Merkez Bankası mayıs ayı toplantısında politika faizini yani bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını elli baz puan daha indirerek yüzde 8.25 seviyesine çekti. Merkez Bankasının her toplantı da yaptığı faiz indirimleri reel faiz oranımızın sürekli eksiye gitmesine yol açıyor. Bu konuda yakında küresel ekonomilerde en fazla eksi reel faiz veren ülke olarak tarihe geçeceğimiz aşikâr. Bu durum kırılganlığı maksimum seviye de arttırıyor. Peki, algı yönetimiyle ekonomi ne kadar yürür? Teknik terimlere fazla girmeden mümkün olduğunca sade bir şekilde, bu algı yönetiminin nasıl yürütüldüğüne hep birlikte bakmalıyız. Bu indirimin ekonomiye yansıması nasıl olacak? Veya piyasalara göstergelerin olumlu seyrettiği algısı mı yaratılıyor? Şimdi bu soruları cevaplamaya çalışalım.

Merkez Bankası başkanı değiştikten sonra her Para Politikası Kurulu toplantısında faiz indirimi kararı alındı. Alınan kararlar piyasa beklentilerinin sürekli üzerinde gerçekleştirildi. Türk Lirası bu alınan kararlar karşısında sürekli değer kaybetmeye devam etti. Dikkat edelim, bu değer kaybetme olayı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının devamlı olarak rezervlerindeki dövizleri satmasına rağmen yaşandı. Kamu bankalarının görev zararları yazmaları göze alınarak yapılan hamleler, kısa vadede ancak stabil bir durum yarattı. Piyasaların işleyiş mekanizmasına müdahale edildiğinde anlık olarak olumlu tepki alabilirsiniz ancak dalgalı kur rejiminde uzun vadede kesinlikle kaybedersiniz.

Küresel ekonomilerde yaşanan eksi faiz dönemi, gelişmiş ekonomilerin faiz indirimi ve parasal genişleme yapabilmesinin önünü açtı. Bu durumu fırsata çevirebilen gelişmekte olan ekonomiler, uzun vadede hem kaydi yatırımcı hem de fiziki yatırımcıyı ülkesine çekebilecek. Salgın dönemini fırsata çevirebilen ekonomiler, yeni küresel düzende üst sıralarda yerlerini alacak. Bu yaşanan parasal genişleme ve faiz indirimi süreci, bizim gibi gelişmekte olan ve cari açık verdiği için sıcak paraya ihtiyacı olan ülkeler için ekstra bir fırsat yaratıyor. İşte algı yönetimi de burada başlıyor.

Yatırımcıların psikolojisini olumlu yöne çevirmek ve risk iştahını arttırmak için bu durum mümkün olduğunca göz önüne çıkarılarak kullanılmaya çalışılıyor. FED tarafından yapılan hamlelerin, ekonomi politikasının ve diplomasinin yetersiz kalması,yapısal reformların gerçekleştirilmemesi sebebiyle bize olumlu etkisi minimum seviyelerde kalıyor. Dünya parasal genişleme dönemi ülke ekonomimiz için mümkün olduğunca fazla şekilde kullanılarak yapılan algı ile alınan kararlar rezerv gücü ve enflasyon-faiz dengesi ile örtüşmüyor.

En büyük hata Türk Lirasının eksi reel faiz ile güçsüz pozisyona gelmesine rağmen dünyadaki konjoktörün bu yönde olmasından dolayı, atılan adımların piyasalara çok normal gibi gösterilmesidir. En büyük problemlerden biri de ekonominin çok iyi gittiği, işsizlik seviyesinin salgından sonra azalacağı ve enflasyonun sürekli düşeceği algısıdır. Şunu da belirtmek gerekir ki, enflasyonun sürekli düşmesi iyi değildir; belli seviyelerden sonra ekonomiye zarar verir. Belirli parametreler gerçekleşmediğinde ülke ekonomisinin büyümesini yavaşlatır. Gelişmiş ülke kategorisinde bulunan ülkelerin bu sıkıntıyı yaşadığını görebiliyoruz.

Türkiye ekonomisi diğer küresel ekonomilerden çok başka seviyededir. Güçlenebilme potansiyeli çok yüksek olup, yanlış ekonomi politikaları ile maalesef yerinde saymaya hatta son beş yıl da gerilemeye devam etmektedir. Algı yönetimi ile ekonomi politikası yürütülmeye çalışılmakta ve günü kurtarmak adına gelecek feda edilmektedir. Siyasi manevralar ile ekonomik manevralar aynı değildir. Başta yapılan algıyı sonradan geri alarak piyasaları normale döndürmeye çalışmak çok sert tepkiler verir. Bu dediğimiz olay da en çok küçük yatırımcıya yapılır. Elinde bulunan mevduatı güvenli bir limana yani emtiaya veya değerlendirmek üzere türev işlemlere yatıran yatırımcılar yapılan algılar sebebiyle zarar ettirilmeye çalışılır. Zaten burada amaç bu kesimi manipüle etmektir.

Yatırımcılar kendilerini piyasalardan çektiğinde aslında kaybeden büyük yatırımcı yani firmalar olmaktadır. Çünkü halka arz ile hisse satışı gerçekleştiren firmalar sermayelerini büyüterek daha çok yatırım yapma ve üretim kapasitelerini arttırarak daha hızlı büyüme imkanını yakalamaktadır. Firmalar sadece üretim yaparak değil faaliyet dışı karlar ile de talep düşüklüğü yaşansa da bilançolarını büyüterek kar marjlarını arttırmaktadır. Kısa vadede kurtarılmaya çalışılan piyasalarda bu algı yönetimi yüzünden yatırımcıların zarar etmesi ile çıkışlar yaşanması, firmaların faaliyet dışı karlarının düşmesine neden olur. Bu durum piyasalarda hızlı bir düşüş gerçekleştiğinde domino etkisi ile daha fazla çıkış yaşanmasına, şirketlerin değerlerinin düşmesine ve nakit akışlarının bozulmasına kadar gider. Şirketlerin karlarını maksimize edememesi üretimi doğrudan etkileyerek istihdam kaybı yaşanmasına sebep olur. Bunun devamında da büyük bir ekonomik durgunluk dönemine girilmesi kaçınılmazdır.