Demiurgos, birçok kültürde görülen dünyayı oluşturan ilaha eski Yunan tradisyonunda verilen addır. Bu ad, “insanlar” anlamındaki “demos” sözcüğü ile “iş” anlamındaki “ergon” sözcüğünden türetilmiş olup, “insanlar için imal eden, şekil veren, mimar” anlamına gelmektedir. Fakat bu ilahın Yaratıcı olmadığı da belirtilir. Demiurgos’un en belirgin özelliği bir şeyi yoktan var etmemesidir; yaratmaz, yoktan bir şey var etmez, fakat yaratılmış olana biçim vererek bir şeyler meydana getirir, yaratılmış olanı düzenleyerek yeni şeyler meydana getirir. Dünyayı da böyle, biçimlendirerek ve unsurlarını düzenleyerek oluşturmuştur.

Eflatun felsefesinde de evreni yaratan değil, düzenleyici tanrı olarak geçer. Antik Yunan düşünürü Platon’a göre de iyi ideası olan düzenleyici bir tanrıdır. Platon’un “Timaios”unda geçen düzen koyucudur. Platon Demiurgos’u tanrıdan çok bir doğa gücüne benzer şekilde tarif etmiştir. Platon onu tanrı olarak adlandırmaz, bir çeşit ilkedir. Kaos biçiminde bir dünya vardır ve Demiurgos bu kaosa düzen, logos verir. Yaratmış değil biçim vermiştir. Matrix filmindeki mimardır.

Demiurgos’un tüm yarattıklarında tek gerçek tanrıyı yansıtan gerçek bir yan ve yaratıcı tanrının kendi gibi kusurlu olan sahte bir yan vardır. İnsanoğlu bu ikiliği ortaya koyar.” “Platon Timaios’ta yaratılış hakkındaki düşüncelerini ortaya koymaktadır. Demiurgos, Platon tarafından gerek Timaios’ta ve gerekse öteki bazı diyaloglarda, bazen baba, bazen yapıcı ve bazen de tanrı olarak anılmıştır. Burada tanrı ile anlatılmak istenen, kesinlikle tek-tanrılı dinlerin anladığı tanrı değildir.

Şair Meredith’in “Evan Harrington” adlı şiirinde Demiurgos’un ortaya koyduğu etkinliği bir tür terziliğe benzetir. Yani iki ayrı dünyayı, iki farklı kumaşı birbirine diken bir yüce terzi! Dolayısıyla şunu daha en baştan söylemek mümkündür. Demiurgos veya mimar eylediğinden fazlasını bilemez. Demiurgos, zanaatçı anlamında da kullanılmıştır eski Yunan’da. Bu, Plâtoncuların “ruh” diye adlandırdıkları varlıkla özdeş ve onu tamamlayan bir varlıktır. “Demiurgos evrensel ruh diye adlandırılan ve duyularla kavranabilen varlıkların dünyasını düzenleyen ilkeyi belirtir gnosisçilerce. Demiurgos, yoktan var etmez, varolan maddeye biçim verir. Böylelikle bu şekil verme aşaması ile kaostan kozmosa geçilir.” “Demiurgos bir yarı tanrıdır.” der Alfred Kubin.

Platon’un metafiziğinde duyusal dünyaya idealar dünyasının belirli yönlerini aktaran aktif dış güç, saf formun değişmez dünyasıyla maddenin bütünüyle belirsiz olan dünyası arasındaki sınır çizgide bulunan Demiurgos’tur. Temel işlevi hem iki güç arasında köprü vazifesi görmek hem de birbirlerini ayrı tutmaktır. Gnostikler, Demiurgos’u evreni tüm kusurları ile yaratan, kötü, cahil ve kıskanç, ikincil bir tanrı olarak değerlendirmişlerdir. Gnostizmin ilkelerine göre, sıradan insanlar, yalnızca Gnostiklerin kavrayıp taptığı gerçek Tanrı’ya değil, bilinçsizce Demiurgos’a tapmaktadırlar.

Derya Koca’nın bir makalesinde “Kara Atena” adlı kitaptan alıntısı şöyledir: “İki Katlı Anlayış” önemli bir konu zira günümüz dünyasını anlamamız için öğrenmemizin gerekli olduğu bir kavram… İki katmanlı felsefenin bir katmanında seçkinlerin bilgisi varken diğer katmanında halka sunulan batıl inançlar vardır.” Hermesçilik, Neo-Plâtonculuk ve Gnostisizm “iki katlı” felsefelerdir.

Yunan panteonunda yer alan Zeus da Demiurgos’tur. Dionysos onun oğlu ve kendini göstermiş olan kelamıdır. “Demiurgos” halk için çalışan, halka yararlı işler yapan, yaratan anlamında da kullanılmıştır. “Mısır kadim sisteminde yer alan Ptah da zanaatkârların tanrısıdır ve her türlü sanatı keşfeden yaratan odur. Mimardır, maden ve metal dökümcüsüdür ve inşaat ustasıdır. Elleri ile dünyayı yoğurmuş ve biçimlendirmiş Evrensel Demiurgos olarak tanınır.”

Tanımlanabilen, isimlendirilebilen tanrı, gerçek tanrı değildir, denir. Bu sebeple arayış hiç bitmez ve aramayana da cevap gelmez. Kadim sistemlerin çoklu tanrı anlayışı aslında bir nevi “bir” olan yaratıcının farklı şekillerde bütünsel tezahürüdür. Hiyerarşik bir güçler yapısı, birçok eski inanç sisteminde ele alınmıştır. Ancak özü bilenler için asıl olan yaradan her zaman birdir. Bu şekilde, var olana ezoterik bakış, sonsuzluğun derin düşüncesine ışık tutarak, kendini ve evreni bilmeye ve anlamaya çalışmaktır.

Her konuda fikri olup, bilgisi olmayan hezeyancı geniş kitle okuduğunu anlayıp idrak etme konusunda ciddi sıkıntı yaşadığından burada anlatılanı salt çok tanrıcı bir inanç sistemi zannederek peşin hükmü ile dogmatik, basmakalıp, ezber sözleri ile saldırıya geçebilir. Bu tip incelemeler ve araştırmalarda kap ile yetinmeyen özü arayan gerçek insanların her birinin çıkarımı farklı olabilir ki bu da büyük bir zenginliktir. Ezoterizmde kişinin katkısı en önemlisidir. Bildirmek değil, buldurmak hedeflenir. Tanrısal özden yani içlerindeki kıvılcımdan haberi bile olmayan geniş kitleler, geldikleri toza geri dönerken; “insan gibi insan” yaşamında bir arpa boyu ilerleyebilmek için tüm hayatı boyunca çaba sarf eder. Hakikate doğru yapılan yolculuk ise bir varış değil bütünüyle bir gidiştir…

Surlu Maksimus şöyle diyor: “Zamandan ve ebediyetten ve varlığın akışından… Daha yüce olan Tanrı, hiçbir yasa koyucu tarafından isimlendirilemez, hiçbir ses tarafından söylenemez, hiçbir göz tarafından görülemez. Fakat onun özünü idrakten aciz olan bizler, seslerin, isimlerin, resimlerin, dövülmüş altının, gümüşün, bitkilerin, ırmakların ve dağ zirvelerinin yardımından yararlanıyoruz çünkü onun bilgisine susuyoruz.”