Norm kelimesini toplum içinde kültürel yönden arzu edilen, tutarlı ve uygun olduğu kabul edilen tutum, davranış, değer ve erdemlere ya da kısaca neyin nasıl olması gerektiğine ilişkin, yazılı olmasa da kişinin toplumda kabul görmesi açısından belirli bir buyurganlık barındıran kurallar olarak tanımlayabiliriz. Ondan türeyen normal sözcüğü, söz konusu kurallarla uyumlu olmayı ifade eder. Bu açıdan norm, normallik ve bu sözcüğün zıddı olarak kabul edilen anormallik kavramları toplumsal yaşamın kuruluşundan başlayarak sosyal düzene ilişkin tüm işleyiş sürecinde büyük bir önem taşırlar.

Normlar ve bunlara bağlı olarak oluşturulan normallik kavramı, toplumda üstlendiğimiz rollerin, benimsediğimiz ya da benimsetilen kimliklerin oluşturulması, sosyal düzenin bu rol ve kimlikler üzerinden hayata geçirilmesi açısından da büyük önem taşır ve sosyal bilimlerde bu durum normatif düzen kavramıyla ifade edilir. İnsanların büyük bir çoğunluğu toplumla uyum içinde yaşamak ister ve doğumdan başlayarak hayat boyu devam eden toplumsallaşma süreci neyin normal neyin anormal olduğunu öngören normlarla uyum içinde hareket etmeyi ve buna uygun bir kimlik oluşturmayı öğretir. Uyum sağlayamayanlar ya da karşı çıkanlar dışlanma, tecrit edilme, hapsedilme yaptırımlarıyla hatta tamamen yok edilme tehditleriyle karşı karşıya kalabilirler.

Eğriden Bilgiye
Normallik günlük yaşamda çoğu zaman doğal geleneksel, olağan, sıradan, kabul edilebilir gibi sözcüklerle eşleştirilir. Antropoloji, sosyoloji ve psikoloji gibi sosyal bilimlerde ise normalin ölçümünün yapılması ve istatistiki karşılığının bulunması için normal dağılım yönteminden yararlanılır. Buna göre herhangi bir eğilim, davranış ya da tutumun anlaşılmasında ölçü olarak belirlenen değişkenin normal dağılımı, onun ortalaması ve bu ortalamadan sapmaların derecesini belirleyen standart sapma üzerinden tanımlanır. Örneğin zekâ evrende normal dağılım gösteren bir birey özelliğidir. Yani orta düzeyde zekâya sahip olan bireyler çoğunluğu yüksek ya da düşük zekâya sahip olan bireyler azınlığı oluşturur. Başarı, ilgi, tutum ve kişilik özelliklerinin önemli bir kısmı için de aynı durum söz konusudur. Bir özelliğin normal dağılım göstermesi o özellikle ilgili çıkarımlar ve tahminlerde bize yardımcı olur.

Düzen ve Değişmenin Çatışma Alanı
Toplum tarafından belirlenmiş normlara uygun yani normal olduğu kabul edilen eğilim, tutum ve davranışların teşvik edilmesi, anormal olarak görülenlerin mümkün olduğunca azaltılıp yok edilmesi sosyo-kültürel devamlılığı açısından yaşamsal bir öneme sahiptir. Öte yandan yeniliklere ve gelişen farklı koşullara ayak uydurma gereksinimi, diğer bir deyişle değişme mecburiyeti normların değişip yenilenmesini de zorunlu hale getirir.

Toplumsal yaşamda normalin dışına çıkabilme söz konusu toplumdaki hoşgörü ve özgürlük ortamıyla da yakından ilgilidir. Kimi toplumlar kültürel işleyişleri yoluyla kimlik rol ve davranışlara cinsiyet kimliğinden kılık kıyafete, oturup kalkmaktan, konuşup düşüncelerini ifade etmeye kadar katı sınırlamalar getirip uymayanlara anormal gözü ile bakar hatta akıl hastası, sapkın ya suçlu olarak ilan eder ve çeşitli yaptırımlar getirirken bazı toplumlar bu konuda daha esnektir. Toplumun normal tutum ve davranışların dışına çıkanlar için gösterdiği hoşgörünün herkes için aynı düzeyde olmaması da işin bir başka ilginç boyutudur. Toplumda güç sahibi olanlar konumlarının kendilerine sağladığı avantajı bu konuda da kullanabilmektedirler. Bazı sanatçıların içinde yaşadığı toplumun normal kabul ettiği çizginin dışına çıkabilen davranış ve yaşam tarzları da halkın onlara duyduğu sevginin etkisiyle hoş görülebilmektedir.

Kime Göre Neye Göre Normal?
Toplumsal yaşamda özellikle cinsiyet rolleri ve kimlikleri ile ilgili kuralların çok katı bir şekilde uygulandığı Afganistan’da kadınların isimlerini aile dışındakilere söylemeleri hiç hoş karşılanmaz. İsimleriyle değil evin büyük erkeğinin eşi, annesi, kardeşi ya da kızı olarak anılırlar. Doğum sertifikalarında, düğün davetiyelerinde, mezar taşlarında kısa isimleri bulunmaz. Hastalanınca doktora giden ve reçetesine yazmak için sorulduğunda ismini söylemek zorunda kalan bir kadın eve dönüp kocasından ilaçlarını almasını isteyince adını başkasına açıkladığı gerekçesiyle ölene kadar dövülmüş ve toplumda geçerli şeriat kuralları doğrultusunda haklı bulunan koca ceza almamıştı. Yani o toplumda kadının adını bir doktora söylemesi normal dışı bir davranıştı. Kocanın aynı gerekçeyle eşini döverek öldürmesi normlara uygun ve normal bir davranıştı. Bu olay ülkede “Adım Nerede” isimli bir hareketin başlamasına neden oldu ve üç yıl süren zorlu bir mücadele sonrasında Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani 17 Eylül 2020’de kadınların isimlerinin çocuklarının doğum belgesi ve kimliklerinde yer almasını öngören yasayı onayladı. Ne var ki Afgan kadınları hâlâ kendilerine dayatılan normatif düzenin baskıları altında ezilmeye devam ediyor.

