Türkiye, cemaat ve tarikatlar için adeta bir cennet. Çünkü aidiyet hissini hayatının her alanına entegre etmeyi seven birçok kimse, bir yere ya da bir kişiye bağlı olmaya ihtiyaç duymakta. Tabi olmaya ihtiyaç duyan ve yönlendirmelere açık olan insan tipolojisi neticesinde nice sorun veya sorun yaşansa da yeniden inanmaya çalışıyorlar. Ve doğacak sorunları fark etmeye de bir o kadar kayıtsızlar. Sayısız belirginsizleşen tarikatlar ve cemaatler neticesinde bir yığın inanç kapısı aralanmasına sebep oluyor. Bunlardan biri ve belki de gelecek on yıl içerisinde varlığını ve müritlerince beslenen tüm köklerini Türkiye’ye yayacak olan Menzil tarikatına dikkat çekmekte yarar var. Peki, Menzil tarikatı nasıl bu kadar büyüdü, ardında neler var? Gücünü nereden alıyor ve en önemlisi ne yapmak istiyorlar?

Menzil tarikatının tanınması ilk olarak Muhammed Raşit Erol tarafından 1930 yılında ün salarak başlasa da 1960’lı yılları buldu. Fakat asıl tanınır hale gelmesi 1991 yılındaydı. O yıl, Muhammed Raşit Erol’un elini 17 yaşındaki Murat Erol öptü ve enjeksiyon aletini Raşit Erol’un öptüğü eline batırdığında ise şırıngada bulunan tarım ilacı sebebiyle Muhammet Raşit Erol eski sağlığına kavuşamadı. Yaklaşık iki yıl sonra da hayatını kaybetti. Bu olay sonrasında Fevzeddin Erol tarikattaki dümeni ele aldı.

Fevzeddin Erol dönemi karmaşayla iç içeydi. Bu dönemlerde jandarma tarafından Menzil dergahına baskın yapıldı. Şaşırtıcı bir gerçek vardı. Sebebi ise gözaltına alınanlardan 35’i kamu görevlisi olmasıydı. Aralarında polis, öğretmen, müdür düzeyindeki bazı kişiler ile irticai faaliyetleri nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilmiş eski askerler de bulunuyordu. Afyon Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Fevzeddin Erol hakkında 1999/679 esas sayılı iddianame hazırlanarak; Afyon 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 16 Ocak 2001 tarih ve 2001/312 sayılı kararla dava ertelendi. Hakkında yasaya muhalefet suçundan kamu davası açılan Fevzeddin Erol ve diğer sanıklar bu olaydan sonra Ankara’da dergâh açıp faaliyetlerin burada yürütmeye devam etmişti. Ardından çok da bir şey değişmedi.

İstanbul, Küçükçekmece’de, bu dergahların biri vasıtasıyla Menzil’e 2013 yılında ilk ziyaretimi gerçekleştirmek üzere yola çıktım. O dönemler mesleğin başındaydım ve yerel bir gazetede çalışıyordum. Menzil ile ilgili söylentilerin bir süre sonra sıklıkla kulağıma gelmesi sebebiyle, gidip göz atmam gerektiğini düşündüm. Gittiğimde ise yaratılan sözde büyülü gerçekliğin ne olduğunu gözlerimle görmüş oldum. Sokaklarda hiçbir kadının olmadığı, oldukça farklı bir yerdi Menzil. İstanbul’da ve birçok şehirde halen yüzlerce dergâhı bulunan cemaatin temelleri bilindiği gibi adını aldığı Menzil köyünde atılmıştı. Sözde şeyhi kitleleri hipnotize eden bir illüzyonist olarak tanımlamıştım, halen de öyle olduğunu savunuyorum. Menzil’e adım atıldığı o ilk andan itibaren tarikat üyelerine kutsal bir görev atfedilmiş gibi davranıldığını söylemek yerinde olur.

Yılın belirli tarihlerinde kafileler ile bu köye akın eden “sofiler” Menzil köyüne yüzlerce kilometre yolu otobüslerle geliyor; bu uzun yolculuğun dahi sevap olduğuna inandırılıyordu. Oraya ne zaman giderseniz gidin, kulaktan kulağa fısıldanan bir şey vardır. O da hiç şüphesiz Uzakdoğu ya da Avrupa’dan çeşitli kimselerin rüyalarında şeyhi görerek buraya geldiğini duymaktır. Belki de bu Menzil’e ilk kez yeni gelen yabancıların döndüklerinde bu anı başkalarına anlatmak istemelerinden kaynaklıdır. Fakat tekrar Menzil’e gitmeyi düşündüğüm şu günlerde, Muhammed Raşit Erol’un eline batırılan zehirli iğne sonrası bugün Menzil’e gitmeye kalksanız; kontrol ve aramaların son derece detaylı ve rahatsız edici olduğunu, telefon veya benzeri kayıt cihazlarının girişinin yasaklandığını ve kesinlikle görüntü alınmasını istenmediğini, korumalarının genelde gönüllü olarak seçildiğini ve bu kişilerin neredeyse her semtte bulunan dergahlarındaki “sofi” ya da “kurban” diye adlandırdıkları kişilerden oluştuğunu bilmek gerek.

