Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili güncel tartışmalara girmeyi meselenin özünü anlamak bakımından başka bir yazıya bırakayım. Çünkü tartışmalar en sonunda “Diyanet’in kapatılmalı mı?” sorusuna geliyor. “Diyanet’in kapatılmalı” diyenlerin en çok öne sürdüğü iki gerekçe var: İlki, laik devlette Diyanet olmaz. Toplumun ihtiyacından ziyade meseleye teorik yaklaşan bir gerekçe. İkincisi ise Diyanet’in halkı bölen söz ve davranışları. Daha çok tepkisellik üzerinden ilerleyen, Diyanet’in olumlu yaklaşımlarını geri plana iten bir gerekçe.

İlkine baktığımızda “Diyanet’in varlığı laiklikle çelişkilidir, devlet dinsel hayatı denetlediği için din özgürlüğüne aykırıdır” gerekçesini öne sürenler Diyanet’in alternatifinin ne olduğunu belirtmeliler. Laiklik neden Diyanet’le bağdaşmaz? Bütün dini anlayışlara özgürlük nasıl olacak? Diyanet kapatılıp başka bir kurum mu kurulacak? Kurulacaksa neden kapatmak yerine dönüştürülmüyor? Diyanet kapatılırsa camiler mezhep temelinde bölünüp tarikatların avucuna düşmeyecek mi?

Camilerin hangi tarikatın eline düşeceği, kapatılmasını savunanları ilgilendirmezse koronavirüs nedeniyle “Allah sınıyor” diye hutbe veren cami imamını nasıl engelleyecekler? Engellerseler, dini özgürlüğe müdahil olmuş ve laikliğe karşıt davranmış olmayacak mısınız? Bu sorulara tatminkar ne yanıt veriyorlar? Diyanet’in varlığı laikliğinin uygulanabilmesi için gereklidir. Laiklik, din ve devlet işlerinin ayrılığıdır. Yani devlet ve toplum düzenin, yönetimin, mevzuatın dinsel anlayışlara göre şekillendirilmemesidir. Devlet hususu anlaşılıyor da toplum ne oluyor?

Tarikat ve cemaatlerin “burası devlet alanı değil, mahalle, sokak” diyerek “yılbaşı kutlamak haramdır” diye mahallede, sokakta bildiri dağıtamaması, pankart asamamasıdır. Dolayısıyla laiklik bireylerin din üzerinden baskılanmaması, ötekileştirilmemesi, dini özgürlük açısından önemlidir. Çeşitli din anlayışlarının toplumla, birbiriyle çatışmaması, huzurun sağlanması için devlet gereklidir. Kimse tarikatların, bireylerin kendi mecrasında ilerleyerek laik düzenin kuracağını hayal etmesin. Yaşıyoruz. Birçok dini anlayış birbirini “dinsiz” diye damgalayıp hedef haline getiriyor.

Devletin çeşitli din anlayışları karşısında müdahil olma gerekliliği Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulmasını sağlamıştır. Diyanet, din ve vicdan özgürlüğüne engel olan tarikat, cemaatlere barikat olsun, millet onların müridi olmasın diye kurulmuştur. Tekke, zaviyelerdeki şeyhlerin, tarikatların kendi yorumları üzerinden insanları kendi cemaatleri yaptığı bir toplum millet olamaz. Millet aynı şeye tasalanan, aynı şeye sevinen, ortak geleceği kurma iradesinde olan insan topluluğudur. Herkesin “en doğru dini anlayış benim” deyip diğerlerini “dinsiz” saydığı, dışlanmasını, şiddet görmesini, ölümünü reva saydığı ortama bırakın millet olmayı, aynı ortamda bile yaşanılamaz. Bu sebeple laiklik toplumsal huzuru; dolayısıyla Türk milletinin birliği için önemlidir.

Diyanet; tarikat, cemaatlerin toplum üzerindeki baskısını kırması yönüyle laikliğin din ve vicdan özgürlüğünü sağlama amacını yerine getirdi. Bireyin, aklı ile vicdanı arasına tarikat, şeyh gibi aracı kurum ve kişilerin girmesini engelleyerek bireyi özgürleştirdi. Diyanet olmasa bunlar olmayacak ve toplum her türlü yasa ve yaptırıma rağmen hacı ve şeyhlerin peşinde koşacaktı.

