Bilgi yaşamda belirleyici rol oynayan bir etkendir. Canlıların çoğu kaynağını türlerine ait bilgilerden alan kalıtsallaşmış içgüdülerinin ve sınırlı öğrenme kapasitelerinin mümkün kıldığı ölçüde yaşama tutunmaya çalışırken insan bilgi edinmeyi ve kullanmayı çok farklı bir boyuta taşıyarak diğer türlere üstünlük kurma kendisine büyük bir avantaj sağlamış ve dünyaya hâkim olma hayalini gerçeğe dönüştürmüştür. Bilginin önemi tarih boyunca giderek artmış, yeni bilgilere erişmek ve onu kendi yararı için kullanmak için girişilen faaliyetler her an biraz daha kızışan bir mücadeleye dönüşüp avcı-toplayıcı toplulukların önce tarım yapan yerleşik topluluklara, sonra da karmaşık sanayi toplumlarına dönüşmesinde etkili olmuştur. İçinde bulunduğumuz çağ ise bizzat bilgi toplumu çağı olarak adlandırılıyor.

Giderek Büyüyen Bir Uçurum
Gündelik yaşam pratiklerinden elde edilen deneyimlerden süzülen bilgiler zaman içinde her bir toplumun kendine özgü yaşam tarzını ortaya çıkaran kültürlere dönüşürken, bilgi-bilgelik sevgisi anlamlarını barındıran felsefenin akıl yürütme yoluyla en doğru ve geçerli bilgilere ulaşma çabası bilimin ve bilimsel yöntemlerin doğmasına zemin hazırlayarak insanlığın yükselişini hızlandırmıştır. Bilginler, mucitler ve adı bilinmeyen araştırma sevdalıları keşifleri ve buluşlarıyla yeni ufuklar açmış, yeni çağların başlamasına önayak olmuşlardır. Bilgi teknolojileri, enformasyon, dijital iletişim, bilgi üretimi ekonomisi gibi kavramların havada uçuştuğu günümüzde ise bilgi üretimi her geçen gün biraz daha hızlanıyor. Bu alanda bir gösterge olarak ele alabileceğimiz patent başvurularına baktığımızda bilgi üretiminin bir yarışa dönüştüğü ve gelişmiş ülkelerle diğer ülkeler arasında giderek büyüyen bir uçurumun oluştuğu belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Avrupa Patent Ofisi tarafından 2018 yılında hazırlanan bir rapora göre 2017’de dünya genelinde yapılan patent başvuru sayısı 166 bin 594 iken 2018 yılında bu rakam yüzde 4,6 artışla 174 bin 317’ye yükseldi. Bu alanda başı ABD çekerken Almanya, Japonya, Fransa, Çin, İsviçre, Güney Kore, İngiltere, İtalya ve Avusturya ilk onda yer aldı. Aynı dönemde patent başvuru sayısı 911’den 572’ye gerileyen Türkiye ise listeye dahil edilen elli ülke arasında 23’üncü oldu. Patent başvurularının ülke nüfusuna oranı dikkate alınarak yapılan listede ise 37’inci sırada kaldı. Uzmanlar söz konusu başvurularda meydana gelen her yüzde 11’lik artışın ülke ekonomisini yüzde bir büyüttüğünü belirtiyor. Bu rakamların ışığında bilgiyi üretip onun sunduğu olanaklardan yararlanmanın önemi net bir şekilde anlaşılabiliyor.

Güç Mücadelesi ve Bilgi
Ne var ki, insanın bilgiyi üretip yeniden ve yeniden kurgulayarak yeni düşünceler, kavramlar, fikirler, bunlardan doğan yeni yaşam tarzları ortaya çıkarma yeteneği, deneyim ve birikiminin zenginleşip çeşitlenmesini sağlayarak hayatını kolaylaştırmış olsa da, bir yandan da onu gerçeklerden saptırıp çıkarlar dünyasının tuzaklarla dolu labirentlerine çekerek haksızlıklarla, güç mücadeleleriyle, korku ve acılardan beslenen zalimliklerle dolu hayat koşullarının oluşması tehlikesini de beraberinde getirmiştir; çünkü nihayetinde bilginin etkisini onun hangi amaçla kullanıldığı belirler.

Bu açıdan bilginin güç arayışı ile ilişkisi dikkate değerdir. Çevresini kontrol etmek için güce odaklananlar açısından bilgi hem daha fazla güç elde etmek için ulaşılması gereken, hem de gücün muhafaza edilmesi ve başkalarının güç sahibi olmasının önüne geçilmesi için büyük bir titizlikle saklanması zorunlu olan bir gereksinimdir.

Kişiye avantaj sağlayan bilgilerin başkalarıyla paylaşılmasının istenmediği ve bir sırra dönüştüğü sıklıkla gözlenebilmektedir. Leziz bir yemeğin tarifi, beğenilen bir içeceğin formülü bile bu gizleme çabasından payını alabilir. Tarifler, formüller ve reçeteler çok ısrarlı talepler karşısında gönülsüz ve eksik olarak verilebilir. Bilgi üzerinden para kazanmak, şirketleri, kurumları, ülkeleri yönetmek ve rakiplerle mücadele etmek gibi durumlar söz konusu olduğunda ise ele geçirme ve koruma çabası örtülü ve adı konmamış bir savaşa dönüşebilir. Günümüzde Coca-Cola, Pepsi Co, McDonald’s, KFC gibi şirketler ürünlerine tadını veren gizli formüller için akla hayale gelmedik güvenlik önlemleri alıp bu alanda dudak uçuklatan rakamlar harcamaktan çekinmezken çok uluslu şirketler arasında özellikle ileri teknoloji alanında yaşanan sanayi casusluğu olayları kimi zaman haberlere konu oluyor.

