Türkiye, cemaat ve tarikatlar için adeta bir cennet. Çünkü aidiyet hissini hayatının her alanına entegre etmeyi seven Türkiyeliler, bir yere ya da bir kişiye bağlı olmaya ihtiyaç duymakta. Tabi olmaya ihtiyaç duyan ve yönlendirmelere açık olan insan tipolojisi neticesinde nice sorun veya sorun yaşansa da yeniden inanmaya çalışıyorlar. Ve doğacak sorunları farketmeye de bir o kadar kayıtsızlar. Sayısız belirginsizleşen tarikatlar ve cemaatler neticesinde bir yığın inanç kapısı aralanmasına sebep oluyor. Bunlardan biri ve belki de gelecek on yıl içerisinde varlığını ve müritlerince beslenen tüm köklerini Türkiye’ye yayacak olan Menzil tarikatına dikkat çekmekte yarar var. Peki, Menzil tarikatı nasıl bu kadar büyüdü, ardında neler var? Gücünü nereden alıyor ve en önemlisi ne yapmak istiyorlar?

“Emsey Hospital Bilmecesi”
Sağlık Bakanlığı’ndaki örgütlenmesiyle bilinen Menzil tarikatı, geçtiğimiz günlerde Yol TV’de yayımlanan bir hastane görüntüleriyle kamuoyunun dikkatini çekmeyi başarmıştı. Menzil tarikatına ait olan ve Pendik’te bulunan Emsey Hastanesi’ndeki görüntülerde takkeli doktorların şeyh karşısında el pençe şekilde durdukları ve “Gavsım” diye hitap etmeleri gözleri tekrar Menzil’e çevirdi. Fakat bu hastanede teknik açıdan olmasa da idari işleyiş hususunda bazı akla ziyan şeyler de var. Buna istinaden; yemekhanede personeller için uygulanan haremlik selamlık uygulamasını, tarikata bağlı olmayanları ya da müritler dışında birinin işe alınmamasını, ideoloji dayatmalarını, hastaneye tedaviye gelen yetişkin/çocuk seyitlerin dahi el öpme merasimi düzenlenmesini ve bu merasim için oluşan uzun kuyruklar oluştuğu bilgisini edindim. Bu bilgiyi doğrulayan çalışanların sayısı ise hiç de az değil. Tüm bu olaylar yaşanıyorken, şeyhin karşısında el pençe durmak onlar için çok da matah bir şey olmasa gerek.

Menzil bugün gerçekten birçok sektörde geleceğe dönük yatırım yapıyor. Gerek kendileri gerek ise müritleri bu kilit rolün farkında. Menzil’e gönülden bağlı olan kesimi bu konunun dışına çıkarırsak eğer, çemberin dışındakiler cemaate aidiyet hissetmese dahi bu topluluğa ayak uydurarak iş kapılarından olmamak ya da ticari faaliyetlerinin aksatmamak amacıyla bir arada bulunuyorlar. Bu ideolojik bir fanatizmden başka bir şey değil. Fakat tehlike de burada kendini var ediyor.

“Menzil’in Palazlanması”
Adıyaman, Kahta’da bulunan Menzil köyünün hikayesini keşfetmek ve oradaki illüzyonu yerinde görmek üzere yola çıktığınızda, devlet desteğiyle yapılan terminalde iner ve buranın hiç de öyle düşünüldüğü gibi bir köy olmadığını anlarsınız. Gece yarısı dahi sayısı on binlerce olan ziyaretçiyi de görürsünüz. Hatta yalnızca Türkiye’nin bir ucundan değil, Almanya, Çin, Hırvatistan ve daha birçok ülke insanını da. Asıl garibi de aynı anda on binlerce insanı görebiliyorken ne genç ne de yetişkin hiçbir kadını sokakta göremeyeceğinizdir.

Menzilcilere ana hatlarıyla göz atacak olursak; kuruluşu Muhammed Raşit Erol tarafından 1930 yılında olsa da ün salması 1960’lı yılları buldu. Ta ki 1991 yılında Muhammed Raşit Erol’un 17 yaşındaki Murat Erol’a elini öptüreceği an gelene dek… Murat Erol, enjeksiyon aletini öptüğü ele batırdığında şırıngada bulunan tarım ilacı sebebiyle Muhammet Raşit Erol eski sağlığına kavuşamadı. Ve yaklaşık iki yıl sonrasında ise hayatını kaybetti. Ardından Fevzeddin Erol başa geçti. Fevzeddin Erol dönemi ise karmaşayla iç içeydi. Bu dönemlerde jandarma tarafından Menzil dergahına baskın yapıldı. Şaşırtıcı bir gerçek vardı. Sebebi ise gözaltına alınanlardan 35’i kamu görevlisi olmasıydı. Aralarında polis, öğretmen, müdür düzeyindeki bazı kişiler ile irticai faaliyetleri nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilmiş eski askerler de bulunuyordu. Afyon Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Fevzeddin Erol hakkında 1999/679 esas sayılı iddianame hazırlanarak; Afyon 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 16 Ocak 2001 tarih ve 2001/312 sayılı kararla dava ertelendi. Hakkında yasaya muhalefet suçundan kamu davası açılan Fevzeddin Erol ve diğer sanıklar bu olaydan sonra Ankara’da dergâh açıp faaliyetlerin burada yürütmeye devam etmişti.

