İnsan Hakları Bildirgesi’nin ilanının ardından kral 16’ıncı Louis, kendisini ve ailesini korumaya gelen Flaman bölüğünün şerefine bir ziyafet düzenler. Eylül’ün ilk gününde yapılan bu organizasyonda sarayın aristokratları, kralcı askerler boy gösterir. Kral ve La Reine Marie Antoinette, ziyafetin yapıldığı Versailles Sarayı’nın Opera Salonu’na girdiklerinde katılımcılar bol miktarda alkol tüketmişlerdir. Avusturyalı’nın aurasından etkilenen subaylar ayağa kalkıp ‘Vive Le Roi! Vive La Reine!’ yani ‘Yaşasın Kral! Yaşasın Kraliçe!’ diyerek Bourbon ailesini selamlarlar. Antoinette’in gittiği her yerde ilgi olması şaşırtıcı bir durum değildi.

Saraydaki diplomatlarla ve aristokratlarla ilişkileri bir yana Paris Opera Binası’nda düzenlenen maskeli baloların yıldızıydı. Reveransların sergilendiği, şakaların değiş tokuş edildiği ziyafet bir süre sonra devrime ve onun getirilerine hakaret silsilesine dönüşür. Flaman Bölüğünün subayları meclise sövüp beyaz, kırmızı ve mavi renkli üniformalarındaki üç renkli devrimci kokardı ayakları altına alırlar. Kokartların çiğnendiği, devrimci liderlere ve donsuzlara küfürler edildiği ziyafet devrim karşıtı bir gövde gösterisi halini alır. Durumdan memnun olan Louis ve Antoinette, destekçilerinin yüzlerindeki nefret ifadelerine bakarak eski rejimin devrimci ayaktakımına karşı ayakta durabileceğini düşünürler.

Kadınlar Yürüyüşü
1787-1789 arası aşırı yağmurlar ve sert kışlar ülkenin son üç hasadının çok kötü geçmesine sebep olmuştu. Köylülerin ve çiftçilerin geliri hızla düşmüş, gıda özellikle de ekmeğin fiyatı çok yükselmişti. Ayrıca kötü geçmiş hasatlar birçok çiftçinin işsiz kalması anlamına geliyordu. Şehirlere özellikle de Paris’e akın eden bu insanlar, şehir nüfusuyla beraber fırınları yağmalamaya başlarlar. Şehrin garnizonunun yağmaları engellemek için yeterli adamı yoktu. Zaman zaman evine ekmek götürmek için fırınları zorlayan annelerin ölümlerine sebep olan bu yağmalar halkın sabrını taşırmaya başlar. Ziyafetten dört gün sonra ayın beşinde Paris’in kadınları pazar yerlerinde toplanıp şehrin görevlilerinin bulunduğu Hôtel de Ville’e doğru yürüyüşe geçer.

Yetkililerden aldıkları cevaplardan tatmin olmayan kadınlar bulabildikleri silah ve toplarla bu sefer Versailles Sarayı’na yürürler. Devrimci provokatörlerin ve erkeklerin de katıldığı topluluk saraya saldırır ve birkaç nöbetçiyi öldürür. Yeni kurulmuş olan Milli Muhafızlar’ın komutanı Lafayette, olay yerine geldiyse de geç kalmıştır. Lafayette, kralı Versailles’dan ayrılması ve askerlerinin koruması altında Paris’teki Tuileries Sarayı’na taşınması için ikna eder. Sarayın önünde birikmiş kalabalık da bunu istemektedir. Taşınma kralın halkıyla iç içe olmasına olanak tanıyacak, onların sorunlarını daha rahat dinleyebileceği bir ortamda bulunmasını sağlayacaktı. Güneş Kral 14’üncü Louis’nin soyluların etkisinden kurtulabilmek için saray haline getirdiği Versailles Av Köşkü’nün  görkemli günleri artık sona ermişti. Mutlak monarşinin Fransa’daki sembolü artık tarihe karışıyordu. Terazinin dengesinin kralın aleyhine bozulması monarşinin bağımsızlığını sonlandırıyor, Louis’nin meclisi resmen tanıması anlamına geliyordu.