Bu sebeplerle Diyanet’in varlığı laik bir devlet düzeni için gereklidir. Tarikatlar cemaatler Diyanet’in kapatılmasını savunuyor. Nur cemaatinin etkin isimlerinden Dr. Adnan Küçük, “Seküler bir toplum inşa etme sürecinin getirdiği bozulma sebebiyle din temelli ahlak değerlerimizi de kaybettik” diyor. Dahası Diyanet’in laik, bilimsel hutbelerini “dinsizlik” demeye getiren ve Diyanet’i, laiklik açısından da ciddi bir problem olarak gören soruyu destekliyor.

Önce soruyu gösterelim; sonra Küçük’ün yanıtını: “Laikliğin en önemli boyutlarından biri olan Diyanetin pozisyonu meselesini de konuşmamız lâzım. Bu konu için sorudan önce iki örnek vereyim. Mehmet Kutlular Ağabey 1999 depreminden sonra mealen ‘bu deprem bize İlâhî bir ikazdır, devletin dindarlara zulmetmesinin yanlışlığını hatırlatır, devlet yöneticileri ders almalı’ dedikten sonra hakkında ceza davası açıldı, yargılandı. Uzun hikâye. Ama aynı dönemde başka bir şey oldu. Başbakan’a bağlı Diyanet İşleri Başkanı’nın talimatıyla hazırlanan hutbe neredeyse bütün camilerde okundu. Hemen hemen ‘deprem bir doğa olayıdır, Allah bu işlere karışmaz’ mealinde ve doğrudan doğruya iman esaslarına aykırı sayılabilecek şeyler söylendi. Aklı başında herkes yanlış buldu ve cami çıkışında hocalara itiraz edenler oldu. Onlar da kendilerini savunurken 28 Şubat sürecindeki korkuları savuşturmak için mecbur kaldıklarını söylemeye kalktılar. Bunun bir benzeri 15 Temmuz hadisesinden sonra oldu. Mehdi, deccal, Hz. İsa gibi meselelerde tavır alabilmek adına yine siyasilerin talimatıyla hazırlatılıp okutulan ve Peygamberimizin ahir zamandan haber veren hadislerini ve dolayısıyla gelecekten haber verme manasındaki mucizelerini tümüyle inkâr eden şeyler söylendi. Bütün bunlar ve çok sayıda başka örnekten de gördüğümüz üzere, devletin elinde kalan, özerkleşememiş olan Diyanet İşleri Başkanlığı doğru laiklik açısından da ciddî bir problem gibi görünüyor.

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Adnan Küçük’ün soruya yanıtı da şöyledir: “Felsefi anlamla laiklikle alakalı izahat kapsamında demiştim: Devletin dinlerle alakası iki türlü olur. Birincisi onunla savaşıp yok etmeye ve bilhassa toplumdan söküp atmaya çalışmak. Bu durum geçen yüzyılda bilhassa komünist ülkelerde göründü. İkincisi de din üzerinden topluma müdahale ederek dinin muhtevasını dönüştürmek. Mesela, Cumhuriyet Halk Partisinin tek parti döneminde yaptığı şey bu ikincisidir. Mesela, o dönemde Türkçe ezan uygulaması, kanunla filan değil, 1932 yılında Diyanetin çıkardığı bir genelgeyle başlamıştır. Esasen Diyanetin başlangıçta ortaya çıkış sebebi de militan laiklik uygulamaları kapsamında devletin toplumu sekülerleştirme aracı olarak tasarlanmış olmasıdır. Sonra kendisini biraz dine hizmet amacına uygun hale getirmeye başlamış. Şimdiki arızalar da baştaki kurgunun devamı olarak ortaya çıkıyor.”

Küçük, Diyanet’i, devletin toplumu laikleştirme aracı olarak görüyor. İhsan Şenocak da “Hutbeleri Diyanet değil, cemaatinin ihtiyacını bilen imam hazırlasın,” diyor. Gerçek budur. Diyanet, laikliği sağlamak için kurulmuştur. Diyanet, her yerde aynı hutbeyi, uygulamayı sağlayarak millet arasında birlik sağlamak için gerekli. Laik devlette Diyanet olur. Peki hutbe ve uygulamalar millet arasında her zaman birlik sağlamaya yönelik mi? Değil. Buradan ikinci gerekçeye geçebiliriz. Diyanet’in güncel konularda halkı bölen söz ve davranışları nedeniyle kapatılmasına gerek yok. Diyanet eğer gerekliyse Diyanet’in mili birliği sağlayacak, çeşitli dini anlayışları temsil edecek şekilde dönüştürülmesi savunulmalıdır. Dolayısıyla Diyanet’in kapatılması tarikat ve cemaatlere, bunları yönlendiren emperyalizme yarar.