Her şeyin kuramı evrendeki tüm olayları açıklayabilen bir fizik kuramıdır. Bu kuramı yaklaşık yüz yıldır arıyoruz fakat bir türlü bulamadık. Sicim kuramı ve m-kuramı birer aday model olsalar da henüz kanıtlanmış değildirler ve bu bakımdan kuram sayılmazlar. Bir fizik modelin kuram olarak kabul edilmesi için deney veya gözlemle onaylanması gerekir. Fakat ikisi de gözlenebilecek iddialar ileri süremediler.

Mikro evreni açıklayan kuantum kuramı ve makro evreni açıklayan genel görelilik kuramları olsa da ikisini birlikte açıklayan bir kuram oluşturulamadı. Bu neden böyle? Kanımca en önemli neden zaman kavramı. Genel görelilik kuramı zamanı sürekli bir değişken olarak kabul eder ve kuramda zaman dördüncü boyut olarak kabul edilir. Kuantum kuramında ise zaman sürekli bir değişken değildir. Zira bu kuramda zaman ölçülen bir büyüklük değildir. Kuantum kuramında zaman değişkeni bir varsayım olarak kurama eklenmiş olsa da yapılan deneyler zamanın var olmadığını gösteriyor.

Zaman yerine kuantum kuramında sadece an kavramı gerçek. Tüm deneyler anda oluyor ve zamanın var olduğunu varsayarak kuantum kuramını yorumladığımızda çelişkili durumlarla karşılaşıyoruz. Özellikle dolanıklık olayında zaman geçerli değil. Dolanık duruma girmiş iki veya daha fazla parçacıklar arasında, birbirlerinden ne kadar uzaklaşsalar dahi aralarında ışıktan hızlı bir etkileşim gerçekleşiyor.

Einstein bu olayı bir türlü kabul edemedi, zira onun genel görelilik kuramında hiçbir etki bir noktadan diğerine ışıktan hızlı bir hızla ulaşması mümkün değil. Fakat bu dolanıklık durumu deneysel olarak da kanıtlandı. 29 Eylül 2017 tarihinde Pekin ile Viyana arasında on beş dakika boyunca tam güvenli haber alışverişi sağlandı. Olay şöyle gerçekleşti: Uzaya gönderilmiş olan bir uydu bir dizi dolanık foton oluşturuyor. Uzay uydusu bu dolanık fotonları iki farklı bölgedeki alıcı istasyonlara gönderiyor.

Dizi birbirinin zıddı polarizasyon içeren fotonlardan oluşmuş olduğundan iki alıcı istasyon aynı şifreye sahip oluyor. Örneğin birindeki dizi 110100110 ise diğerindeki dizi 011001011 oluyor. Diziyi aksi yönde okuduğumuzda diğer alıcıdaki şifreyi bilmiş oluruz. Fotonlar dolanık olduklarından iki dizide aynı şifre bulunmuş oluyor. Eğer bir dış alıcı bu foton dizisinden birini okumak isterse anında dizide değişiklik yapmış oluyor. Zira kuantum boyutunda bir nesneye etkide bulunduğumuzda onun davranışını değiştirmiş oluruz.

Bu durumu Werner Heisenberg daha 1927 yılında bir ilke olarak ileri sürdü. Heisenberg’in belirsizlik ilkesine göre bir parçacığın konumunu ölçmek istersek onun momentumu anında değişir. Bu bakımdan aynı hassaslıkla parçacığın konumu ve hareket yönü ölçülemez. Kuantum kuramındaki bu temel belirsizlik genel görelilik kuramında olmadığından iki kuramı birleştirmek mümkün olmuyor.

Bir diğer güçlük kuantum kuramının kütle çekim kuvvetini açıklayamamasıdır. Kütle çekim kuvvetini içeren bir model ileri sürüldü. Bu modele “kuantum çekimi” deniyor. Kuantum çekimi fizikçilerin inatla kanıtlamaya çalıştıkları bir matematik model olsa da bugüne kadar başarılı bir öngörüde bulunamadı. Nedeni de kuantum kuramı ile kütle çekimi kuramı ancak çok kısa mesafelerde birleşebiliyor. Bu kısa mesafe de ölçülmesi mümkün olmayan Planck uzunluğudur. Planck uzunluğu yaklaşık on üzeri eksi otuz beş metredir. Elektromanyetik kuvvetin kuantum parçacığı fotondur. Kütle çekim kuvvetinin kuantum parçacığına “graviton” adı verildi ama hiçbir deney bu parçacığın var olduğunu kanıtlayamadı. Eğer bir gün Her şeyin Kuramı kanıtlanacaksa, önce graviton parçacığının varlığı kanıtlanmalıdır.