Koronavirüs günlükleri” adlı röportaj dizimizin üçüncü konuğu fotoğraf sanatçısı Berk Kır oldu. Bildiğiniz üzere, 2020 yılına birçoğumuz büyük umutlarla başlasa da birçok şey pek düşündüğümüz ve dilediğimiz gibi olmadı. Bu yıl için tasarladığımız planlar veya işler istediğimiz gibi gitmedi. Yaklaşık yüz yıl kadar önceki İspanyol Gribinin ardından, tarihin en büyük salgınlarından biriyle karşı karşıya kaldık. Çeşit çeşit temizlik malzemesi, dezenfektan, gıda ürünü ve pek çok şey stoklandı, tedbir amacıyla birçoğumuz evlerimize kapandı. Neler olduğu kadar neler olacağını da kestiremediğimiz için, hiçbirimiz daha önce böyle bir şey deneyimleyemedi. Ne yapmamız gerektiğini bilmediğimiz gibi, günlük rutinlerimiz, işlerimiz, kısacası tüm yaşantımız durma noktasına gelerek, bu durumdan bir hayli etkilendi. Farklı bir pencereden bakmak adına sizleri koronavirüs sebebiyle en çok etkilenenler arasında yer alan ve dezavantajlı gruplardan olan sanata daha yakından bakalım istedik. Bu dönemde sanat alanında üreten ve çalışan isimlere, karantina sürecini nasıl geçirdiklerini sorduk. Kır’ı dinliyoruz.

Röportör: Nergis Fırtına

Koronavirüs sebebiyle gündelik yaşamı baştan sona etkilendi. Bir diğer açıdan hayatın büyükçe bir kısmını kapsayan alanlardan biri olan sanatın akıbeti ise belirsizliğini koruyor. Yaşanan bu pandemi sonrası sanat/müzik/edebiyat/tiyatro/fotoğraf bu durumdan nasıl sağ çıkacak? Siz ne düşünüyorsunuz?

Belirsizliği korumak aslen beraberinde özgürlüğün dahasını getirebilir. Kesinliği iç açıları toplamı yüz seksen eden bir üçgen olarak kabul edersek, belirsizliği toplamı da formu da değiştirebilme hakkını size tanıyan bir durum olarak görüyorum. Bundandır ki sürecin dışavurumu güçlendiren bir dinamik olduğunu düşünüyorum. Gözlemlerimce sanatçılar ya da üretim hevesinde olan her kimse; hatta üretim hevesini izleyerek tüketen zihinler de tetiklenerek etrafındaki şartları dönüştürmenin yollarını aramaya başladı. Bahsettiğiniz alanların icra formunda mesafenin izleri sürülürken, içerik olarak az önce bahsettiğim dönüşümü bir süre daha izlemeye devam edeceğimiz fikrindeyim. Var olabilmek için gereken ekonomi bağlamını da içten içe açan bir soru bu. O noktada “belirsizim”.

Bir sanatçı olarak, böylesi bir küresel kriz anında geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?

Karantinayla birlikte çalıştığım projelerin bazılarında durma kararına varıldı. Üreten biri olarak geçinebilme konusunda ise limitli fotoğraflarımı Saatchi Art’ta izleyiciye açma kararı verdim.

Pandeminin yarattığı ekonomik sıkıntıların yanında, bu süreçte sizi en çok ne zorladı?

Akışı ve rastlantısallığı çok kıymetli bulurum. Akışta şekillenmeye özen gösteririm, bu sebeple;  gündelik hayattaki olasılıklardan ve rastlantısallıklardan uzaklaşmak beni zorlayan bir noktaydı. Soruyla birlikte “alışabilmeye alışkın” olduğumuzu da anımsamadan edemedim.

Bu durumun hepimiz için dezavantajlar yarattığı çok açık. Ancak, krizi fırsata çevirenlerimiz de oldu. Evde olduğumuz bu süre zarfında üretim formunuz ne şekilde ve ne gibi bir biçimde gelişti?

