1877-78 Rus Harbinde hezimete uğrayarak dağılmanın eşiğine gelen Osmanlı Devleti, savaştan sonra toplanan Berlin Kongresi’nde İngiltere, Fransa ve Prusya’nın desteğiyle ayağa kaldırılır; savaşta kaybettiği araziler iade edilir; toprak bütünlüğü ise ufak kayıplarla korunur. Karşılığında Fransa Tunus’u, İngiltere Kıbrıs’ı alır. Bir süre sonra İngiltere alacaklarına mahsuben Mısır’a da el koyar. İtalya durumu protesto eder, tazminat olarak Libya’yı ister. “Sen küçüksün, bekle” deyip oyalarlar.

1911’de Agadir hadisesinden sonra Fransa Fas’ı işgal edince İtalya harekete geçmeye karar verir. Bu sırada İtalya Almanya’nın müttefikidir, yaklaşan Dünya Savaşı’nda Almanların yanında yer alması beklenmektedir. İtalya’yı Almanlardan koparmak isteyen İngiltere ve Fransa Libya işgaline yeşil ışık yakarlar. Rusya da İstanbul’un savaştan sonra Ruslara verilmesine İtalya’nın desteği karşılığında Libya’ya onay verir. 29 Eylül 1911’de İtalya Osmanlı devletine bir ültimatom vererek Libya’dan çekilmesini talep eder. Ertesi günü asker çıkarır.

Osmanlı açısından Libya, ekonomik değeri olmayan, Akdeniz’de deniz hakimiyeti davası terk edildiğinden beri stratejik değeri de kalmamış bir yerdir. Trablus ve Bingazi’de bulunan dört Osmanlı taburu, 1911 başında Libya’dan çekilip Yemen’e gönderilmiştir. Ültimatomun alındığı tarihte vali yoktur, garnizon komutanı da görevden alınmıştır.

Ültimatom üzerine İbrahim Hakkı Paşa hükümeti istifasını verir. Devletin önde gelen “akil adamları” sarayda toplanır. En kıdemli asker olan, Erzurum kahramanı mareşal Ahmet Muhtar Paşa “Trablus Garbde mukavemet, bir cinayetdir” görüşünü bildirir. Buna karşılık görüşü sorulan Alman büyükelçisi “Almanya tarafından bir müdahaleye imkân olmadığını, fakat Türklerin tarihi şanlarına layık şekilde vatanlarının bir parçasını müdafaa edeceklerine kani” olduğunu bildirir. Göreve gelen Sait Paşa hükümeti İngiltere’ye başvurarak Libya’nın Osmanlı bayrağı altında İngiliz yönetimine bırakılmasını teklif eder. “Artık çok geç” cevabını alır.

Bu esnada İttihat ve Terakki cemiyetinin biti kanlanmış, silahlı kuvvetler içinde başına buyruk vatan millet çeteleri alıp başını gitmiştir. Hükümetin müdahale etmeme kararına rağmen bu bahadırlar Libya’da milli onuru korumaya karar verirler. Berlin’de askeri ataşe olan Enver Bey gizlice Libya’ya geçer; ardından Kolağası Mustafa Kemal Bey tebdil-i kıyafet edip İskenderiye üzerinden ona katılır. Osmanlı’ya sadık Sünusi tarikatinin desteğiyle yerel Arap aşiretlerini örgütleyip İtalya’ya karşı “cihad” ilan ederler.

İtalyan işgali Trablus ve Bingazi’de şehir halkı tarafından coşkuyla karşılanmıştır. İtalyanlar buna kanıp tedbiri elden bırakırlar. 23 Ekim’de Trablus yakınındaki Şarülşatt köyünde beş yüz kişilik İtalyan garnizonu, Osmanlı subaylarının yönettiği Arap mücahitlerinin saldırısına uğrar. İki yüz kadarı çatışmada öldürülür, kalan iki yüz doksan asker teslim olduktan sonra işkenceyle öldürülür.

Şarülşatt’tan sonra işin rengi değişir. Başlangıçta Libya macerasına karşı olan İtalyan kamuoyu kana kan isterisine kapılır. Sosyalist Parti liderlerinden genç Benito Mussolini başlangıçta savaşa karşıyken bu olaydan sonra savaş yanlısı kesilir. İtalya Libya’ya yüz elli bin asker sürer. Ancak ülkenin iç kesimindeki Arap direnişine karşı varlık gösteremeyerek kıyı şeridine hapsolur.

22 Aralık’ta İtalyanların Tobruk’tan başlattıkları saldırı Mustafa Kemal komutasındaki küçük kuvvet tarafından başarıyla engellenir. 3 Mart 1912’de Enver komutasındaki bin beş yüz kişilik Arap kuvvetinin Derne’ye yönelik saldırısı zorlukla püskürtülür. Bu tarihten sonra İtalyanlar yandaş Arapları silah altına alarak gönüllü birlikleri oluştururlar. İhanet olarak algılanan bu gelişmeye karşı Osmanlı subayları yerli halka yönelik sert tedbirlere başvururlar.

Giderek artan savaş hırsına kapılan İtalya, 5 Mayıs 1912’de Oniki Adalar vilayetinin merkezi olan Rodos’u sürpriz bir saldırıyla işgal ederek Türkiye’nin elini zorlamayı dener. Türkiye tınmayınca Haziran ayında İtalyan donanması Samos’u ve Çanakkale’yi bombardımana tutar. Samos’un İtalyanlarca zaptı olasılığına karşı Samos’lu yurtseverler Yunanistan’la birleşmeyi hedefleyen bir ihtilal hazırlığına başlarlar. 17 Temmuz’da İkaria adası hem Samos’tan hem Osmanlı’dan bağımsızlığını ilan ederek Özgür İkaria Cumhuriyeti’ni kurar.

Osmanlı’nın batakta olduğunu gören Balkan devletleri 8 Ekim 1912’de Balkan Savaşı’nı başlatırlar. Bunun üzerine Ahmet Muhtar Paşa hükümeti İtalya’ya apar topar barış teklif eder. 18 Ekim’de imzalanan Uşi Antlaşması ile Libya İtalya’ya terk edilir, buna karşılık İtalya 12 Adaları iade etmeyi kabul eder. Ancak tam bu sırada Samos ve Midilli isyan edip Yunanistan’a katıldıklarını ilan etmiştir. Rodos halkı da İtalya’yı protesto ederek iadeye direnme kararı alır. Arada Dünya Savaşı çıkınca iade konusu ertelenir.

1919’da Mattoni-Venizelos Antlaşmasıyla İtalya adaları Yunanistan’a bırakmayı kabul eder, ancak Yunanlılar Anadolu’da yenilince bu antlaşma da kadük kalır. 1923 Lozan Antlaşmasıyla adalar İtalya’ya bırakılır. Ankara hükümeti nüfus çoğunluğu ezici bir şekilde Elen olan adaların Türkiye’ye iadesinin doğuracağı sorunların farkındadır; bu yüzden iadede ısrarcı olmaz, ancak adaların Yunanistan’a verilmemesini şart koşar. Adalar, İkinci Dünya Savaşı’na dek İtalyan yönetiminde kalır. İtalya o savaşta yenilince, Yunan halkının savaşta gösterdiği kahramanca direnişin ödülü olarak adalar 1947’de Yunanistan’a teslim edilir.