İran Devrimi’nin Ruhullah Humeynî önderliğinde Amerikan karşıtı bir İslam cumhuriyeti doğurmasından bu yana Vaşington ile Tahran teyakkuzda. Kırk yıldır devam eden karşılıklı savaş tehditleri uluslararası toplumda, özellikle de Ortadoğu halklarında, bıkkınlıkla karışık bir travma yaşatmakta. Bu tehditlerin büyük çoğunluğunun adresi ise Basra Körfezi. Körfez; İran, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudî Arabistan, Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Irak olmak üzere sekiz ülkenin çevrelediği 240.000 kilometrekarelik bir alan. Kuzeyde Irak’ın Şattülarap bölgesinden başlayarak Hürmüz Boğazı’na dek uzanan Körfez, 975 km uzunluğunda ve 370 kilometre genişliğinde. Dünyadaki petrol rezervlerinin üçte ikisi bu bölgede yatıyor; yine küresel petrol üretiminin üçte biri burada gerçekleşiyor. Ayrıca dünya petrol trafiğinin % 40’ının üzerinden geçtiği Basra Körfezi, küresel ekonominin önemli sacayaklarından. Bu yüzden de Trump’ın Twitter üzerinden İran’a yönelttiği her tehdit ve Devrim Muhafızları’nın gerilimi artıran cevapları dünyanın tamamına yakınını tedirgin etmekte.  

Gelgelelim Körfez’deki egemenlik savaşı yalnızca ABD ve İran arasında değil. İsa’dan öncesine uzanan bir maziyi sahiplenen İran, Körfez’in yalnız kaynaklarında ve trafik denetiminde değil, kendisinde de hak iddia etmekte. Bugün Basra Körfezi’ni ifade etmek için Batı dillerine yerleşmiş “Fars Körfezi” (Persian Gulf) ifadesi, Tahran’ın bu “doğal hakkını” gözler önüne seriyor. Ne var ki Arap milliyetçiliğinin 1960’lı yıllardaki yükselişi, Körfez’e komşuluk eden sekiz ülkeden yedisinin ortak kimliğini ön plana çıkararak “Arap Körfezi” (Arabian Gulf) kullanımını uluslararası literatüre yerleştirdi. Soğuk Savaş sonrası düzende Arap ülkeleri ve İran arasındaki rekabetin kızışmasıyla bir isim savaşı başladı: Bu su yoluna Fars Körfezi mi demeli yoksa Arap Körfezi mi? 

Aslında geçtiğimiz yüzyılın ortalarına dek kimsenin aklında böyle bir soru yoktu. Osmanlıları ve Türk Cumhuriyeti’ni bir kenara koyarsak; Araplar da dahil olmak üzere tüm dünya bu coğrafyayı “Fars Körfezi” olarak anıyordu. MÖ 550 yılında Körfez’in neredeyse tüm kıyılarını ele geçiren Pers İmparatorluğu, Yunan coğrafyacılarının bölgeyi bu isimle anmalarını sağlamıştı. Ptolemaeus’un (Batlamyus) çizgisinde devam eden Ortaçağ’ın Müslüman âlimleri ve Keşifler Çağı’nın kartografları da bu geleneği devam ettirmişler; “Fars Körfezi” ismini kendi dillerine çevirerek haritalarına nakşetmişlerdi.  

Ptolemaeus’tan önce Pythagoras, Hekataios, Herodotus, Strabon gibi büyük Yunan bilgeleri Pers İmparatorluğu’nun egemenliğinden ve coğrafî konumundan yola çıkarak Körfez’i “Fars” olarak adlandırdılar. İslam dininin yayılmasından sonra Araplar, bölgede yüzyıllarca iktidarda kalsalar da bu isme saygı göstererek kendi dillerine “el-Halicü’lFarsî” ya da “Bahr-i Fâris” (Fars Körfezi) şeklinde almışlardı: İstahrî, İbn Havkal, Tâberî, Kazvinî, Dımaşkî, İbn Belhî, İdrisî, Cüveynî, Harezmî, Battanî, Bîrûnî gibi bilginlerin harita, tarih ve coğrafya kitaplarında bu ada yer verildi. Latince “Sinus Persicus” (Fars Körfezi), İtalyan hümanist Jacobus Angelus’un 1406, Alman haritacı Martin Waldseemuller’in 1507 ve Flemenk coğrafyacı Abraham Ortelius’un 1586 tarihli haritalarında yer aldı ve oradan diğer Avrupa dillerine geçti: Fransızca “Golfe persique”, İtalyanca “Golfo/Golpho di Persia” ve İngilizce “Persian Gulf/Sea”.  

