İlk konserini henüz on yaşındayken veren, Türkiye’nin en genç caz piyanisti Hakan Başar ile bir röportaj gerçekleştirdik. Daha önce İstanbul Caz Festivali, İzmir Avrupa Caz Festivali, Akbank Caz Festivali ve EFG Londra Caz Festivali’nin de içinde bulunduğu önemli festivallerde yer alan Başar, London Jazz News’dan Mike Collins’ten de performansı ile tam not aldı. Chick Corea ile çalışma fırsatına da erişen Hakan Başar’ın tanıştığı isimler arasında önemli caz müzisyenlerinden Ron Carter, Russell Malone, Eddie Gomez ve Donald Vega bulunuyor. Henüz 16 yaşında olan Hakan Başar, Yellowjackets’tan Jimmy Haslip ve Will Kennedy beraber çalıştığı ‘Hub Art Single Edition’ı ise 16 Ekim’de yayınlayacak.

Röportaj: Nergis Fırtına                      

Türkiye’nin en genç caz müzisyeni olarak anılıyorsunuz. Müziğe nasıl başladınız? Bu süreçte   nasıl bir eğitim aldınız?
Son yıllarda çocuk yaşta başlangıç yapan ve dünyada da örnekleri artan caz müzisyenlerine Türkiye’den de benim dahil olmam, bu tanımlamayı da beraberinde getirdi. Bu müziği çok daha küçük yaşlardan itibaren dinleme olanağı bulmama rağmen, enstrüman ve caz başlangıçlarının sekiz, dokuz yaşlarında olduğunu söyleyebilirim. Aslında düşünce olarak çok daha erken başladım. Çünkü babamın orkestra provalarının ilk aşaması evde yapılıyor bu da bana çok ilgi çekici geliyordu ve çaresiz bir sabırla hem biraz daha büyümeyi hem de bir enstrümanla buluşmayı bekliyordum. Hayatın normal akışı içindeki sürprizlerden biri babamı dış transfer yerine kendi alt yapısından bir çözüm üretmeye yöneltti. Böylelikle piyanoya başladım. Eğitim olarak kendi çözümlerimizi ürettik. Devlet okulunda normal derslerle mecburi eğitimim devam ederken, müzik çalışmaları da hiç aksamayacak şekilde saat ve müfredat programlarıyla ilerliyordu. Her şeyden önce çok ciddi araştırmalar yapıldı. Junior Hanon başlangıcını Jazz Hanon, Jazz Invention, Jazz Keyboard ve Oscar Peterson Jazz Exercises takip ediyor sonrasında ise Michel Petrucciani, Oscar Peterson, Keith Jarrett, Kenny Barron, Hank Jones,Bill Evans,Tommy Flanagan, Sonny Clark, Art Tatum, Scott Joplin, Chick Corea, Thelonious Monk örnek aldığım ilk isimler oluyordu. Bu çok ciddi araştırmalar bana Walter Norris ve Clare Fisher gibi sürprizleri de beraberinde getirdi.

Caz müzik anlaması ve icra etmesi zor olan bir müzik türü? Neden caz müziğini tercih ettiniz? 
Önce anlama konusuna bir açıklık getirmek isterim. Babam ilk zamanlar yaşıma göre en uygun, en eğlenceli ve en az sıkılabileceğim sistemlerle yavaş ve sabırlı bir şekilde çalışmamı sağladı. Bir keresinde eski tanıdıklarından birine benim o orkestranın programından önce bir parça çalmam için ricada bulundu. Alınan cevap ise “Ama Hakan dizileri bilmiyor ki” şeklinde bir yaklaşımdı. Belki o gün yani ilkokulda Türkçe’yi öğrenmeye çalıştığım günlerde Locrian, Phrigian, Dorian, Mixolydian gibi dayatmalar yapılsa bugün bu noktalara asla gelemezdim. Çünkü istemediğim bir şeyi kesinlikle yapmam. Babam, tüm teorik bilgileri zaman içinde halledebileceğimi ön görerek benim için en doğru tercihleri her zaman kullandı. Tabii yemek, sipariş, spor ayakkabı, kıyafet gibi prim sistemleri işin eğlenceli yanıydı. İlk sahne deneyimlerim ise Esma Sultan, Raffles Hotel ve benzeri önemli yerde, dünyanın en önemli etkinliklerinde çalarak gerçekleşiyordu. Tabii ki çalması da çok zor. Pek çok önemli detayı en uyumlu bir şekilde bir araya getirerek bir bütün oluşturmak gerekiyor. En önemlisi ilerleme olması için düzenli çalışmak lazım. Hiç ses duymak istemediğim ve piyanoya dokunmadığım günlerin yanı sıra aktif dinlenmeler de olabiliyor. Caz müziği, çalıştığım metodlar, dinlediğim CD’ler ve yavaş yavaş oluşturduğum ilk repertuvarla hayatımda önemli bir yer kapladıktan sonra her geçen gün benim için vazgeçilmez oldu ve benliğimde hissetmeye başladım. Artık kendimi bu müziğe ait görüyordum.

