İnsan olmak kendini büyütmek zorunda kalan yalnız bir çocuğun çıktığı macera dolu bir yolculuğun öyküsüdür bir bakıma. Ölüm kalım mücadelesinin temellendirip şekillendirdiği bir yolculuktur bu. Doğanın yıkıcı, yok edici güçlerinin, kendisinden daha güçlü ve hızlı canlıların karşısında hayatta kalabilmek hiç kolay olmasa da türüne özgü özellikleri ve yetenekleriyle bu sorunu aşarken dünyayı kendi istediği gibi değiştirme konusunda umulmadık mesafeler kaydetmiştir. Bu ilerleyiş yalnızca kazançlarla ve zaferle değil, yoğun emek, acı, gözyaşı ve kayıplarla da doludur. İnsan hem bir tür hem de toplum üyesi bir birey olarak, sonsuz görünen bu yolculukta yaptığı seçimlerle ya yok oluşun ya da kurtuluşun kapılarını aralayacaktır. İşte bu yüzden bir yandan büyük bedeller ödediği bir yandan da dünyayı toplu bir yok oluşa sürükleyen büyük tahribatlara yol açtığı bu yolculuk destansı bir serüvendir aslında.

Ortaya Çıkış
İnsan olmak kavramının temelini genetik açıdan bize an yakın canlılar olan şempanzelerle ortak atadan ayrılan ilk insansının potansiyelinde aramak gerekir bir yönüyle. Öyle ya, bilimsel gelişme bizi ilk insana götüren evrimi dikkate almamız gerektiğini söyler kulağımıza. Başka bir yönüyle var olmak ve var oluşu sürdürülebilir kılmak içgüdüsünün ortaya koyduğu mücadelede yatar cevabın önemli bir bölümü. Öyle ya 6-8 milyon yıla kadar genişletilen insan olma tarihinin en uzun bölümü hayatta mücadelesiyle geçmiştir. Ya da diğer bir deyişle Shakespeare’in ölümsüz cümlesindeki gibi eşiğinde takılıp kalmıştır olmak ya da olmamak mücadelesinin. İnsanlık tarihinin en gelişmiş türü olan akıllı insanın (HomoSapiens Sapiens)  iki yüz bin yıl hatta bazı son araştırmaların bulgularına göre erken örneklerinin ortaya çıktığı üç yüz bin yıl önceye genişletebileceğimiz mücadelesinde son on bin yıla kadar gösterdiği en büyük başarı hayatta kalmaya devam etmek olmuştur. On binlerce yıldır okuma yazma potansiyeline sahip olan insanın bu potansiyelini ancak son yedi bin yılda hayata geçirmeyi başarması hayatta kalma mücadelesinin ne kadar zorlu olduğunun bir göstergesidir.

Döngüyü Tamamlamak, Ham İken Pişmek ve Yanmak
Diğer bir boyutuyla insan olmak, doğarak dünyaya gelmek, bebek olup bakılmak, sonra çocuk olup oynamak ve öğrenmek, ardından ergen olup toplumsal aidiyete adım atmak, genç olup geleceğini kurmak, yetişkinliğe erişip üremek ve üretmek, orta yaşa gelip olgunlaşmak, yaşlanıp deneyimlerini genç kuşaklara aktarmak ve en sonunda ölerek bu dünyayı terk etmektir. Ve tabii tüm bunları yaparken açlığını, susuzluğunu, uykusuzluğunu gidermek, barınmak, korunmak, ait olduğu grubun yaşam tarzını benimsemek, bu yaşam tarzında daha üst konumda yer almak için fırsat kollayıp, ortaya çıkacak şans anlarını değerlendirmek, olanakları ve yetenekleri ölçüsünde geleceğe iz bırakmaktır.