Bazı ülkelerde ve topluluklarda özellikle kız çocuklarının küçük yaşlarda evlenmelerine normal gözüyle bakılabiliyor. Katı kuralları ile bilinen Kuzey Kore’de ise kadınların yirmi beş, erkeklerin yirmi yedi yaşından önce evlenmeleri yalnızca sözlü kurallarla değil kanunen de yasak. Devlet vatandaşlarının evlenmeden önce askerliklerini ve ülkeye karşı diğer yükümlülüklerini yerine getirmesi için bunu zorunlu hâle getirmiş.

Farklı Yaşam Tarzları
Dünya üzerindeki kültürel çeşitlilik üzerine yapılan antropolojik araştırmalar normal ve anormal kavramlarının tanımının toplumdan topluma değişebildiğini, bir şeyin normal ya da anormal olup olmadığı konusunda toplumlar arasında çok büyük farklılaşmalar olabildiğini ortaya koymuştur. Örneğin Papua Yeni Gine’nin dağlarında yaşayan bazı kabileler için ölenlerin güçlerini taşımak amacıyla yağlarının çıkarılarak vücutlarına sürülmesi ve hatta yemeklerine katılması son derece normaldir. Amazon Ormanları’nda yaşayan Yanamamö kabileleri de ölen bir kişinin hiçbir parçasının yeryüzünde kalmaması gerektiğine inandıklarından cesedini yakıp küllerin aile üyeleri tarafından yenmesini beklerler. Endonezya’da yaşayan Daniler açısından eş ve çocukları gibi sevdikleri yakınlarının ölümü sonrasında bir parmaklarını kesmeleri yaşamın son derece olağan bir parçasıdır. Toplumların farklı yaşam tarzları normallik ve anormallik kavramını düşünürken ait olduğumuz kültürün bakış açısından sıyrılamadığımız sürece olguları yanlış değerlendirebileceğimize işaret eder.

Koşulların Değişime Etkisi
Toplumsal gelişmenin normlar üzerinde yarattığı değişim baskısına örnek olarak sanayileşme, kentleşme ve modernleşme ile bir birlikte evlilik yaşının yükselmesini ve bekâr kalmayı tercih edenlerin oranının artmasını verebiliriz. Bugün gelişmiş sanayi ülkelerinde yaşayan birçok insan geçen yüzyıla göre çok daha geç daha geç yaşlarda evleniyor ve hatta başını kimi Hollywood ünlülerinin çektiği hiç de azımsanmayacak bir grup evlenmeyi gerekli görmeyip bekâr kalmayı tercih ediyor. Elbette bunda ekonomik koşullardaki değişimin evlenip bir yuva kurmayı zorlaştırmasının da etkisi var ama kazancı yerinde olan çoğu insanın bekâr kalmayı tercih etmesinde sosyo-kültürel alandaki diğer değişimler de önemli rol oynuyor.

Diğer bir deyişle toplumsal düzende anormal olarak görülen bir eğilim zaman içinde normal olarak algılanabiliyor. Günümüzden geçmişe baktığımızda da o dönemlerde normal olarak görülen birçok eğilim, davranış, tutum, adet ve geleneği bugünkü yaşam düzeni açısından anormal ve hatta saçma bulabiliriz. Örneğin geçmişte köle ya da cariye sahibi olmak son derece olağan karşılanırken günümüz dünyasında son derece büyük bir tepkiyle karşılanmaktadır. Geçmişte ev içinde evcil hayvan beslemeye pek de iyi gözle bakılmazken günümüzde evcil hayvan sahiplenme oranının yükselmesi de zaman akışında tam tersi yönde yaşanan değişmelerle ilgili bir örnek olarak verilebilir.

Yenilikler ve Keşifler
Üzerinde durulması gereken bir diğer nokta da çağımızda baş döndürücü bir hızla gelişen ulaşım ve kitle iletişim teknolojisinin farklı kültürleri, yaşam tarzlarını keşfetmemize olanak sağlayarak önyargılarımızın azalmasına, ufkumuzu genişletmemize yardımcı olması; kendi kültürümüzü yeni bilgilerin ışığı altında tekrar değerlendirerek insanların ihtiyaçlarını daha doyurucu bir şekilde karşılayabilen, daha iyi, daha gelişmiş bir yaşam düzenin oluşturmamıza zemin hazırlamasıdır. Bu sayede hâlihazırda normal olarak gördüğümüz birçok şeyin aslında insanlığa ya da diğer canlılara ve doğaya zarar vererek büyük çaplı bir yıkımın önünü açtığını ya da anormal gözüyle baktığımız şeylerin kendilerine özgü koşullarda normal ve doğru olarak kabul edilebileceğini keşfedebiliriz.