Ardından çok da bir şey değişmedi. İstanbul’da ve birçok şehirde halen yüzlerce dergâhı bulunan cemaatin temelleri bilindiği gibi adını aldığı Menzil köyünde atılmıştı. Çorbasının, ekmeğinin şifalı olduğu söylendi. Yılın belirli tarihlerinde kafileler ile bu köye akın eden “sofiler” Menzil köyüne yüzlerce kilometre yolu otobüslerle geliyor; bu uzun yolculuğun dahi sevap olduğuna inandırılıyordu. Muhammed Raşit Erol’un eline batırılan zehirli iğne sonrası bugün Menzil’e gitmeye kalksanız; kontrol ve aramaların son derece detaylı olmasa da rahatsız edici olduğunu, telefon veya benzeri kayıt cihazlarının girişinin yasaklandığını ve kesinlikle görüntü alınmasını istenmediğini, korumalarının genelde gönüllü olarak seçildiğini ve bu kişilerin neredeyse her semtte bulunan dergahlarındaki “sofi” ya da “kurban” diye adlandırdıkları kişilerden oluştuğunu bilmek gerek.

Ziyaret ettiğim yıl henüz büyük camiinin minaresi yapılıyor, şeyhi ziyaret etmek isteyen müritler camiinin içinden avluya uzanana dek sıkış tıkış bir arada bekliyor; camii içinde ya da dış avluda yatıyordu. Yatsı namazı sonrası gerçekleşen tövbe merasiminde şeyhin bulunduğu bölümden uzatılan yüzlerce sarık bezinin, mürit ile şeyh arasında manevi bir bağ oluştuğuna inanılıyor; şeyh, tövbe için çeşitli af sözleri söylüyor ve cemaatin de bunu tekrarlanmasını istiyordu. Sonrasında rabıta yapılıyor ve sabaha dek hiç kimseyle konuşulmaması tembihleniyordu. Sabah namazı sonrası bu aşamaları tamamlayanlar ise ilahi bir huzur bulduğunu söyleyerek tövbe adabına uygun davranmaya çalışıyordu.

“Cemaatin Kurumsallık Kazanmış Hali”
Muhammed Raşit Erol’un ölümü sonrası cemaatin önderliğini Seyyid Abdulbaki Erol üstlendi. Modern tabirle tarikat ekolünün kurumsallık kazanmış hali olan Menzil tarikatı, bugün birçok sektörde söz sahibi olmasının yanı sıra geçmişten bugüne değin gerçekleştirdiği yatırımlarla finanse ediyor. Şeyhin sağ kolu olarak birçok işi Seyid Saki Erol yürütüyor. Fettah Erol tarikat işleriyle haşır neşir, Mübarek Erol ise siyaset ve bürokrasi ayağında bulunuyor. Menzil’deki apartmanlar, dükkanlar, lokantaların ve daha birçok dükkânın hemen hemen hepsi şeyhe ait. Tabii iş yalnızca bununla da sınırlı kalmıyor. Çünkü bu cemaatin bir de kurumsal bir yapısı var. Ve en güçlü oldukları işkolu belediyelerle gerçekleştirdiği ihale anlaşmalarıdır. Sonraki kazanç kalemi ise yayıncılık diyebiliriz. Bugün Semerkand Yayın Grubu içerisinde yer alan Genç Okur, Mavi Fidan, Mostar, Semerkand, Semerkan Aile dergilerinin toplam abone tirajı yaklaşık bir milyona yakın aboneye ulaşıyor. Abonelik sistemi ise eski usül işliyor; adeta titan zinciri gibi. Eş ve dostu abone yapmakla başlayan bu süreç, genelde dergâh işlerini gerçekleştiren müritlerin üstün çabasıyla abone kazandırarak bu yayınların ayakta kalmasını ilk günden bugüne dek organize ediyor.

Yayıncılık sektöründeki bu hareketlilik sonrası Semerkand Yayın Grubu’nun 2010 yılında temeli atılarak faaliyete giren Semerkand TV’de de ulusal çapta yayın yapmaktalar. Ayrıca aynı ad ile bir radyo ve yayınevleri de bulunuyor. Gıda sektöründe de varlığını sürdürerek dergahlarında temel gıda ürünlerini fişsiz, faturasız satışlar gerçekleştiriyorlar. Nakış Gıda adlı firma etiketiyle birçok ürün imal edilerek, piyasaya sürülüyor. Balpeteği, Beyruha, Galip Çay, Gül Nida, Katık, Name, Nakşet, Sebat Zeytin bu alt kuruluşun gıda ürünlerinden bazıları. Hatta bir ara HimNet adı altında başarısız bir internet servis sağlayıcısı girişimleri de olmuştu. Fakat yeterince talep görmediği için proje sonlandı. Tüm bunların yanı sıra saraciye ve pek daha fazla sektörde de irili ufaklı yatırımlarla faaliyet veriyor olmaları sebebiyle yapılanmaları birbirinden bağımsız birçok bağ ile de kuvvetlendirilmiş durumda. Yani tehlikenin boyutu epey büyük. Devletle yakın temaslarının bulunması sebebiyle birçok imtiyaz sağlanan bu cemaat, yaklaşık yarım çeyrek yüzyıl sonra Türkiye’nin birçok alanında söz sahibi olacak bir güce erişmiş olacak. Yine de Türkiye olarak yaşadığımız tüm geçmiş olaylardan sonra hala savunabilmesi bir acziyet ve rezalet olarak tarihe geçecek.