Yunan ve Romalı bilginler, haritalarına ayrıca “Sinus Arabicus” (Arap Körfezi) ismini nakşettiler ki asırlarca Kızıldeniz bu şekilde anıldı. Fakat 1955 yılında ilk defa bir Batılı, Bahreyn Şeyhi’nin Britanyalı danışmanı Charles Belgrave, “Arabian Gulf” ifadesini kullandı. Mısırlı Cemal Abdünnâsır’ınPanarabizm”i ortaya çıktıktan sonra deyim Arap ülkelerinde karşılık buldu. Körfez’in sahilinin % 70’inin Arap ülkelerine ait olduğunu belirtilip Arap Birliği çatısı altında bu ifadenin kullanımı için uluslararası kamuoyuna baskıya kuruldu. Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan Frederic Wehrey, 2016’da New York Times’a verdiği bir röportajda olayın “yalnızca semantik değil, fazlasıyla duygusal olduğunu” belirtmişti. İran’ın 2004 yılında yayınladığı dünya haritasında parantez içinde “Arabian Gulf” ifadesini alternatif olarak gösteren National Geographic’i; Haziran 2006’da “The Gulf” ibaresini kullanan The Economist’i yasaklaması bu duygusallığın boyutlarını gösteriyor. Keza 2010’da “Persian Gulf” harici bir ifade kullanan havayollarının İran hava sahasına giremeyeceği belirtilmiş ve yine aynı yıl “Arabian Gulf” ifadesini kullanan bir kitap yüzünden Tahran Uluslararası Kitap Fuarı’nda Mısırlı katılımcılar geri gönderilmişti. Yine de İran’ın dünyaya verdiği en büyük mesaj, 2005 senesinde 30 Nisan’ı “Millî Fars Körfezi Günü” ilan etmek olmuştu. 

Kimilerine komik gelebilecek bu uluslararası mücadelede belirleyici taraf ne İran ne de Arap ülkeleri. Üçüncü taraflar, yani Körfez’de ve uluslararası siyasette belirleyiciliği ağır basan diğer kuvvetlerin tutumu da mühim. Bunlar içinde en önemlisi şüphesiz ABD’ninki. ABD 1917’den beri resmen “Persian Gulf” ifadesini kullanıyor (fakat yetkililer “Gulf of Iran”, “Gulf of Ajam”, “Gulf of Basra”, “Arabian Gulf”, “Persian-Arabian Gulf”, “Gulf of Fars” ve “The Gulf” ifadelerinin de geçerli olduğunu belirtmekteler.) 1990-1991’deki Birinci Körfez Savaşı’ndan bu yana, yani Vaşington’ın İslam Devrimi sonrası Arap başkentleriyle ilk resmî ittifakını inşa ettiğinden beri, “Arabian Gulf” ibaresi revaçta. Hatta 2010 yılında Suudî Arabistan’a giden bir ABD yetkilisinin bu ifadeyi kullanması krize sebep olmuştu.  

Bu yaygara içinde Türkiye’nin duruşu ise çok farklı ve kendine özgü. “Basra Körfezi” tamlaması Türkçeye yerleşmiş ve hiçbir taraf, somut olarak, henüz bu isme karşı çıkmış değil. Çünkü ismin gerisinde Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalma bir gelenek ve tarihsellik söz konusu. Şemseddin Sami’nin Kâmûsü’l-Âlâm’ına baktığımızda “Basra Körfezi” başlığı altında ayrıca “Bahr-i Fars, Golfe persique” ifadelerinin belirtildiğini görüyoruz. “Basra Körfezi” muhtemelen, Selda Kılıç’ın bir makalesinde belirttiği üzere, o körfezin kıyısındaki en gelişmiş yerleşim yerinin isminin verilmesi geleneğinden (Antalya, İskenderun, İzmir Körfezi örneklerindeki gibi) yola çıkarak bu adı almış. Nitekim Basra, İmparatorluğun son demlerine dek ticarî ve siyasî önemini koruyan bir şehirdi. Ayrıca Irakeyn Seferi’nden altı yıl sonra yayımlanan Gerardus Mercator’un 1541 tarihli dünya haritası “Basra Körfezi/Denizi” (Mare de Balsera) ibaresini uluslararası literatüre sokmuştu. 

İranlılar ile Araplar arasındaki bu hamaset dolu mücadele daha uzun süre devam edeceğe benze de ibre “Persian”dan yana. Birleşmiş Milletler çatısı altında hazırlanmış 2006 tarihli bir rapor “6000 tarihî harita, 200’den fazla tarih ve seyahat kitabı, 30 atlas”tan yola çıkarak “Persian Gulf” isminin geçerliğini çoktan onadı. Uluslararası Hidrografi Örgütü, doğru kullanımın “Gulf of Iran” olduğunu belirtiyor. National Geographic Cemiyeti, Associated Press, Google MapsPersian Gulf” isimlerini kullanırken “Arabian Gulf”ın da bir altenatif olduğunun altını çizmekte. İngilizce Wikipedia’daArabian Gulf” başlığı ise kullanıcıyı “Persian Gulf” başlığına yöneltiyor. Trump yönetimi ile Tahran’daki güçlerin çarpışmaktan imtina ettikleri fakat karanlık sona adım adım yaklaştıkları adres, bir süre daha “Persian” adıyla anılacak gibi.