Farklı düzlemlerde farklı anlamlar yüklediğimiz bir kavramdır kültür. Belki de en fazla tanıma sahip olma rekoru ondadır. Bu kadar çok ve farklı şekilde tanımlanmış olması, kimi zaman anlaşılır olmaktan çok aklımızın karışmasına da neden olur. Örneğin bir biyolog kültür derken deney tüpünün içindeki mikroskobik canlılardan bahsediyor olabilir. Kültür balıkçılığı derken deniz ve okyanus gibi su ortamlarında gıda ve diğer amaçlı balık yetiştirmek aklımıza gelir. Bir arkadaşınız size “Ne kadar kültürlüsün” dediğinde ya da birilerini “Kültürsüz!” diyerek eleştirdiğinde büyük bir olasılıkla bilgi ve görgü düzeyine vurgu yapıyordur.

Kültürel etkinliklerden bahsederken çoğu zaman sanatla ilgili faaliyetlerden söz ederiz. Türklerin dokuma sanatı, İtalyan mutfağı, Alman disiplini, İngiliz soğukkanlılığı, Rus edebiyatı, Arap müziği, Çerkez dansları gibi konulardan bahsettiğimizde onun başka bir tanımı üzerine yani, toplum ve toplulukların maddi, manevi yaratımları, değerleri ve yaşam tarzları üzerine konuşmaya başlamışızdır. Kurumsal kültür, örgüt ve şirketlerin yapılanma ve çalışma düzenlerine işaret eder. Evrensel kültür ise tüm insanlığın ortak değerlerine vurgu yapar.

İnsanlığın Yapıp Ürettiği Her Şey
Kültür sözcüğü Türk Dil Kurumu sözlüğünde yukarıdakileri de içeren altı farklı madde halinde tanımlanıyor. Sosyolojide genellikle bir toplumun kendisini kurallarla ve normlarla ifade etme tarzı olarak kabul ediliyor. Sosyal bilimlerde bu konuda en çok atıf yapılan isimler arasında yer alan ve antropolojinin öncü isimlerinden biri olan Edward Taylor kültürü “Toplumun üyesi olarak, insanın öğrendiği, edindiği bilgi, sanat, gelenek-görenek, benzeri yetenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan karmaşık bir bütündür” sözleriyle tarif ederken, bu konuda en çok bilinen tanımlardan birini yapmış olan Karl Marx da bu sözcüğü “Doğanın yarattıklarına karşılık insanoğlunun yarattığı her şeydir” cümlesiyle açıklamıştır.

Çok tanımlı, çok boyutlu olan bu kavramı incelemek istediğimizde kültürün insanlığın kendine has bir özelliği olduğunu, tarih boyunca değişip geliştiğini, coğrafi bölgelere ve toplumdan topluma farklılaştığını, hatta aynı toplumu içinde farklı topluluk ya da grupların farklı kültürel özellik ve değerleri benimseyebildiklerini keşfetmeye başlarız. Toplulukların örgütlenip bir işleyen bir düzen oluşturmaları, toplumsal bilgi birikimi, bu bilgilerin nesilden nesile aktarılırken sembollerin, normların oluşması, değerlere, alışkanlık, adet, gelenek, görenek ve ritüellere dönüşmesi, toplumun bunları benimsemesini sağlayan kahramanların öykülerinin anlatılarak tarih bilincinin oluşturulması gibi birçok şey işin içine girerek farklı katmanlardan oluşan kalın ve karmaşık bir kabuk gibi etrafımızı sarmaya başlar.

Kavramların Anası
Türkçe’ye Fransızca “Cultura” kelimesinden geçen o dile de Latince “sürmek, ekip biçmek” anlamına gelen “colere” sözcüğünden giren kültür, bu yönüyle toplumun uygarlık düzeyine de işaret eder. Antropoloji’nin öncü isimlerinden Alfred Kroeber ve Clyde Kluckhohn “Culture” isimli derleme çalışmalarında bu sözcüğün tarihsel evrimine altmış sayfa ayırmışlardı. Bu kavramı derinlemesine incelemek istediğimiz zaman birçok kavramı doğurduğunu da görebiliriz. Örneğin bireyin doğumdan itibaren yaşamı boyunca toplumun istek ve beklentilerine uyacak şekilde etkilenmesi ve değiştirilmesi anlamına gelen, diğer bir deyişle kültürel değerlerin bireye kazandırılması süreci olarak tanımlanan kültürleme eğitimden daha geniş bir anlam içermektedir. Bir toplumda maddi ve manevi kültür öğelerinin içten dışarıya ya da tersi yönde sürekli olarak yayılmasına “kültürel yayılma” denir. Farklı kültürlerden gelen birey ve grupların karşılıklı etkileşim sonucunda değişmeleri kültürleşme; etkileşim sonucunda asıl kültürlerde bulunmayan yeni bir birleşime varmalarına ise “kültürlenme” denir.

Farklı kültürlere uyum sağlama sürecinde ortaya çıkan zorluklar “kültür şoku” olarak adlandırılırken, bir kültür mensup birey ve grupların başka bir kültür tarafından zorla değiştirilip asimile edilmesi “zorla kültürleme” olarak isimlendirilir. Bir kültürün diğerini giderek kendisine benzetmesi, kültürel egemenliği altına alması “kültürel özümsemedir”. Bütün bunların ya da bir kısmının etkisiyle toplumun bazı kurumlarıyla ya da bütünüyle değişmesine de “kültürel değişme denir.” Bunların dışında, birbirine bağlı olan ya da bir ana öğe çevresinde kümelenen kültür öğelerinin bütününe “kültür karmaşası”; belli bir dönemde geçerli olan hızla üretilip tüketilen kültürel öğelerin oluşturduğu yaşam alanına da “popüler kültür” deriz.