Hissiyat ve duygu boyutuyla da kavramak gerekir insan olma hallerini. Sıcağın karşısındaki soğuğu; neşe ve mutluluğun karşısındaki hüzün ve kederi; tedirginlik, kuşku ve korkunun karşısındaki huzur, güven, ve cesareti; ilgi, sevgi, şefkat ve merhametin karşısındaki yok sayma, öfke, kin ve nefreti, hor görmenin karşısındaki hoş görmeyi, sadakatin karşısındaki ihaneti, kabalığın karşısındaki inceliği, bencilliğin, yalnızlığın karşısındaki dayanışma ve paylaşmayı, ilgi kazanmanın yarattığı coşkunun karşısında yer alan kaybetmenin verdiği acıyı deneyimlemektir insan olmanın diğer bir yönü. Bunları ve diğer tüm duyguları bütün dereceleri ile yaşayıp benlik potasında eriterek olgunlaşmaktır.

Sonsuzluğu Arayış ve Cehennemin Kapılarını Açmak
Diğer bir yönüyle de uygarlık boyutunda aramak gerekir insan olmanın farklılığını. Alet kullanabilme ve ateşi kontrol altına alma yeteneğini geliştirip doğayı kendi istekleri doğrultusunda yeniden düzenlemeye girişerek tüm dünyaya yayılan; bununla kalmayıp, denizlerin en derin çukurundan, uzayda gidebildiği en uzak noktaya kadar keşfetme, fethetme ve uygarlığını yayma girişimidir. Bu yönüyle eşsiz bir maceradır insan olmak. Bir yandan kendi sosyo-kültürel düzenini oluşturup geliştirirken diğer yandan değişik yerleri ve toplumları görüp farklı insanları tanımak, diğer kültürlerle kaynaşıp kendindeki eksikleri tamamlamaya çalışmak ve daha iyisini ortaya çıkarabilmek için çıkılan bir yolculuktur. Yine bu doğrultuda maddi ve manevi açıdan gereksinim duyulan her şeyin karşılanması için çalışmak, üretmek ve paylaşmaktır insan olmak.

Bir başka boyutta ise kişisel isteklerine odaklanarak aşağılamaktır kendini ve türünü. Var oluş mücadelesinin sapkın bir boyutu olan kendi çıkarını her şeyden üstün görmektir insan olmanın gün ışığı görmemiş parçası. Kendisini daha rahat hissedebilmek için diğerleri ile ilgili sorumluluklarını düşünmemek, onları hiç yerine koymak, sindirmek, ezmek, yoksullaştırarak kendine bağımlı hale getirmek, güce dayalı örgütlenmeyi, savaşı ve yıkımı kullanarak bir korku imparatorluğu yaratıp ele geçirdiği tüm kaynakları sonsuza kadar kendisi için saklama ve çoğaltma çabası, diğer bir deyişle çarpıtılmış bir istikrara kavuşma çılgınlığıdır. Cehenneme açılan kapının anahtarını elinde tutmaya öykünen caninin kapıldığı bu çılgınlığın açıklaması ölümlü olduğunu bilmek olabilir mi?

Kendini Putlaştırmak ve Güce Tapmak
Kendisi ile birlikte evrenin varlık nedenini ve nasılını merak edip cevap bulmaya çalışmaktır insan olmanın bir başka parçası. Açıklayamadığı ve başa çıkamadığı soruların cevabını öğrenmek için çıktığı yolda karşılaştığı kendisinden üstün doğal güçleri kutsallaştırıp onları kızdırmamaya özen göstermek, sonra yaratıcı kavramını geliştirerek inanç sistemlerini, dinleri yaşama geçirmek ve yaşamını bu doğrultuda düzenlemektir. Geliştikçe tanrıları kendine benzetmek, sayılarını bire indirip kendisini de onun yeryüzündeki gölgesi, halifesi ya da elçisi ilan etmektir. Bunun da kökeninde doğayla giriştiği iktidar mücadelesi ve toplumda güç ilişkilerine dayalı hiyerarşik bir düzen oluşturma çabası mı yatıyor sizce, ne dersiniz?