İnternette Hacker Savaşları
İnternetin tüm dünyayı kapsayan yaygın bir ağa dönüşmesi sağladığı birçok yararın yanında önemli bilgilerin korunmasını tehlikeye atıp çalınması ve tahrif edilmesi tehlikesini de beraberinde getirdi. Hacker adı verilen bilgisayar korsanları oturdukları yerden gerçekleştirdikleri siber saldırılarla kişilere, şirketlere, kurumlara, devletlere orduların verebileceğinden daha büyük, zararlar verebiliyor. McAfee yazılım şirketinin yaptığı araştırmalara göre sadece internet kanalıyla yapılan sanayi casusluğu faaliyetleri dünyada her yıl 500 milyar dolarlık bir zarara yol açıyor. 2019’da yayınlanan bir habere göre ise siber saldırıların yarattığı hasar üç trilyon dolara ulaştı. Üstelik bu saldırıların kaynağı çoğu zaman anlaşılamayıp karanlıkta kalıyor. İşin ilginç tarafı da şu: Uzmanlar sanayi casusluğunun çoğu zaman müttefik ülkeler arasında gerçekleştiğini belirtiyor. Örneğin ABD’nin yurt dışındaki operasyonlarından sorumlu olan ünlü istihbarat teşkilatı CIA 1987 yılında yaptığı bir açıklamada Japon istihbarat servislerinin yüzde seksen oranında ABD sanayisine ve teknolojisine yöneldiğini belirtmişti. FBI da 1992 yılındaki açıklamasında Fransız istihbarat servislerinin ABD’deki büyük sanayi ve teknoloji şirketlerini hedef aldığını dile getirmişti.

Devletler tüm gelişmeleri anında öğrenip dünya düzenindeki yerlerini koruyup sağlamlaştırmak ve ortaya çıkabilecek yeni fırsatlardan yararlanmak amacıyla kurdukları istihbarat ağlarının filmlere konu olan sıradışı yöntemlerle bilgi toplamaları ve oluşabilecek tehditleri ortadan kaldırmaları için ellerindeki bütün imkânları kullanıyor. Yalnızca ABD’de on yedi ayrı istihbarat örgütünün bulunduğu ve Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Ofisi Direktörlüğü’nün çatısı altında faaliyet yürüttükleri belirtiliyor. Biz sıradan fanilerin romanlarda merakla okuyup filmlerde keyifle izlediğimiz aksiyon dolu maceralar gerçek dünyada bilgi peşindeki istihbarat görevlilerin gündelik hayatlarının bir parçası haline dönüşebiliyor.

Dünyayı Çalkalandıran İddialar
Dünya son birkaç yıldır Facebook’un üyelerini gözlediği, Google’ın içerik çalmakla suçlandığı, Çin’in LinkedIn’de casus avına çıktığı, Rusya’nın kendisine ihanet ettiğinden şüphelendiği eski casuslarını zehirlediği, Avrupa’yı istikrarsızlaştırmak için gizli bir yapılanma oluşturduğu, Suudi Arabistan vatandaşı muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki başkonsoloslukta, Suudi Arabistan’dan gönderilen ve bizzat Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın talimatıyla hareket eden özel tim tarafından öldürüldüğü, Venezuela’nın ABD’li oyuncu Angelina Jolie’yi CIA ajanı olmakla suçladığı, CIA’nin birçok ülkede “Kara Bölge” olarak adlandırılan sorgu merkezlerinin bulunduğu ve buralarda terör şüphelisi saydığı tutsaklara çeşitli işkenceler yaptığı iddialarıyla çalkalandı. Bu tür haberler çoğunluk tarafından kısa bir süre sonra unutulsa da bilginin çoğunlukla güce ve güçlüye hizmet ettiği bir dünya düzeninde yaşadığımızı gözler önüne seriyor.

Böyle bir ortamda bilgi dünyayı daha iyi, daha güzel ve yaşanılası bir yere dönüştürmek için kullanılan bir araç olmaktan çok güçlü olanın gücünü koruyabilmek ve kendisine çıkar sağladığı düzeni sürdürebilmek adına kullandığı bir silaha dönüşmüş durumda. Açlığı, susuzluğu, hastalıkları yok etmek, çevre kirliliğini önlemek, altyapı sorunlarını çözmek, yoksullukla mücadele etmek, eğitim kalitesini yükseltmek, sosyal sorunlara çare bulmak için son derece sınırlı ödenekler ayrılırken silah ve savaş teknolojisinin geliştirilmesi için muazzam kaynaklar ayrılıyor. 2014 yılında yayınlanan bir haberde gelişmiş ülkelerin silahlar ve ordular için insani yardımlara verdikleri desteğin 130 katını harcadıkları belirtilmişti. 2019 yılında yayınlanan bir haberde de küresel askeri harcamaların 2018’de 1,8 trilyon dolara ulaştığı kaydedilmişti.

Tüm Dünyaya Yapılan Kötülük
Bilgiyi genelin yararına değil de belli bir kişinin ya da grubun çıkarları için kullanmak yalnızca insanlığa değil tüm dünyaya yapılan en büyük kötülüklerden biri. Bugün dünyanın her an biraz daha büyüyen bir yaşamsal tehlike ile karşı karşıya olmasının temelinde bu çıkarcı düşünce yatıyor. Bilgili olmakla bilge olmak arasındaki temel ayrım da bu noktada başlıyor. Cehaletin kaynağı çoğu zaman bilgi sahibi olmamakta değil, bilginin en doğru ve faydalı bir şekilde nasıl kullanılacağını düşünmeyerek bencilce hareket edip hatalı ve yıkıcı sonuçlara çıkan yollara sapmakta yatar. Genelin yararına için kullanılmayan bilgi kaosa hizmet eder.