Yaratma ve görme arzumu fotoğraf üzerinden besleyen biri olarak gündelik hayatın içindeki olasılıklardan az önce bahsettim. Bir bakıma bu olasılıklar internete taşınınca, kendi rastlantısallığım da burada şekillenmeye başladı. İstanbul’un çeşitli mekanlarında yapacağım kurguları video görüşmeler esnasında gerçekleştirerek “Çevrimiçi Portreler”i ortaya çıkarmış oldum. Deklanşörüm klavyeme; ‘prtscn’ tuşuna dönüştü.

Üretimlerinizi hayata geçirmek veya ayakta tutabilmek için girişimleriniz neler oldu?

Soruya iyi bir cevap verebilmek için kendimi biraz açmam gerekir. Dinamik bir yapıya sahibim. Konfor alanım konusunda da keskin biriyim, bu şartlar içerisinde rutinlerimi gerçekleştirme gayretim en etkili sebep olmalı. Virüsten önceki gibi her sabah en sevdiğim şarkılarla güne başlıyor, kahvemi içiyor, iletişimde ve anda kalmaya çalışıyorum. Üretimlerim ise bu rutine dâhil olarak şartlara uygun şekilde gelişiyor.

Sosyal medya ve dijital platformlar çok verimli kullanılmaya başlandı. Çok değerli hocalar, çevrim içi olarak dersler verdi; bazı sanatçılar canlı yayın konserleri düzenledi; bazı sanatçılar atölyelerinden canlı yayınlar yaptı. Sizin böyle bir girişiminiz oldu mu? Eğer oldu ise efektif olarak sizlere ne gibi bir katkı sağlamış olacak?

Dijital platformları kendi çizgimde kullanmaya devam ediyorum. Hayatımdaki paydasında bir değişiklik yaşamadım fakat ürettiğim alanlarda bir genişleme yaşamaya başladığımı söyleyebilirim. Geçtiğimiz gün ilk podcastimi yayınladım. Karantinaya girdiğim haftanın başında bir sanat haftasının  açılış konuşmasını yapmıştım; Nisan ayının ilerleyen haftalarında ise Zoom üzerinden karantina ve fotoğrafı konu alan bir buluşmanın konuşmacısı oldum. Tüm bunlar gerçekleşirken ulaşılabilirlik gözlediğim en kritik nokta oldu.

İçinde bulunduğumuz süreçten sonra sanat alanında sizce ne değişecek? Oyunlar, konserler veya dinletiler artık dijital platformlarda farklı bir seçenek olarak yapılabileceğini düşünüyor musunuz?

Bu soru kendi disiplinimle bağlantılı olarak aklıma şunu getirdi; Türkiye’de müze koleksiyonlarının dijital olarak izleyiciye sunulması konusunda bir endişe hakimdi. Gündelik hayatta izleyicilerinin seyrek olması sebebiyle dijitalin edilen verileri de değiştirilmesinden korkuluyordu. Pandemiyle birlikte aksi bir eğilim yaşanmaya başlanarak sürecin doğurduğu tüketilebilir olma haliyle teknoloji yarışı başladı. Genel anlamda öz yararı kriter alan içeriklere ihtiyaç olduğunu gözlemliyorum.

Bir daha böyle bir durumla karşılaşmak istemeyiz elbette. Fakat böyle durumlar için siz sanatçılar için artık bir “B Planı” olmalı mı?

Hazırlıklı olmak ilk sorularda cevapladığım kesinlik, belirsizlik durumuyla açıklanabilir. Alternatifinizi keşfetmek yerine ne olduğunu bilmek bir kalıpla yola çıkıyor olmak gibi geliyor bana. Fakat bu süreçten özümsediklerimizin iyi bir süzgeçten geçirilmeye ihtiyacı var.