Söz iktidar mücadelesinden açılmışken insanın güç elde etme ve diğerleri üzerinde kullanmaya düşkünlüğünden bahsetmek gerekir elbet. Doğduğu andaki yetersizliği ve doğanın tüm tehlikelerine karşı çıplaklığıyla bilinen evrendeki en aciz türlerden biridir insan. Bu yüzden en çok o bilir güce sahip olmanın değerini. Çünkü güce sahip olan çevresini kontrol altında tutma olanağına kavuşur. Ne kadar çok gücü olursa o kadar geniş bir çevreyi ya da büyük kalabalıkları kontrol edebilir. İşte bu yüzden tarih kitaplarının satır aralarından bize en çok seslenen yanımızdır gücü ele geçirme ve koruma mücadelesi.

Ölümsüzü Yaratmak ve Yolunu Seçmek
Farklılığını ortaya koyup, fark edilme ve vazgeçilmez olma isteği var kalma mücadelesinin bir başka boyutudur. Belki de budur insanı özgün ve eşsiz bir şeyler yaratma iten. Diğer bir deyişle sanatın çıkış noktasıdır insanın ölümsüzlüğü arama çabası. Öyle ya, yarattığınız eser ne kadar özgün ve kusursuz olursa, siz de o kadar yaklaşırsınız unutulmazlar ve toplumsal belleğin ölümsüzleri arasında yer almaya. Ürettiği sanat ürünleriyle yaratıcılığa öykünen insan bu noktada yaklaşır tanrısallığa ve bu yüzden tüm gelişmiş dinler yasak getirir sanatçının yaratıcılığına.

İşte bütün bu anlatılanlar ve onların dışında kalan daha pek çok şeydir insan olma halleri. Daha önce de değindiğimiz gibi var olma ve bu var oluşu garantiye alacak şekilde istikrara kavuşma mücadelesinin ortaya çıkardığı hallerdir bunlar. Tüm canlılarda olduğu gibi insanın da ana hedefi var oluşunu sürdürmektir. Öte yandan bunu sağlamak için giriştiği macerada doğa ile arasındaki dengeyi kurup korumaktır asıl görevi. Anlatmaktan kıvanç duyduğumuz veya gizlemek isteyip utanç hissettiğimiz şeyleri yapandır insan. Ama bence ve eminim sizce de üretime katılıp, ürettiğini paylaşan, koruyup kollayan, dayanışma içine girip paylaşan, dürüstlüğü benimseyen, seven, şefkat ve merhamet gösteren, vefakâr davranıp, fedakârlıktan yüksünmeyen, adaletle hükmeden ve yönetimde eşitliği ilke edinen, öğrenmeye ve kendini geliştirmeye önem veren, bildiklerini öğretmekten kaçınmayan,  kendisiyle birlikte başkalarına da önem veren, ihtiyacı olanlara yardım etmek için elinden geleni yapan, , her şeye rağmen mutluluğu aramaktan vazgeçmeyen, çevresindekilere yaşama sevinci aşılamaya çalışan ve yaşamaya devam etmekten başka bir alternatifi aklına getirmeyen, gücü başkalarına karşı bir silah olarak kullanmayı seçmeyen ve gerektiğinde sorumluluk almayı bilenler insanlık yolunda biraz daha mesafe kat etmiş insanlardır.

Rehber İçimizde
Elbette insan, aklından, zekâsından, bilgeliğinden yararlanabileceği başka bir tür bulamayan, kendini büyütmek zorunda kalan yalnız bir çocuktur aslında. Düşe kalka sürdürdüğü bu yolculukta kendi kaderinin yanı sıra dünyanın kaderini de belirleyecek bir konuma yükselmiş olması en büyük sınavı olarak önünde duruyor. Bu sınav insanlığın attığı her adımda yeni ve farklı görünümdeki meydan okumalarla zorlu yüzleşmeleri dayatıyor. Bu yüzleşmelerden alnımızın akı ile çıkmanın tek yolu insanlığın binlerce yıllık deneyimlerden süzülüp gelmiş, hayatımızı kolaylaştırıp anlam kazandırarak evrenselleşmiş değer ve erdemleri rehber edinmektir.