Ziyaret ettiğim yıl henüz büyük camiinin minaresi yapılıyor, şeyhi ziyaret etmek isteyen müritler camiinin içinden avluya uzanana dek sıkış tıkış bir arada bekliyor; camii içinde ya da dış avluda yatıyordu. Yatsı namazı öncesi müritler camii girişinde kortej kuruyor, şeyhi görerek cezbeye gelen “sofiler” bulunduğu yere çöküyor veya mağfiret diliyordu. Yatsı namazı sonrası gerçekleşen tövbe merasiminde şeyhin bulunduğu bölümden uzatılan şeyhin elinde tuttuğu sarık bezleri müritleri uzatılıyor, tövbe edecek kişi bunları tutarak tövbe merasimine başlıyordu. Mürit ile şeyh arasında manevi bir bağ oluştuğuna inanılan bu ritüel, şeyhin ettiği son söze dek devam ediyordu. Şeyhin söylediği her kelimenin müritler tarafından tekrar edilip, adaba uygun bir şekilde tövbe merasimi son bulduğunda ise “rabıta” denilen ritüele geçiliyor, tövbe eden mürit sabaha dek hiç kimseyle konuşulmadan sabah namazına dek suskunluğunu koruyordu.

Sabah namazı sonrası bu aşamaları tamamlayanlarsa ilahi bir huzur bulduğunu anlatmaktan erinmiyor, süt dökmüş kedi misali tövbe adabına uygun davranmaya çalışıyordu. Yemekhanede şifalı olduğu söylenilen çorba ve ekmeğin yenme sırası da sabah namazının hemen sonrasıydı. Gün içerisinde tüm namaz saatlerinde dükkanların kapatıldığını ve hiçbir ticarethanenin satış yapmadığını da belirtmek gerekir. Fakat Menzil’de ve Menzil’in dışında ticaret anlayışı çok farklı. Bugün dahi Menzil’in birçok ticari kuruluşu, yayın organı ve pek daha fazlası var.

“Cemaatin Kurumsallık Kazanmış Hali”
Menzik, yayıncılık sektöründeki boşluğu görerek Semerkand Yayın Grubu’nu kurdu. 2010 yılında temeli atılarak faaliyete giren Semerkand TV’de ulusal çapta yayın yapmaktalar. Ayrıca aynı ad ile bir radyo ve yayınevleri de bulunuyor. Gruba bağlı olarak Mavi Fidan, Mostar, Semerkand, Semerkand Genç Okur, Semerkand Aile adında çeşitli dergiler yayınlanmaya devam ediyor. Bu yayınlarda abonelik sistemi halen eski usül işliyor; adeta titan zinciri gibi. Eş, dost, akrabaları abone yapmakla başlayan bu süreç, genelde dergâh işlerini gerçekleştiren müritlerin üstün çabasıyla abone kazandırarak bu yayınların ayakta kalmasını ilk günden bugüne dek organize ediyor. Yurtiçinde ve yurtdışında da birçok temsilcilikleri bulunuyor. Tirajları ise yarım milyondan fazla…

Menzil’in faaliyetlerini artırmak amacıyla gıda sektöründe de varlığını sürdürüyor. Dergahlarında temel gıda ürünlerini fişsiz, faturasız satışlarla yapılarak, Nakış Gıda adlı firma etiketiyle birçok ürün imal edilip, piyasaya sürülüyor. Balpeteği, Beyruha, Galip Çay, Gül Nida, Katık, Name, Nakşet, Sebat Zeytin gibi firmalar ise bu alanda faaliyet gösteren bazı alt kuruluşlarının bazıları. Hatta bir ara HimNet adı altında başarısız bir internet servis sağlayıcısı girişimleri de olmuştu. Fakat yeterince talep görmediği için proje sonlandı. Tüm bunların yanı sıra saraciye ve pek daha fazla sektörde de irili ufaklı yatırımlarla faaliyet veriyor olmaları sebebiyle yapılanmaları birbirinden bağımsız birçok bağ ile de kuvvetlendirilmiş durumda. Ek olarak sağlık sektöründe bir süredir kamuoyunda yer bulan Emsey Hospital ve birçok alanda devletle yakın temaslarından dolayı imtiyaz sağlanan Menzil, yaklaşık bir on yıl sonra Türkiye’nin birçok alanında söz sahibi olacak bir güce erişmiş olacak.

Menzil tarikatı tipolojik olarak da diğer tüm cemaatlerden farklı kılan şey müritlerinin farklılıklarıyla ön plana çıkıyor. Müritlerinin büyükçe bir çoğunluğu eski hükümlü, uyuşturucu bağımlısı kişiler. Bu da oluşabilecek çeşitli sorunların vahametini gözler önüne serer. Çünkü kitle psikolojinden yola çıkarak söyleyebiliriz ki; kalabalık grupları var eden en önemli nokta birbirini besleyen grupların arasındaki farklılıktır. Ve grup fanatizminin korkutucu olan yanı da ideolojik etkenler öne sürülerek varlıkları bir arada tutulan grup üyeleridir. Ki bahsi geçen örneklendirmelere bakıldığında Menzil tarikatı bu açıdan diğer tüm gruplardan farklı. Çünkü tipolojik olarak bu kimseler, Fetullahçı Terör Örgütü gibi pasifize edilmiş ve uyutulmuş zihinlerden kısmen ayrışıyor. Farkı oluşturan şey ise gerek sosyo-ekomomik, gerek ise sosyo-ekonomik sebepler nedeniyle burada çıkış kapısını bulmuş olan müritlerdir. Yarın öbür gün oluşacak güvenlik sorunları daha şiddetli ve karmaşık bir hal alabilir. O güne dek bunu bekleyip görmek yerine verilen imtiyazların sorgulanması en akılcıl davranış olacaktır. Aksi halde ne olur diye düşünmek bile yersiz. Çünkü cemaat ve tarikatlar bu ülke için en büyük tehlikelerden listenin en başında yer alan bir etkendir.  Görmezden gelinmekte olan gerçekler ve sağlanan imtiyazlar neticesinde Türkiye’nin olası bir kaosa ortamına sürükleneceğini bilmiyor gibi davrananlar sorumluluk duygusuyla hareket etmelidir. Aksi halde Türkiye’nin tekrar kandırılmayacağına kim garantör olabilir?