Varennes’e Firar
Devrimcilere sürekli ödün vermekten sıkılan 16’ıncı Louis, ailesi ile beraber ülkenin kuzey doğu sınırına kaçmaya karar verir. Bugünkü Lüksemburg sınırında olan Montmédy şehri, kralcı subayların ve askerlerin toplandığı merkezlerden biriydi. Üstelik ‘Büyük Korku’ zamanında ülke dışına kaçmış olan aristokrat sığınmacılar devrim karşıtı hareketlerini Montmédy gibi bölgelerden yürütüyorlardı. 20 Haziran 1791’de kral ve ailesi hizmetçi kıyafetleriyle, ailenin hizmetkarları ise aristokrat giysileri içinde saraydan ayrılırlar. Montmédy şehrinde onları de Bouillé markisi beklemektedir.

Eski ordudan önemli miktarda adam toparlamayı başarmış olan Bouillé hala monarşiye sadıktı ve emrinde Alman ve İsviçreli paralı askerler bulunuyordu. Bununla beraber, de Bouillé bir sene önceki ordunun yozlaşmış durumunun tasviri niteliğindeki Nancy Ayaklanması’nı meclisin emriyle bastıran kişiydi. Mecliste cumhuriyetçi kanat tarafından asılsız idamlar düzenlemekle ve bölgede sırf kendisine sadık bir askeri güç oluşturmakla suçlanmıştı. Plan kraliçenin favorisi İsveçli Kont Axel Von Fersen tarafından hazırlanmıştı. Hafif ve hızlı arabalar organize etmiş Kont, yaklaşık iki yüz elli kilometrelik mesafenin bu şekilde daha çabuk alınabileceğini düşünmüştü fakat kraliyet ailesi büyük, altı atlık bir arabada karar kılmıştı. Karar almanın uzun sürmesi, arabanın tekerliklerinin kırılması, gizliliğe önem verilmeksizin Louis’in köylülerle olan sohbetleri ve kraliçenin Chaintrix kentinde kendilerine yol konusunda yardımcı olan bir memura gümüş tabak çanak vermesi planı zora sokar. Sonunda kral küçük Sainte-Menehould şehrinin posta müdürü Jean-Baptiste Drouet tarafından tanınır. Drouet, kralın suratını kurucu meclisin iflası önlemek için bastırdığı değersiz ‘assignatlardan’ yani kağıt paralardan tanımıştır.

Kralın yakalanışı ve ülke dışındaki devrim karşıtı aristokratlara yardım etme isteğinin net bir şekilde ortaya çıkışı onun anayasal bir monark olarak güvenirliliğini halka sorgulatmıştır. Olay Robespierre gibi radikal devrimcilerin fikirlerine güç kazandırmış, monarşinin kaldırılması ve ardından gerçekleşebilecek cumhuriyetin ilanı daha fazla telaffuz edilir olmuştu. Kurucu Meclis kralın anayasayı tekrar kabülünün gerçekleşmesi halinde politik gücünün iadesine karar verir fakat Cordeliers ve Jacobin grupları bu fikre karşı çıkarlar. Protestolar 17 Temmuz 1791’de Champs De Mars katliamına sebep olur.

Kralın görevden alınması için imza toplayan protestocular belediye başkanı Bailly’in sıkı yönetim ilan etmesi ve Milli Muhafız komutanı Lafayette’in güç kullanımı sonucunda dağılırlar. Akşamüstü sayıları fazlalaşan protestocular Champs De Mars’a geri gelirler. Sabah yaptığı gibi kalabalığı dağıtmaya uğraşan kumandan Lafayette başarısız olur. Askerler protestoculara ateş açar. Katliamdan sonra ülkedeki cumhuriyetçi akımın beli kırılmış gibidir. Kumandan Lafayette ve Bailly bir cadı avı başlatırlar. Cumhuriyetçi gazeteciler, aktivistler tutuklanır. Güç sahibi devrimci liderler Marat, Danton ve Robespierre saklanmak zorunda kalır.

Yasama Meclisi
Yapısını değiştirme kararı alan Kurucu Meclis, kendisini Yasama Meclis olarak tanımlayacak anayasayı kabul eder. Güçlerinin iade edilişiyle birlikte kral anayasayı yemin ederek onaylar. 1791 Anayasası’na göre Fransa’nın rejimi resmi olarak anayasal monarşi haline gelir fakat büyük umutlarla toplanan meclis ilerleyen dönemde büyük bir krize girer. 16’ıncı Louis’nin güçlerinin iadesi veto hakkını ve bakan atayabilme hakkını da kapsıyordu. Ülkeden kaçan ve karşı devrimci hareketlerde bulunan aristokratlara yönelik ölüm cezalarının kral tarafından veto edilişi ve bakanların halkın değil kralın ajandasına hizmet etmeleri ortaya anayasal bir kriz çıkarmıştı. Bu durum Robespierre, Desmoulins ve Danton gibi isimleri rahatsız ediyordu.

