Türkiye Devleti kuruluş tarihi itibariye cumhuriyet rejimini benimseyerek demokrasi ile yönetilmeye başlamıştır. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ve liyakat sisteminin düzgün bir biçimde uygulanması ile savaş yaraları hızlı bir biçimde sarılmıştır. 1923-1950 yılları arasında ekonomik büyüme, kurulan sağlam temeller ve alınan doğru kararlar ile çok hızlı gerçekleşmiştir.

1946 yılı itibariyle çoklu parti dönemine geçiş demokratik anlamda atılan çok önemli adımlardan biridir. Parlamenter sistemin demokrasi içindeki yeri; halk ile hükumet arasında kurduğu bağlantıdan dolayı ülkenin gelişmesi, halkın siyasal ve ekonomik beklentilerinin vekiller aracılığıyla dinlendirilerek tartışılması, bunun sonucunda da en doğru kararın verilerek halkın refah seviyesinin yükselmesi ve ülkenin büyümesi adına mükemmel bir yönetim biçimidir.

Ülkenin üretim ve yatırımlar için her yıl belirlediği Merkezi Yönetim Bütçesi’ne bu sistem doğrultusunda parlamentoda karar verilir. Daha sonra bu bütçe gerekli kurumlara dağıtılarak yatırımlar ve ödemeler gerçekleştirilir. Bu bütçenin doğru belirlenememesi bütçe açıklarına, doğru belirleme yapılmasına rağmen yanlış bütçe yönetimi de ekonomik durgunlukların yaşanmasına sebep olur. Gördüğümüz gibi ülkenin yıllık bütçeleri belirlenirken alınması gereken kararın parlamenter sistemde alınmasının ne kadar hayati önem taşıdığı ortada.

Küresel ekonomilere entegre olmuş bir ekonomi olan Türkiye ekonomisi, alınan her kararların ulusal para birimini etkilemesine, 1980 itibariyle sabit kur rejiminin son bulması ve 1990 itibariyle para biriminin konvertibl olması ile de ekonomisinin tamamen dışa açık hale gelmesini sağlamıştır. Buradaki amaç yabancı yatırımcıların ülkeye yatırım yapmaya başlaması ile üretimin artması, buna bağlı olarak da istihdam artışı yaşanarak büyümenin hızlanmasıdır. Ancak ekonomilere bu yatırımların yapılması için esas alınan öncelikler ülkelerin demokratik, laik ve hukuk sistemi içerisinde olmasıdır.

Güven endeksi yüksek olan ülkeler yatırım yapılabilir ülkeler kategorisindedir. Kuvvetler ayrılığını benimseyerek liyakat sistemini tam anlamıyla uygulayan ülke güvenilirliğini korur. Bu güvenilirlik uluslararası itibarın da artmasını sağlayarak para biriminin majör para birimleri karşısında güçlenmesini sağlar. Demokratik ve sağlam temeller üzerine kurulmuş bir sistemin ekonomiyi ne kadar etkilediği bu açıklamalardan da anlaşılmaktadır.

Ülkemizde yaşanan sistem değişikliği ile de parlamentonun ‘kısmi’ denilerek maalesef tamamen devre dışı kalması ve mecliste alınması gereken kararların sembolik bir nitelik taşıması ekonomik temellerin sarsılmasına neden olmuştur. Hiyerarşinin bozulması ve hukuk sisteminin güvenilirliğinin azalması yabancı yatırımcının ülkeden çıkışının hızlanmasına, dolarizasyonun artmasına, bütçe açıklarının da derinleşerek kapanması zor bir hale gelmesine yol açar. Bu durumun ekonomiye etkisi bir nevi domino etkisi gibi olur. Bunu görmek ekonomi yönetimi adına çok zor değil, ancak ekonomi yönetiminin üstünde Demokles’in Kılıcı beklemektedir. Alınan kararların sorgulanmasının birinci temel nedeni budur.

Ülkenin mutlak monarşi benzeri kararlar ile yönetilmesi yatırımcı güveninin yok olmasına, para biriminin değer kaybetmesine, düşen üretim kapasitesinin istihdamı da düşürerek işsizliğin artmasına, kurumların bağımsızlığının sorgulanmaya başlamasına ve milli gelirin düşerek halkın refah seviyesinin azalmasına neden olur. Bunların hepsini topladığımızda ülkelerin yönetim biçimlerinin ekonomiler üzerinde ne kadar derin etkiler bıraktığını ve yanlış hamlelerin ekonomik bedellerinin nasıl ödendiğini görmekteyiz.