Ayrıca, bir toplumda azınlıkta olanların değer, tutum, inanç ve yaşam tarzlarını anlatırken alt kültür, egemen kültürel değerlere tamamıyla karşı çıkan grupların yaşam tarzlarından bahsederken karşı kültür, geniş halk kesimlerinin gündelik yaşamlarından söz açarken halk kültürü, yine toplumun geniş kesimlerine hitap etmekle birlikte egemenler tarafından siyasi ve ticari kaygılarla dayatılıp benimsetilmeye çalışılan yaşam tarzı için kitle kültürü, insan yaratıcılığının en üst düzey örnekleri için yüksek kültür gibi kavramlar kullanılabilmektedir.

İnsanlığın Öyküsüdür Kültür
Kültür, bize insanı anlatır. Karmaşıkmış gibi görünmesi insanın karmaşıklığından kaynaklanır çünkü bütün bu karmaşayı yaratan insandır. Her canlı gibi ihtiyaçlarını karşılayıp hayatta kalmaya çalışırken bir adım daha ileri giderek istikrar arayışına girmiştir. Bu arayışın sonucunda kültür terazisinin bir yanında iletişim, diller, normlar, kurallar, değerler semboller, eğitim, inançlar, ticaret, ekonomi, hukuk, politika örgütlenme, sanat, teknoloji, bilim, spor ve eğlence gibi sevip gurur duyduğumuz şeyler birikirken, diğer yanında aşırı tüketim, eşitsizlik, sömürü, kölelik, cinayet, katliam, savaş, yıkım gibi anımsamak istemediğimiz birçok şey toplanmış, bütün bunları çeşitli derecelerde içeren fazlasıyla karmaşık yaşam düzenleri ortaya çıkmıştır.

Bebekliklerinde ailelerinden ve toplumlarından çeşitli nedenler sonucunda kopup vahşi doğada kurt ve maymun gibi vahşi hayvanlar tarafından büyütülen çok az sayıdaki insan dışında kültürsüz insan yoktur. Çünkü her birimiz istesek de istemesek de içine doğduğumuz ya da sonradan ilişki kurduğumuz toplumlarla deneyimlediğimiz etkileşim çerçevesinde kültürleniriz. Çoğu zaman içine doğduğumuz kültürü olduğu gibi kabul eder, onun bir parçası olmakla yetinir, kendi yaşam tarzımızı diğerlerinden üstün sayar, çıkarlarımıza ters düşüp hayatımızı zorlaştırmadığı sürece sorgulamayı aklımıza bile getirmeyiz. Farklı kültür ve yaşam tarzlarına kuşkuyla bakar, bizimkinden farklı adet, gelenek, ritüelleri hor görür, alay eden, aşağılayan ifadeler kullanırız ve bütün bunları yaparken kültürel önyargı batağının ne kadar derinine battığımızı fark etmez, fark etsek bile umursamayız. Öte yandan bu batağın insanlığın gelişimi ve üzerinde yaşadığımız gezegenin geleceği açısından ne kadar büyük bir engel ve tehdit olduğunun farkına bir an önce varmamız gerekiyor.

Evrenselliğe Yolculuktur
Ahşap ve taşlar kullanılarak aletlerin yapılmaya başlanması, gıda giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanmasında en ilkelinden en modern haline varıncaya kadar yaşanan baş döndürücü gelişmeler, ateşin kontrol altına alınması, tekerleğin icadı, toplayıcı ve avcı yaşam düzeninden tarıma, göçebelikten yerleşik hayata geçiş, inanç sistemlerinin gelişmesi, ticaretin ve ekonominin doğuşu, metallerin eritilerek kullanılması, ahlak, etik, hukuk, politika, estetik ve sanatın doğup gelişmeleri, iletişim ve ulaştırmada yaşanan gelişmeler, Afrika savanalarında başlayan yolculuğun uzaya yönelişi, teknoloji ve bilimde elde edilen büyük başarılar kültür tarihimizin gurur verici kilometre taşları olarak görülebilir.

Ne var ki, biryandan bu büyük başarılara imza atarken bir yandan da hem kendi türümüzün hem de üzerinde yaşadığımız gezegenin sonunu hazırlıyor oluşumuz dünyayı daha güzel ve yaşanabilir kılmak için kendi kültürümüzü çok daha iyi anlamamızı, zararlı etkilerinden arındırmak konusunda neler yapabileceğimiz konusunda geniş ölçekli çalışmalar yapmamızı gerektiriyor. Bu çalışmalarda bize en çok yardımcı olacak ve yolumuzu aydınlatacak rehberler ise insanlığın on binlerce yıllık deneyiminden süzülen ve evrensel kültürünün temellerini oluşturan, dayanışma, iyiyi, güzeli, doğruyu ve gerçeği arayış, duygudaşlık, sevgi, merhamet, paylaşımcılık, eşitliği gözetme ve haklara riayet etme gibi değerler olacaktır. Kültür bu yönüyle evrenin bir noktasından çıkıp evrensel olanı anlama ve onunla bütünleşme adına çıkılan sonsuz bir yolculuk, eşi ve benzeri olmayan en büyük, en güzel, en heyecanlı maceradır.