“Koronavirüs günlükleri” adlı röportaj dizimizin yedinci konuğu caz müzisyeni Elif Çağlar Muslu oldu. Bildiğiniz üzere, 2020 yılına birçoğumuz büyük umutlarla başlasa da birçok şey pek düşündüğümüz ve dilediğimiz gibi olmadı. Bu yıl için tasarladığımız planlar veya işler istediğimiz gibi gitmedi. Yaklaşık yüz yıl kadar önceki İspanyol Gribinin ardından, tarihin en büyük salgınlarından biriyle karşı karşıya kaldık. Çeşit çeşit temizlik malzemesi, dezenfektan, gıda ürünü ve pek çok şey stoklandı, tedbir amacıyla birçoğumuz evlerimize kapandı. Neler olduğu kadar neler olacağını da kestiremediğimiz için, hiçbirimiz daha önce böyle bir şey deneyimleyemedi. Ne yapmamız gerektiğini bilmediğimiz gibi, günlük rutinlerimiz, işlerimiz, kısacası tüm yaşantımız durma noktasına gelerek, bu durumdan bir hayli etkilendi. Farklı bir pencereden bakmak adına sizleri koronavirüs sebebiyle en çok etkilenenler arasında yer alan ve dezavantajlı gruplardan olan sanata daha yakından bakalım istedik. Bu dönemde sanat alanında üreten ve çalışan isimlere, karantina sürecini nasıl geçirdiklerini sorduk. Muslu’yu dinliyoruz.

Röportör: Nergis Fırtına

Koronavirüs sebebiyle gündelik yaşam baştan sona etkilendi. Bir diğer açıdan hayatın büyükçe bir kısmını kapsayan alanlardan biri olan sanatın akıbeti ise belirsizliğini koruyor. Yaşanan bu pandemi sonrası sanat/müzik/edebiyat/tiyatro bu durumdan nasıl sağ çıkacak? Siz ne düşünüyorsunuz?

Dinleyicinin de müzisyenin de çekinerek döneceği, soru işaretleriyle dolu bir ortama döneceğimizi düşünüyorum ki bu iyi olan seçenek ve umarım tez zamanda buna ulaşabiliriz. Sanat tarih boyunca, en zor şartlarda bile ayakta kalmayı başarmış. Bunun yeni formunun nasıl olacağından emin değilim ama alışılmışın dışında bir şekilde de olsa yine devam edecek.

Bir sanatçı olarak, böylesi bir küresel kriz anında geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz

Ben sık olmasa da bazı online konserler ve daha önce de yaptığım üzere online vokal dersleri ile ayakta kalıyorum. Sembolik bir miktar da dijital platformlardan geliyor. Herhangi bir birikimim olduğunda hemen müziğe, projelere yatırdığım için şu dönem tamamen haftalık/aylık yaşıyorum diyebilirim.

Pandeminin yarattığı ekonomik sıkıntıların yanında, bu süreçte sizi en çok ne zorladı?

Tabii ki sevdiklerimden uzakta kalmak en üzücü kısım olarak zor. Bir de ölüm haberlerinin adeta normalleştiği, özellikle ilk haftalar endişelendirdi elbet. Bunun dışında ama zorlamadı, ilginç derecede sakin ve anlayışlıyım.

Bu durumun hepimiz için dezavantajlar yarattığı çok açık. Ancak, krizi fırsata çevirenlerimiz de oldu. Evde olduğumuz bu süre zarfında üretim formunuz ne şekilde ve ne gibi bir biçimde gelişti?

Uzun zamandır aklımda olan ve vakitsizlikten dolayı uğraşamadığım projelerimin üzerinde hasretle çalışıyorum. Yepyeni fikirler geliyor, eski müzikal alışkanlıklarımı sorguluyorum ve çoğu iyi anlamda eriyor, uzaklaşıyor. Tek başına hissetmiyorum, müzisyen dostlarım yardıma ihtiyacım olduğunda hala oradalar sahnede olmasak da. Lakin bir yandan üretim sürecinin hem benim kontrolümde olması, hem de artık hiçbir kontrol hissimin olmaması tezatlığı farklı bir özgürlük hissi veriyor. Bu iki ucu izlemeye, anlamaya çalışıyorum.

Üretimlerinizi hayata geçirmek veya ayakta tutabilmek için girişimleriniz neler oldu?

Bağımsız bir müzisyen olduğum için bugüne kadar hayata geçirdiğimiz bütün projelerin finansmanını sağlamaya çalıştım. İkinci albümüm için kitlesel fonlama yöntemini başarıyla uyguladık. Ama onun dışında bütün albümlerim için bol bol konserler, eğitimler vermekle uğraştım. Sponsor bulma girişimlerimiz, daha popüler bir müzik yapmadığım için hep olumsuz sonuçlandı, ben de bıraktım artık kurumlardan üretimlerimin hayata geçmesi için medet ummayı açıkçası.

Sosyal medya ve dijital platformlar çok verimli kullanılmaya başlandı. Çok değerli hocalar, online olarak dersler verdi; bazı sanatçılar canlı yayın konserleri düzenledi; bazı sanatçılar atölyelerinden canlı yayınlar yaptı. Sizin böyle bir girişiminiz oldu mu? Eğer oldu ise efektif olarak sizlere ne gibi bir katkı sağlamış olacak?

İstanbul’dan taşındığım için zaten online ders konseptine adapte olmuştum fakat bu dönemde ilk kez solo online konser deneyimi yaşamış oldum. Müzisyen arkadaşlarımla birlikte sahne ortamında olmadan, hem enstrüman çalıp hem şarkı söylemek, zorlayan ama bir o kadar da kendimi güvenli alanlarımdan çıkma konusunda ilerlettiğimi düşündüğüm bir tecrübe oldu.

İçinde bulunduğumuz süreçten sonra sanat alanında sizce ne değişecek? Oyunlar, konserler veya dinletiler artık dijital platformlarda farklı bir seçenek olarak yapılabileceğini düşünüyor musunuz?

Dijital platformların ses ve bağlantı gibi bazı teknik konularda daha kaliteli hale gelerek devam etmesini desteklemek ile birlikte, bununla kalmamasını istiyorum tabii ki. Hiçbir şey dinleyiciyle aynı ortamda olmanın keyfiyle aynı olamaz. Umarım herkes kendini güvende hisseder ve sağlıklı ortamlarda yeniden bir araya gelerek duygularımızı paylaşırız.

Bir daha böyle bir durumla karşılaşmak istemeyiz elbette. Fakat böyle durumlar için siz sanatçılar için artık bir “B Planı” olmalı mı?

Sanırım hepimiz biraz bunu da sorguluyoruz. Kendi başımıza kaldığımızda yapabileceğimiz şeyleri esnetmeli, geliştirmeliyiz ki bunu aslında virüsten önce de yapıyor olmalıydık. Şahsen müzikal hayatı boyunca birçok şeyden ödün vermeme isteği sebebiyle çokça engele takılan biri olarak virüsten önce de B Planlarım vardı, tavsiye ederim, dünyanın nereye gideceği hiçbir zaman garanti değil, bunu görmüş olduk.