Merkez Bankası son faiz indirimi ile birlikte politika faizini yüzde 8.75’ten yüzde 8.25 seviyesine çekmişti. Ancak Merkez Bankası’nın Mayıs ayı beklenti anketine baktığımızda, on iki ay sonra gerçekleşmesi beklenen enflasyon oranının yüzde 9.2 düzeyinde olduğunu görüyoruz. Bu rakamlar bize net bir şekilde negatif reel faiz döneminde olduğumuzu gösteriyor. Negatif reel faiz döneminin ekonomiyi nasıl etkilediğine, artılarına ve eksilerine genel olarak bir bakalım.

Ekonomi yönetimi faiz indirimleri ile birlikte mevduat hesaplarında bulunan likitidenin piyasalara çıkması için büyük çaba harcıyor. Vadeli mevduatların stopajı da düştükten sonra net bir şekilde enflasyon karşısında erimesi yatırımcıların varlıklarını başka yatırım araçlarına yönlendirmesine sebebiyet veriyor. Bu denli kırılgan bir yapıda yapılan sert hamleler ekonomi için çok büyük risk teşkil ediyor. Özellikle yüksek dolarizasyon yaşayan ve CDS primi aşırı yüksek olan bir ülkeyseniz.

Enflasyon oranı üzerinde olan faiz para birimini koruma görevi görür. Bankaların açıkladığı mevduat faizleri yatırımcılar ve hane halkı için hiçbir anlam ifade etmez. Asıl anlam ifade eden enflasyondan arındırılmış faiz oranıdır. Buna reel faiz diyoruz. Enflasyon oranı yüzde 10 olan bir ülkede faiz oranı yüzde 12 ise stopaj ve vergilerinde sıfır olduğunu düşünürsek aslında varlık değeriniz yüzde 12 değil, yüzde 2 değer kazanmış olur. Bu normal bir ekonomi politikasında olması gereken senaryodur. Ancak ülkemizde bu durumun tam tersi yaşanmaktadır. Türk Lirası cinsinden vadeli mevduatta tutulan her kuruş gün geçtikçe değer kaybetmektedir.

Özellikle son zamanlarda alınan kararlar serbest piyasanın işleyiş mekanizmasına net bir şekilde müdahale edildiğini gösteriyor. BDDK’nın geçtiğimiz ay yürürlüğe soktuğu “Aktif Rasyosu” adı altında bankaları kredi vermeye zorlamasını örnek gösterebiliriz. Kredi ile batık şirketlerin kurtarılma senaryoları yoğun bir şekilde uygulanmaya çalışılıyor. Kamu bankaları aracılığıyla basılan paraların teşvik ve destek paketleri adı altında kredi olarak ekonomiye sokulması, önümüzdeki süreçte dolarizasyonun daha fazla artmasına yol açacak gibi duruyor. Tabii bu durumu da öngören ekonomi yönetimi acil bir kararla kambiyo vergisini binde 2’den yüzde 1’e çıkardı.

Bu durum döviz alım-satım işlemlerinde makasın açılmasına ve yatırımcının manevra alanının kısıtlanmasına yol açıyor. Bir başka karar ile de yüksek altın alımı işlemlerinde bir gün valör işlemi uygulanmasına karar verilmişti. Yani alım yapılan emtianın yatırım hesaplarına bir gün sonra geçmesi anlamına geliyor. Görüyoruz ki etkin bir şekilde piyasalara ekonomi yönetimi tarafından müdahale ediliyor. Yurt dışı swap işlemlerine de kısıtlama getiren ve resmen Türk Lirası’nın konvertibilitesini düşüren hatta kesen kararlar, kamu ve özel sektörün yüksek döviz ihtiyacını karşılamakta daha da zorlanmasıyla sonuçlanacaktır.

Negatif reel faiz ile birlikte piyasalarda likitide arzındaki artış bir bolluk dönemi yaşatmaktadır. Talep artışı piyasaların canlanması için olumlu bir durumdur. Ancak kontrolsüz para arzı uzun vadede enflasyonun patlamasına ve varlık balonu oluşmasına sebep olabilir. Kontrol edilebilir bir düzeyde para arzı gerçekleşmediği için uzun vadede ekonomi olumsuz etkilenebilir. Şu an dünyada yaşanan parasal genişleme sayesinde de bu yapılan hamleleri kontrol edebilmek ekonomi yönetimi adına daha kolay oluyor.

Ekonomi yönetiminin negatif reel faiz döneminden en büyük beklentisi likitidenin tamamen konut sektörüne kaymasıdır. Parçaları birleştirdiğimizde bu durum net olarak ortaya çıkıyor. Tüm varlık alımlarına vergi getirilirken çok düşük faizler ile gayrimenkul sektörüne yapılan teşvikler, inşaat sektörünü canlandırma çabasından başka bir şey değil. Bu kadar çabanın karşılığını önümüzdeki dönemde dolaylı vergilerin artması olarak göreceğiz. Yapılan teşvikler Gayri Safi Milli Hasıla’nın çok azına denk gelse de sürekli cari açık veren bir ekonominin bütçe açıklarının rekor düzeyde artmasından dolayı vergilendirmenin ne düzeyde yapılacağını kestirmek çok güç. Özellikle negatif faiz döneminde olduğumuz için dışarıdan yatırımcı çekerek ekonomiye sıcak para sokma ihtimali de çok zor gözüküyor. Bu pandemi süreci yaşanmamış olsaydı bile ekonomimiz yüksek miktarda dövize ihtiyaç duyuyordu. ABD’nin yaptığı parasal genişlemeye rağmen ülkemize döviz girişi olmaması yatırımcının ekonomimize güven duymadığını gösteriyor.

Yatırımcıyı çekebilmek için yapısal reformların gerçekleştirilmesi ve liyakat sisteminin tam anlamıyla sağlanması gerekiyor. Daha sonra eğer reel faiz kazanç getirici seviyede ise ülkeye yabancı yatırımcı çekebilmek mümkün olacaktır. Üstelik şu an hem negatif reel faiz dönemiyiz hem de piyasalara müdahale edilen bir ekonomik ortam içerisindeyiz. Salgın ile birlikte dünya ekonomilerinin hepsinin sarsıldığı bu süreçte negatif reel faizin olumsuz etkileri, üretim ve tüketim zincirinin bozulması nedeniyle minimum seviyelerde seyrediyordu. Normalleşme süreci adı altında kısıtlamaların kaldırılmaya ve ekonominin açılmaya başlaması ile birlikte bu sürecin etkileri daha net olarak ortaya çıkacaktır.