar ve beslenemezler. Fakat bir hücreye girdiklerinde hücrenin genetik yapısını değiştirerek, hücrenin kendi kopyalarını üretmesini sağlarlar.

Hücre içinde uzun süre çoğalarak beklerler. Kritik bir sayıya ulaştıklarında aniden tüm virüsler hücrelerinden çıkıp bedene yayılırlar. İşte hastalık böyle başlar. Hücre içinde çoğalan virüslerin kritik sayıya ulaşmalarına kadar geçen süreye “kuluçka devresi” denir. Önemli olan bu kuluçka devresini tamamlayıp hücre dışına çıkan virüsleri akyuvarların tanımasıdır. Tanırlarsa hemen onlara saldırıp yok ederler. Fakat tanımazlarsa dağılmalarına izin verirler. İşte bu noktada aşının önemi ortaya çıkıyor.

Aşı sayesinde akyuvarlara yeni bir tür virüsü tanıtıyoruz ve onlara vakti geldiğinde saldırmalarını sağlıyoruz. Bağışıklık denen olgu akyuvarların virüsleri tanıma tayfıdır. Akyuvarlar ne kadar değişik virüs türünü tanırsa, bağışıklık sistemimiz o kadar güçlü olur. Koronavirüsün bu yeni Covid-19 türünü akyuvarlarımız tanımadığından bu hastalık tüm dünyaya hızla yayıldı. Hızlı yayılmalarının nedeni enerjinin korunması ve entropinin artması ilkeleri gereğidir.