Enformasyon sözü “iç şekillenme” demektir. Zira, en ön takısı iç ve form da şekil demektir. Enformasyon dalgası da bağlantısal bütünselliği oluşturan bir dolanıklık dalgası olarak düşünülebilir. Dolanıklık sadece mikro âleme ait bir olgu değildir. Yaşadığımız makro âlemde de dolanıklık örnekleri bulunur. Örneğin, beyindeki nöronların dolanık durumda olmaları sayesinde düşüncenin belirdiğini savunan birçok bilim insanı vardır.

Doğada bağlantısal bütünsellik içine girmiş olan bir grup atom önce amino asitleri ve ardından RNA denen ilk enformasyon içeren molekül zincirini oluşturmuştur. İlk canlıların ise bir tür virüs olarak ortaya çıktıkları düşünülmektedir. Zira virüslerde DNA çift sarmal zinciri olmayıp, tek sarmaldan oluşan RNA molekül zinciri vardır. Virüsler başka bir hücreye girdiklerinde, hücrenin DNA’sını kullanarak çoğalırlar. Zira DNA çift sarmallıdır ve bu sarmal ikiye ayrıldığında hücre ikiye bölünüp çoğalır. İlk çoğalabilen yaşam türü ise ‘arkaea’ adı verilmiş olan tek hücreli canlılardır. Demek ki yaşam denen olgu arkaealerın ikiye bölünerek çoğalması ile başlamıştır. Fizik biliminde bu ikiye bölünerek çoğalma olgusuna ‘çatallaşma’ deniyor.

Çatallaşma noktasına ‘kritik nokta’ da denebilir. Zira, bu noktada sistem önce ikiye ardından dörde, sekize. Ve hep ikiye katlanarak çoğalır. Her nokta belli bir matematik denklemin tekrar edilerek kendi üzerine döndürülmesi sonucu elde edilmiştir. Kendi üzerine döndürmeye ‘iterasyon’ denir. Basit bir HP-65 hesap makinesiyle iterasyonları tekrarlayarak çatallaşma olgusunu bulan kişi Mitchell Feigenbaum adlı Amerikalı matematikçidir.

Canlılık olayı, iterasyon sayesinde ikiye bölünerek artan tek hücreli canlılarda başlamıştır. Doğanın en temel yasasının enerjinin korunumu yasası olduğunu söyledim. Bu yasanın gereği olarak arkaealardan bakteriler türemiştir. Bakterilerde, arkaealardan farklı olarak, DNA molekül zinciri ayrı bir zar içindedir. Böylece bakterilerde bir dış zar ve DNA’yı koruyan ikinci bir zar vardır. Bu sayede bakteriler enerjilerini arkaealardan daha başarılı bir şekilde korumayı başarmışlar ve arkealardan daha gelişmiş bir tür olarak dünyaya yayılmışlardır. Çatallaşmayı matematikte ‘iterasyon’ metodunu kullanarak bilgisayarda görüntülemiş olan Benoit Mandelbot 1975 yılında ‘fraktal’ adını verdiği görüntüleri dünyaya göstermiştir. Demek ki canlı dediğimiz varlıklar, kritik noktada beliren çatallaşmanın sonucunda çoğalarak ortaya çıkmış olan fraktal yapılardır. Dünyada bu kadar çok canlı türünün bulunuşu ve evrim dediğimiz olgu, kritik noktada oluşan çatallaşmaların sonucudur.

Canlı varlıklarda çatallaşma, kritik noktada tek hücreli bir yapının ikiye bölünmesi ile başlamış ve zamanla karmaşık yapıların oluşmasına neden olmuştur. Kritik noktada oluşan ikiye bölünme olayına ‘öz üretim’ demeyi uygun buluyorum. Öz üretim kavramı “kendinden varoluş” anlamını içerir. öz üretim kavramı dilimizde henüz bulunmasa da onu ‘autopoiesis’ sözünün karşılığı olarak öneriyorum. Autopoiesis sözü “kendinden üretim” demektir. Bu söz kendi demek olan “auto” ile üretim demek olan “poiesis” sözlerinden oluşturulmuştur.

Autopoiesis, bir sistemin karmaşası ile içinde bulunduğu ortamın karmaşası arasındaki oran olarak tanımlanabilir. Bir canlının içinde bulunduğu ortam ne kadar karmaşıksa öz üretimin belirmesi de o kadar olasıdır. Sadece doğada türlerin belirmesinde değil, insanların sanat ve bilim üretmelerinde de karmaşık ortamların etkisi çoktur. Savaşan toplumlarda yaratıcı fikirlerin ortaya çıktığını biliyoruz. Demek ki, canlılık ve yaratıcılık, bağlantısal bütünlük sonucunda beliren bir özüretim olgusudur.