İnanılmaz yetenekli olduğunuzu düşünüyorum. ‘Çocuk dahi’ olmak hayatınızda neleri değiştiriyor? Veya kendinizi böyle tanımlıyor musunuz?
Doğru yönlendirilerek ve düzenli çalışarak ilerleme kaydettiğimi düşünüyorum. Çok hızlı düşünüp uygulamam da zaman açısından benim lehime bir durum yarattı. Yıllarca çalışarak kazanılabilecek özellikleri daha kısa sürede hallettim. İlk zamanlar teknik, temel etütlerin yanı sıra parçalara çalışabiliyordum yani pek çok şeyi bir arada yapmak zorundaydım. Şu an daha rahatım.

Çok küçük yaşlarda büyük işler başardınız. Bu başarınızın bir sırrı veya bir yöntemi var mı?
Benim için daha yolun başı. Ben doğru teknik direktörle çalıştım. (Gülüyor) Benim için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan ve çok deneyimli biri. İstikrar, düzen, espri, eğlence, zor günleri birlikte atlatma ve benzeri duygularımızla birlikte hareket etmemiz çalışmamı da olumlu yönde etkiledi.

Ülkemizin yanı sıra, yurt dışında da birçok önemli caz müzisyeni ile çalıştınız. Birçok önemli müzisyen ile tanıştınız. Chick Corea’nın öğrencisi oldunuz. Nasıl bir deneyimdi?
Ron Carter, Eddie Gomez, Russel Malone gibi önemli caz müzisyenleriyle tanıştım, Chick Corea ile de İstanbul’da bir konser öncesi tanıştık. Yaklaşık bir saat workshop ve konuşma şansım oldu. Hatta birlikte kendi parçalarını çaldık ve sonrasında Jaki Byard’ın Chandra isimli parçasını benden duyduğunda hemen davula geçti ve çok güldük.

Beraber sahne almaktan en keyif aldığınız müzisyen kimdi? ‘Kesinlikle bu sahnede çalmalıyım’ dediğiniz bir yer var mı?
Ferit Odman ve Montreux Jazz Festivali  diyebilirim…

İlk albümünüz ‘On the Top of the Roof’u geçtiğimiz yıl çıkardınız. Albüm sürecinizden biraz bahseder misiniz?
Benim gibi yeni bir müzisyen için “albüm” kelimesi oldukça iddialı. “On Top Of The Roof”un kayıtları piyanodan nasıl ses getirebiliyorum, tuşem nasıl, eksiklerim neler, seçtiğim parçalar insanlarda nasıl etki yapıyor gibi sorulara daha net cevaplar alabilmek için ve profesyonel müzisyenlerle birlikte hareket edebilmeyi öğrenmem için planlandı. İzzet Öz’ün ve Babajim Stüdyoları’nın desteğiyle 2018 Şubat ayında başlayan kayıtlar Kasım ayında tamamlandı. Ferit Odman, İmer Demirer, Halil Çağlar Serin, Kağan Yıldız ve Voyage adlı parça albümde yer almamasına rağmen Engin Recepoğulları ile birlikte çalma şansı buldum. Kayıtlar, çekilen videolar vasıtasıyla sosyal medyada yer aldı ve bunun neticesinde biz Martin Hummel ve Ubuntu Music ile anlaştık. 18 Ekim 2019’da albüm tüm dünyada çıktı. Lansman ise 22 Ekim’de Pera Güzel Sanatlar Sahnesi’nde oldu. Albümün ikinci konseri ise benim ilk yurt dışı deneyimim olan London Jazz Festival açılış konseri ile oldu.