Meclis odalarında ve klüplerinin akşam yemeklerinde kralın yargılanması, cumhuriyetin ilanı gibi konularda lobicilik yapan bu isimler ileride büyük bir ikilemle karşılaşacaklardı. Ağustos 1791 tarihinde Avusturya ve Prusya imparatorları tarafından Pillnitz Deklarasyonu ilan edilir. İki monark avrupanın bütün monarşilerini Louis’yi ‘özgürleştirmeye çağırmaktadır’. Anayasanın ilanından bir yıl sonra meclis, kaçak aristokratların devrim karşıtı ittifaklar kurduğu gerekçesiyle Avusturya’ya ve Prusya’ya savaş açar. 1789’dan beri çalkanan ordunun durumu hiç parlak değildir. Askerler eğitimsizdir, silah ve cephane sıkıntısı çekmektedirler. Ordunun aristokrat subaylarının büyük kısmı üç yıldır süren kaostan ötürü Fransa’yı terketmiştir. Üstelik askerler ordunun içinde bir avuç kalmış bu insanlara güvenmemektedirler.

Fransa kendini hiç hazır olmadığı bir savaşın içinde bulmuştu. Fransız ordusunun donanımsızlığının ve bütünlükten yoksun oluşunun yanında La Reine Antoinette, kocasının onayıyla askeri planları Avusturya hükümetine gönderir. Bu hareketi yargılandığı sırada kendisine karşı kuvvetli bir delil olarak kullanılacaktır. Pillnitz Deklarasyonu’ndan bir sene sonra Brunswick Dükü tarafından ilan edilen Brunswick Manifestosu fransız halkının ateşini körükler. Manifesto Bourbon kraliyet ailesinin zarar görmesi halinde ülkeyi işgal eden ordunun fransız sivillere zarar vereceğini belirtiyordu. Halkın gururuna dokunan bu manifesto ‘Levée en masse’ denilen erkek nüfusun neredeyse tamamını kapsayan askere alım programının başarılı olmasında önemli rol oynamıştı. Fransız ordusu çaresiz bir şekilde ülkesini işgal eden güçlere karşı tutunmaya uğraşırken monarşinin Fransa’daki varlığı pratikte bitmek üzereydi.

Tuileries Baskını
10 Ağustos tarihinde Brunswick Manifestosu’ndan günler sonra, cumhuriyetçi kanadın propogandası ve eski kıtanın monarklarının birlik olup ülkeye saldırması sonucu gerçekleşen baskın Louis’nin zaten zedelenmiş olan itibarına son noktayı koymuştur. Baskından bir gece önce Marsilya’dan gelen vatansever askerlerin yardımıyla isyancı Paris Komünü’nü kuran  devrimci önderlerden Danton, arkasına halkı da alarak saraya yürür. Sarayı koruyan Milli Muhafızlar kapıda naralar atan cumhuriyetçilerle kucaklaşırlar. Louis’in emrinde ise sadece İsviçreli paralı askerler kalır. Marsilyalı askerler saraya girdiklerinde İsviçrelilere teslim olmalarını söylerler. Aldıkları yanıt herkesi hayrete düşürür. Kırmızı, beyaz ve sarı üniformalarıyla İsviçreliler, bölükleri ancak kral tarafından resmi olarak dağıtılırsa bunun mümkün olabileceğini bununla beraber ‘millete teslim olmayı onurlarına hakaret saydıklarını’ belirtirler.

Anılarına ünlü heykeltraş Bertel Thorvaldsen tarafından tasarlanmış, Lukas Ahorn tarafından 1820-1821 yıllarında İsviçre’nin gölü ile meşhur Luzern şehrinde yontulmuş bir anıt mezar bulunan ve rönesanstan beri kontratlarını bozmayışlarıyla ünlü bu askerler, sarayı kanlarının son damlasına kadar savunurlar. Louis teslim olmak zorunda kalır. Sarayın içindeki tablolar, biblolar, şamdanlar yağmalanır. Kral ve Kraliçe’nin maiyeti meclisin tutsağı olurlar. Monarşi resmiyette olmasa da pratikte sona ermiştir. Bir tarih gömülürken öbürü başlıyordur.