M. Sait Üçlü’nün de dediği gibi; “Göbeklitepe Tapınağı; insanlık tarihinde bir ilktir. Doğru diye bildiğimiz tüm ilkleri, som altın tahtından alaşağı ediyor. Tümünün yerleri değişiyor. Bu tapınak; açığa çıkarılıp, henüz anlatılmamış demokratik uygarlığın ve tarihin yeni adıdır. Yeni bir arkeolojik, yeni bir uygarlık ve yeni bir zihniyetin keşfidir. Tarihin en eski, en büyük, en orijinal ve demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü insan aklının, emeğinin, düşlerinin ve tasarımının en görkemli yapısıdır. Mevcut bulgulara göre tüm ilklerin kök hücresidir. Egemenlerin, “bilimsellik” ve tarih adına geçmişten günümüze dek oluşturup, topluma empoze ettiği, Tarihsel bellek ve toplumsal hafızanın yanlış, yanılgılı olduğunu açığa çıkartıyor. Bilimin doğruları adına geliştirilen tüm düşünce kalıplarını, inanç sistemlerini, sanat, kültür, mitoloji ve evrim tarihini kökünden sarsıyor. Tümünün soy kütüğü ve oluşum haritalarını değiştiriyor.”

Urfalıların tarihler boyunca Xerawreşk dedikleri, günümüzde ise Göbeklitepe olarak isimlendirilen on iki bin yıllık tarihin çıktığı anıtsal yapıları çok merak ediyordum. İnsanın tüylerini diken diken eden tapınakları, Almanya’dan ve Mersin’den katılan arkadaşlarımla görmeye gittik. Antalya-Mersin-Urfa arasındaki yaklaşık bin kilometrelik yolu arabayla kat ettik. Gördüğümüz tarihi kalıntılar, yollarda yediğimiz yemekler, sohbet ettiğimiz yöre insanları, Akdeniz sahillerinin büyüleyici güzellikleri, birkaç günlük gezimize harika renkler kattı. Halk müziğine sayısız eserler katmış, ünlü müzisyenler yetiştirmiş, kebabı, tatlısı meşhur olan Urfa’nın tarihi dokuyu hiçe sayan estetik yoksunu apartmanlarını bir kenara koyarsak,  her şey harikaydı ancak, geçtiğimiz köylerde, ilçelerde, illerde pek hoş olmayan, hatta sevimsiz diyebileceğimiz manzaralar da gördük.

Malum seçim arifesindeydik. Muhtar azalığından, belediye başkanlığına kadar varan mevkilere kendi çapında aday olan insanlara rastladık yol boyunca. Seçimi kazanma uğruna hem görüntü hem ses kirliliği yaparak seçim kampanyası yürüten politikacılardı bunların çoğu. Ha bire gürültü ediyorlardı. Saçma sapan yazılmış politik söylemleri anonim türkülerin müzikleri üzerine monte etmişler, yetmemiş amatörce de çalıp, çığırmışlar. Olmuş seçim müziği. Partilerini ve kendilerini diğerlerinden üstün gösterme derdine düşen bu politikacılar, akşama kadar hasta-sayrı, çoluk çocuk hesabı yapmadan bu sözde müzikleri insanların kulağına çaka-çaka dolaşıyorlardı. Bununla da yetinmeyip, dağlara, taşlara, ağaçlara, trafik levhalarına, apartman pencerelerine anlamsız sloganlarla süslenmiş, tasarım özürlü plaket ve afişler asmışlardı.

Rastgele asılmış olan o afişlerin saçtığı görüntü kirliliğine anlam yüklemeye çalıştık, olmadı. Kulak tacizcisi seçim müziklerine yorumlar yapmaya çalıştık, olmadı. Bazen şehri çıkana kadar yan yana gittik o propaganda yaptıklarını sanan araçlarla. Ne ettikse ne yaptıksa kurtulamadık bu tacizden. Velhasıl nereye vardıysak aynı manzaraya şahit olduk. “Seçimden sonra görüntü kirliliği temizlenir de ya bu müziğin hali ne olacak?” deyip durduk yol boyu. Seçim müzikleri yaralarımı depreştirince, ister istemez yazım da politik molitik bir yazıya dönüştü. Birkaç satır daha yazıp bitireyim bari.

Müziğin etkisini biliyor adamlar. Biliyor da bu etkili ve İnsanoğlunun kadim dostu olan müziğe ve müzik yapanlara gereken saygıyı göstermiyorlar. Müziğin otantik yapısını ve havasını bozup, sözlerini değiştiriyorlar, politik amaçları uğruna besteciyi, yorumcuyu, söz yazarlarını es geçip, eser hırsızlığı yapıyorlar, bu da yetmiyor, seçim süresince insanların müzik duygularına ve kulak zarlarına tecavüz edip, müziğin ruhunu incitiyorlar. Bu durum da müzik yapmaktan gayri işi ve yeteneği olmayanları pasifleştirip türkü pınarlarının kurumasına etken oluyor.

Dillere destan türküler havalandırmış Urfa bile, yanlış politikanın ruhsuzlaştırdığı gidişata ayak uydurmuş olmalı ki, ne müzik dünyasında, ne sıra gecelerinde yeni bir Urfa türküsü duyamıyoruz şu son zamanlarda. Sadece Urfa değil, tüm Anadolu’nun fişi çekilmiş sanki. Yürekleri paralayan, hüznün ve sevincinin dibine vuran yeni bir türkü duyamıyoruz artık. Müzik sektörü kan ağlayan memleketin haline üzülmek, politikacılardan çok bize düşüyor yine. Her yeni seçim günü gelince de bu sanat ve duygu yoksunu politikacıları seçmek için sandık başına gidiyoruz.