“İmtiyazlar Silsilesi”
Geçmiş demişken; Menzil tarikatına kamuoyuyla tanışması gazeteci İsmail Saymaz ile belirginleşmeye başlasa da Avukat Fidel Okan’ın iddiasıyla ayyuka çıkmış; tekrar hatırlamak gerekir ise Sağlık Bakanlığı’nın Menzil tarikatının araçlarda kullandığı GVS plakalı uçaklar satın alındığı öne sürülmüştü. Çalkantı yaratan bu iddia hızla yayıldı. Ki gerçekdışı bir haber de değildi. Cemaat, sonraki nesillere devretmek suretiyle günümüze gelen ve gidecek olan tasavvuf ekolü savunuyor ve yine kendi ifadeleriyle emanetçisi oldukları manevi bir terbiye ocağı olduğunu belirtiyor. Fakat laikliğin değeri anlaşılıp din sömürücülerine karşı önlem alınmadığı sürece bahsi geçen tüm tekke ve zaviyelerin durumu ne yazık ki apaçık bellidir. Bugün Fetullahçı Terör Örgütünün yerini alacağı iddia edilen bu cemaat tipolojik olarak diğer cemaatlerden farksız olmasa da vasfı, niteliği veya niceliği gereğince değerlendirilmeli. Çünkü onların Fetullahçı Terör Örgütü gibi güvenlik zafiyet unsurları içermediği öne sürülerek birçok durum gibi bu durumun da örtbas edilmesine dair çeşitli iltimaslar sağlandığına işaret edebiliriz.

Menzil tarikatı tipolojik olarak da diğer tüm cemaatlerden farklı kılan şey müritlerinin farklılıklarıyla ön plana çıkıyor. Müritlerinin büyükçe bir çoğunluğu eski hükümlü, uyuşturucu bağımlısı ve genel hatlarıyla farklı nüansları var. Bu da aslında ikinci bir benzeri Fetullahçı Terör Örgütü vakasında oluşabilecek sorunların vahametini gözler önüne serer. Çünkü kitle psikolojinden yola çıkarak söyleyebiliriz ki; kalabalık grupları var eden en önemli nokta birbirini besleyen grupların arasındaki farklılıktır. Ve grup fanatizminin korkutucu olan yanı da ideolojik etkenler öne sürülerek varlıkları bir arada tutulan grup üyeleridir. Ki bahsi geçen örneklendirmelere bakıldığında Menzil tarikatı bu açıdan diğer tüm gruplardan farklı. Çünkü tipolojik olarak bu kimseler, Fetullahçı Terör Örgütü gibi pasifize edilmiş ve uyutulmuş zihinlerden kısmen ayrışıyor. Farkı oluşturan şey ise gerek sosyo-ekomomik, gerek ise sosyo-ekonomik sebepler nedeniyle burada çıkış kapısını bulmuş olan müritlerdir. Yarın öbür gün oluşacak güvenlik sorunları daha şiddetli ve karmaşık bir hal alabilir. O güne dek bunu bekleyip görmek yerine verilen imtiyazların sorgulanması en akılcıl davranış olacaktır. Aksi halde ne olur diye düşünmek bile yersiz. Çünkü cemaat ve tarikatlar bu ülke için en büyük tehlikelerden listenin en başında yer alan bir etkendir.

Hatta tuhaftır ki; darbe girişimi sonrası Fetullahçı Terör Örgütü’nden boşalan saflarda onların yer alacağı dillendirilmeye başlaması tesadüf değil. Menzil tarikatının konumlandığı bu safların arka planında neler gerçekleşeceğini hep birlikte görüyor olacağız ama daha şimdiden bazı nüanslar da gün yüzüne çıkmaya başladı. Tarikata bağlı olduğu bilinmekte olan Beşir Derneği de yakın bir zaman önce film sektörüne de el atmış; 21 Eylül’de vizyona girmesi beklenen “Bırakma Beni” isimli filmin yapımcılığını Menzil tarikatına bağlı olan Beşir Derneği üstlenmişti. Bu durum, Menzilcilerin de Fetullahçı Terör Örgütüyle aynı yolu izlediğine dair iddiaları perçinlemeye dek vardı. Fakat görmezden gelinmekte olan gerçekler ve sağlanan imtiyazlar neticesinde Türkiye’nin olası bir kaosa ortamına sürükleneceğini bilmiyor gibi davrananlar sorumluluk duygusuyla hareket etmelidir. Aksi halde Türkiye’nin tekrar kandırılmayacağına kim garantör olabilir?