Ana akım medya organlarındaki tekelleşmeler, görsel, işitsel, yazılı basın organlarını aştı. Hiç şüphesiz de artık görünürlük kazanarak bugün bambaşka bir boyuta erişmesini sağladı. İzleyici kitlesinin demografik yapısı da bu sebeple eşdeğer bir şekilde birçok değişime uğradı. Dünden bugüne kabul gören birçok olgu da bu açıdan yeniden şekillendi. Geride kalan çeyrek asırlık dönemdeki medya algısı da bu kırılımlar neticesinde aşınarak, klasik medya algısının değişmesini şüphesiz ki olanak kıldı.

Hiper gerçekliğin alternatif platformlarda varlığını hissettirmesiyle birlikte, artık alternatif görünen platformlar otorite kabul edildi. Tabii ki bu otoritenin bizlere dayattığı seçimler de bir azınlık eline geçmek üzere. Bu teslimiyet neticesinde artık pedagojik açıdan olumsuz, psikoloji nezdinde duyarsız, sosyolojik etkenlerin yarattığı gerçeklikten bihaber üreticiler doğdu. Bunlardan birkaçı da Ali Biçim, Berkcan Güven ve adını dahi bilmediğin birçoğu…

Bu gece tesadüfi bir şekilde Ali Biçim ve Berkcan Güven’in sözde TikTok videolarını eleştirmek için yayınladığı videoya denk geldim. Şaşırdım, hayretler içerisinde izlemeye çalıştım. İnanılmaz rahatsız edici, hiçbir açıdan yararı olmayan ve son derece zaman kaybı yaratan bir durum. Bir gazeteci olarak bunu yazmak zorunda hissettim. Çünkü YouTube’daki tekelleşmeler de farkında olmadan illüzyonist bir otorite doğuruyor. Tepki olmaması halinde de “ne yaparsam o” doğruculuğuna dek uzayabiliyor. “Çok da abartmayalım canım,” demenin yeri ve zamanı değil. Etki alanlarının genişliğinin farkında bile değiller. Her alanda olduğu gibi bu alanda da alternatif olmanın zararı da bu.

Ne yaptıklarına dönecek olursak eğer, koca bir boşluk. Hiçbir şeyi yapma konusunda o kadar başarılılar ki her şeyi deniyorlar. Ve bunu denemek için kullandıkları argümanın ne değeri ne de ederi var. Peki, bu yazıyı neden yazma gereği duydum? Çünkü Berkcan Güven’in son videosu birçok açıdan Kadınlar Günü’nü gölgede bırakacak kadar seksist, iğrenç, berbat bir videoydu. Videoyu yayınlayıp, kaldırdıktan sonra da yalnızca eğlendiğini iddia etmek de ayrıca kabul edilemez bir durum.

Argo konuşmalardan, bel altı esprilerinden, karşısında bu duruma mazur kalan insanın mahcubiyetinden ve elbette kendini bilmezliklerinden dolayı YouTube trendlerinde görmek gerçekten de Türkiye’nin bunu hak edip hak etmediğini düşündürdü. Çünkü Türkiye’de eğlence, yalnızca seksist tanım ve imaların, bel altı ve söğüş içeren yaftalamaların, küfür ve argo ile bezenmesiyle oluşabilen bir şey değil. Aynı dili, aynı alfabeyi kullanıyoruz. Pekâlâ duyulan küfürleri çocuklarımız da edebilir, görülen olumsuz davranışları onlar da yapabilir. Fakat eğlence kavramının bu türü sırf kabul gördüğü için yapılıyor. Bu sebeple bir şeyi yapıyor olmak ve bunun yaygınlaşmasını sağlamak da birbirinden farksız. Ve benim nezdimde de suç!

Ioanna Kuçuradi’nin sürekli bizlere öğütlediği etik değerlerden bihaber olan bu kişiler, bir kez olsun felsefe okumamış, dünyayı yorumlama yetisi kazanmamış, bugünü diğer günden farksız olduğuna çokça inanmışlar. Bu yüzdendir ki; radarıma takıldılar. Hepimiz aynı coğrafyanın, birbirine çok yakın iki kültürün, aynı sosyo-kültürel çevrede yetişip büyüyen bir nesiliz. Bugün kulağımla duyduklarıma ve gözlerimle gördüklerime inanamayışımın tek sebebi; geleceği ön göremeyen birkaç insanın para kazanma uğruna yaptığı densizliklerdir. Çünkü “söz kulağa, yazı uzağa gider” diye bir şey vardır ya, işte bu sebeple gecenin bir köründe bunları yazmamın sebebi; bundan birkaç yıl sonra içerisinde bulunmanın dahi utanılacak olduğu bir işte bulunmanın yaratacağı pişmanlığa dikkat çekmektir. Bu yazıyı yazarken de videonun kendileri tarafından kaldırılacağını da emindim. O nedenle de videoyu çevrimdışı olarak edindim. Çünkü yirmi üç yaşında olan Berkcan adlı bir “çocuğun” Ali adlı bir “adamın” etkisinde ve bir şeylerin tesirinde bu videoyu yayınladığına da çok emindim.

Daha çok konu var ama bunu yazmak için vaktim yok. Oysa, olsa bile yazdıklarımdan ne anlayabileceklerini de bilmiyorum. Her şey bir yana, tek düşündüğüm şey şu; Işık Üniversitesi’nde okurken, büyük ihtimalle PR çalışması kapsamında Berkcan Güven’e tam burs veren Bahçeşehir Üniversitesi’nin de pişman olup, olmadığını merak ediyorum. Nitekim Berkcan Güven’in kitlesinin büyük bir kısmının on sekiz yaş altının altında olduğunu düşünürsek, bir kısmını da en fazla yirmi dört olduğuna eminim. Kısacası; gece gece vaktimi çalan bu durumun sebebi ne Berkcan Güven ne de Ali Biçim. Tek sebebi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde konuşmak zorunda olduğumuz şu rezillik…