Koronavirüs ile birlikte küresel ekonomiler bir anda dip yapmış ve borsalar tarihin en büyük düşüşlerinden birini yaşamıştı. Daha sonra hiç beklenmedik bir şekilde ani bir toparlanma yaşayan dünya borsaları, yatırımcıların kafasındaki soru işaretlerini gideremedi. Sebebi ise “bu kadar kısa sürede toparlanma sağlıklı mıydı?”, “piyasalara bu kadar likitide bir anda nasıl girdi?” ve “tekrar daha büyük yıkıcı bir dip dalgası yaşanır mı?” sorularıydı.

Kafaları karıştırmaması adına olacak ki hızlı bir şekilde FED, panik ortamını dağıtmak adına aldığı faiz indirimleri kararları ve sınırsız varlık alımları, parasal genişleme adı altında teşvik paketleri ile yaklaşık 3 trilyon dolar emisyon hacimini arttırdığını tüm dünyaya duyurdu. FED ile  senkronize bir şekilde çalışan İMF’de 1 trilyon dolar hızlı kredi; yani devletlerin ülke ekonomilerinde belirli kısıtlamalara gitmeden krediyi talep ederek hızlıca alıp kullanabileceği bir finansman olarak sunuldu.

Buraya kadar kısa vadede çözümü sağlamış görünen FED, üstüne bir de ekstra teşvik yapabileceğini duyurarak endişeleri minimuma indirmeye çalıştı ve yatırımcıların risk iştahını arttırması için psikolojik hamlede bulundu. Bu kadar yüksek miktarda ve bu kadar kısa sürede para arzının arttırılması kısa vadede olumlu etki gösterse de uzun vadede çok büyük bir iktisadi buhran yaşanmasına sebebiyet verecektir. Başka bir deyişle bunun acısı kesinlikle çıkacak. Geçen yıla kadar faizleri yükselterek dünyada dolaşımda bulunan fiziki veya kaydi dolarların ülkeye girişi sağlanarak likitidenin azaltılma çabasını hatırladığımızda özellikle! Kuruluş tarihi 1913 olan FED, çılgın bir biçimde, tarihte hiçbir zaman görülmemiş devasa bilanço artışına giderek dolaşımda bulunan para arzını sadece mart ayında arttırdı.

FED’in varlıkları 2008 Krizi öncesine kadar yaklaşık 1 trilyon ABD doları tutarındaydı. 2008 yılında mortgage krizi adı altında yaşananlar neticesinde FED tarafından bu krizin aşılması için 2008-2013 yılları arasında ortalama beş yılık sürede ve kademeli olarak para arzı arttırılmıştır. Yüksek likitide girişinin piyasada kısa vadede büyük bir balon oluşturma riskinin önüne kısmen de olsa geçmiştir. O yıllarda FED, piyasalara yaklaşık 3.5 trilyon ABD Doları likitide sağlayarak FED’in piyasa jargonuyla ‘parasal genişleme’ diye bilenen program dahilinde piyasalardan aldığı devlet tahvili ve konut kredilerine dayalı menkul kıymetler bilançonun genişlemesiyle sonuçlanmıştır.

Dikkat ederseniz süreç o yıllarda planlı bir şekilde ve belli bir zaman dilimine yayılarak yapılmıştır. Buna rağmen sistemin krizlere dayalı olması yüzünden zaten belli periyotlarda böyle kaçınılmaz sonlar yaşanacaktı. Ancak şu anda yaşananların hiçbiri önceki yıllarda yaşanan krizlere benzemiyor. Şuan yaşanan hem üretimin durması yani arzın kesilmesi hem de yasaklar sebebi ile halkın evlerinde kalması sonucu talebin kesilmesi. Yani hem talep şoku hem de arz şoku yaşanıyor. Karantina sebebiyle de parasal genişlemeler ekonomiye harcama olarak dönmediği için enflasyon yaratılamıyor. Kısa vadede dezenflasyon yaşanması şaşırtıcı olmayacak. Ancak parametreler normalleşme süreci adı altında sistemi normale döndürme çabalarının çok büyük bir fiyaskoyla sonuçlanacağını gösteriyor. Belki de istedikleri buydu. Belki de her şey yerle bir olmasını istiyorlardı.

Olaylara ekonomik göstergeler üzerinden bakarak, önümüzdeki süreçte neler yaşayabileceğimizi ifade ettim. Şimdi olaylara tamamen farklı bir perspektiften bakalım. Bu salgının sadece bir salgın olduğuna inanmıyorsunuzdur umarım. Çünkü para arzını bu kadar yüksek seviyede bir anda bu kadar kısa sürede arttırmanın neler getireceğini kimse bilmiyor. Tahmin edebiliriz, yukarıdaki gibi durumu belli bir yere kadar analiz edebiliriz ama tam anlamıyla bizi ne bekliyor bilemeyiz. Tıpkı 14 büyüklüğünde depremin dünyaya neler yapabileceğini bilmediğimiz gibi… Tek bildiğimiz o depremin çoğu şeyi yerle bir edeceğidir. Hasar bırakacağı ve çoğu şeyi yok edeceği kesindir. Ama ne kadar hasar bırakacak? Yaşamamız gerekir; görmeden bilemeyiz.

Olaylara biraz daha derinden bakalım. Para eşittir zaman demektir. Paranız yok ise zengin biri sizin zamanınızı satın alabilir. Siz o süreyi kendiniz için değil başkası için harcarsınız. Aslında burada önemli olan ettiğiniz şey paradır. O kişi size para vermez ise çalışmazsınız değil mi? Örneğin; bir firmada aylık beş bin dolar karşılığında çalışıyorsunuz. Almak istediğiniz evde yüz yirmi bin dolar diyelim; enflasyonun da sıfır olduğunu kabul edelim. Bu evi almak için iş yerinde iki yıl çalışmanız gerekir değil mi? Ancak başka bir firmadan on bin dolar teklif gelirse? Para iki katına çıkmıştır ve zaman yarıya inmiştir. Bir başka deyişle parayla zamanı satın almış olursunuz.

Peki, para arzının arttırılması ile para eşittir zaman olgusunun ne alakası var? Burası çok önemlidir. Dolaşımda bulunan para arzı az ise zaman değerlidir. Paraya ulaşmak zor olduğu için zaman da çok değerli olur. Kurulan sistemde para adeta dinleştirilmiştir. Parayı sadece takas aracı olarak bakmamanız gerekir. Dünyada yapay bir özgürlük olduğunu düşündüğümüzde para belli bir düzeyde özgürlük verir. İçerisinde çok farklı anlamlar ve değişik ezoterik semboller saklıdır.