Müziğin dışında Hakan Başar neler yapar? Henüz on altı yaşındasınız. Hem okul hem profesyonel müzik hayatı hem de ergenlik zor olmuyor mu?
Aylardır dışarı pek çıkamadığım için genelde televizyonda film, maç, haber kanalları izliyorum. Pera Güzel Sanatlar Lisesi’ne girerek müzik tercihimi okul ortamına da taşımış oldum. O yüzden pek zorluk çektiğim söylenemez.

Son olarak pandemi sürecinden bahsetmek istiyorum. Malum hepimiz evlere kapandık. Müzik de en çok etkilenen alanlardan biri oldu. Bu dönemi nasıl geçirdiniz? Motivasyonunuzu nasıl yüksek tuttunuz? Üretim sürecinizi nasıl etkiledi?
Pek çok şeyin aynı anda yaşandığı bir dönem geçiriyoruz ve ne zaman biteceği de belli değil. Bir yanda canıyla uğraşan insanlar, geçim derdi, savaş alanı gibi ortamlar, yanan kamyonların benzin istasyonlarına girmesi, bir yanda düğünler, partiler vb. Ancak bu dönem bittiğinde iş anlamında herkesin olabildiğince çok hazır olması gerekiyor. Çünkü yaşanan kaos ortamından sonra sabırsız, tolaranssız ve beklentilerin çok fazla olduğu günlerle karşılaşacağımızı düşünüyorum. Tek cümleyle anlatmam gerekirse müzikal anlamda ben kendi tedbirlerimi almaya çalışıyorum.

Yellowjackets’tan Jimmy Haslip ve Will Kennedy ile birlikte kaydettiğiniz ‘Hub Art Special Edition’ single’ı yakın zamanda yayınlanacak. Bu projeden bahsedebilir misiniz?
2018’de yapılan ve bugün On Top Of The Roof albümünü oluşturan kayıtlar, videoları da çekilerek her biri bir konser niteliği taşıyacak şekilde uygun zamanlamalarla sosyal medyada paylaşıldı, yurt içi ve yurt dışında büyük ilgi gördü. Böylelikle 2018 yılının boş geçmesini engelleyip bir yerde kendi etkinliklerimizi kendimiz yaratmış olduk. Böylelikle benim müzik konsantrasyonum dağılmayıp beni takip edenlerle olan bağlantılarım kopmamış oldu.

Peki ya sonra?
Tüm bu çalışmalar esnasında çok ilgimi çeken ve çok beğendiğim Jeff Lorber Group 2010 tanıtım videosunda Pixel adlı parçayı sık sık dinliyordum. Tabii bu arada benimle ilgili görüşmeler yapılıyor ve yeni alternatifler de aranıyordu. Bunlardan birinde bir başka sihirli el devreye giriyor, Jimmy Haslip ve Will Kennedy ile görüşüp birlikte bir proje için onay aldığını bize söylüyordu. Parça seçimindeki en önemli özellik Hub Art’ın funk introsu ve özellikle Will Kennedy davul soundu ile parçanın nasıl olabileceğiydi. Tabii uzun yıllar Yellow Jackets’da birlikte çalmış bu ikili tekrar benim için birlikte bir kayıtta yer alacaktı. Bunun için sadece “inanılmaz” diyebilirim. 2018 yazında Will ve Jimmy’nin kayıtları gerçekleşti. Albüm, konserler, menajerlik, lansman, London Jazz Festival yoğunluğu arasında bu kaydı beklemeye aldık. 2019 sonbaharında ise Halil İbrahim Işık kaydı ve Erim Arkman miks ve masteringi ile parça tamamlandı. 2020’nin ilk aylarında ise yine Martin Hummel ve Ubuntu Music’ten single teklifi geldi ve projenin ismi “Hub Art Special Edition” olarak adlandırıldı. Çıkış tarihi ise 16 Ekim 2020 olacak. Tüm bunların yanı sıra, son olarak da Komplike dergiye bu röportaj için teşekkür ederim.